Kaybedemeyeceğimiz Son Savaşın İçindeyiz...

Kaybedemeyeceğimiz Son Savaşın İçindeyiz...
Yorum & Perspektif

Kaybedemeyeceğimiz Son Savaşın İçindeyiz...

YORUM 

 

Kaybedemeyeceğimiz son savaşın içindeyiz…

 

Tekmil arızalı gezegen sisteminde,

Medeniyette toptan çöküşün eşiğinde,

Kaybedemeyeceğimiz son savaşın içindeyiz…

 

Kısa ve hızlı bir dünya turu yapacak olursak yeryüzünde “manzara-i umumiye”yi üç ana başlıkla şöyle özetlemek mümkün görünüyor:

1)    Gezegen ölümcül bir hastalıkla malûl; derhal “ameliyata” alınmalı.

2)    Medeniyet hızla çöküyor; “köprüden önceki son çıkış”tan çıkmalıyız.

3)    Öncekilerin hepsinden farklı bir savaştayız: kaybetmeye dayanamayız.

 

Ne olacak bu gezegenin hali?

2020 yılı, gezegenimizin ahvalini ve geleceğini kesin olarak belirleyecek onyılın başlangıcı. Bilim dünyasının en yeni verilerinden çıkan genel ve âcil durum tablosu böyle görünüyor. Birleşmiş Milletler öncülüğünde, dünyanın birçok yerinden seçilmiş uzman bilim insanlarının “Gelecek Şimdi - Sürdürülebilir Gelişmeye Ulaşabilmek İçin Bilim” başlıklı 200 küsur sayfalık kallavi rapor böyle diyor. (Bkz.;https://sustainabledevelopment.un.org/content/documents/24797GSDR_report_2019.pdf)

Geleceğin belirleneceği bu onyılın başlangıcının hemen başında, 30 Ocak 2020’de internette çarpıcı bir video-mesaj yayınlandı. Britanya’nın önde gelen gazeteci, yazar ve aktivistlerinden George Monbiot, gezegenin yokoluşa sürüklenişi konusunda kapsamlı bir sınıf ve sistem analizini kısacık bir video ile yeni yılın ilk günlerinde önümüze getiriverdi. Neredeyse 34 yıldan beri ekoloji ve çevre konusunda hem yazı ve kitaplarıyla hem de bilfiil “sahadaki” çalışmalarıyla hatırı sayılır bir mücadele veren Monbiot, yeni açılan bir internet gazetesi olan Double Down News’da sunduğu 18 dakikalık özlü videoda durumu şu başlıkla veciz bir şekilde özetlemekteydi:

Kapitalizm gezegenin kanseridir, çok geç kalmadan operasyon yapalım.”

Radikal bir ekonomik ve sosyal sistem analizine girişilen bu videoda yeryüzünün korkunç gidişatı bir paragraf içinde şu şekilde özetlenmekteydi:

“... gezegen faciasına birazcık bakalım şimdi. Ve unutmayalım ki, bu sadece iklimin çökmesi değil; gezegen sistemlerinin tam tekmil arıza yapması: Toprağı kaybediyoruz, temiz suyu kaybediyoruz, böcekleri kaybediyoruz, bu gezegeni paylaştığımız tüm diğer canlı türlerini kaybediyoruz, mercan kayalıklarını kaybediyoruz, yağmur ormanlarını, denizleri, her şeyi her şeyi kaybediyoruz ve bu kaybediş olağanüstü bir hızla gerçekleşiyor. Nefes kesici bir hız bu. Her şey ömrüm boyunca asla görmeyeceğimi sandığım hızla gerçekleşiyor. Torunlarım görür diye korktuğum şeyleri daha şimdiden görüyorum ben - ve o kadar da yaşlı değilim.”

(http://acikradyo.com.tr/editorden/kapitalizm-gezegenin-kanseridir-cok-gec-kalmadan-operasyon-yapalim)

Bunun temelindeki itici gücün de “büyüme” kavramı olduğunu belirten gazeteci, sonlu bir gezegende sonsuz büyüme hırsının, felakete çıkarılmış yaldızlı bir davetiyeden başka birşey olmadığını söylüyor ve tümüyle yeni bir ekonomik sisteme derhal geçilmesi için hızla hareket etmenin geleceği kurtarabilmek için insanlığın önündeki tek -ve son- şans olduğunu başka bir yoruma pek yer bırakmaksızın, gayet net bir anlatımla ortaya koyuyordu.

Medeniyet dediğin...

Geleceğimize dair her şeyin belirleneceği bu onyıl başlangıcının ikinci önemli yazısı “İklim Seferberliği” (The Climate Mobilization) adını taşıyan ABD kökenli sivil toplum örgütünün genel seferberlik çağrısı idi. Kuruluş, tüm ekibin destek ve katkılarıyla kaleme alınıp, kuruculardan Ezra Silk imzasıyla 25 Şubat 2020 tarihinde yayınladığı kısa ve özlü ama hayli çarpıcı bildiriyle yeryüzündeki “manzara-i umumiye”yi şu veciz başlıkla dile getiriyordu:

Medeniyetin çöküşüne giden uçurumun eşiğinde durmaktayız.”

Bildiri daha sonra, ABD’nin “hal-i pür melâli”nden başlayıp dünyanın hal-i hazırdaki içler acısı durumunu şöyle özetlemekteydi:

“ABD, Büyük Bunalım (the Great Depression) ve II. Dünya Savaşı yıllarındaki kadar derin bir krize sürüklenmiş durumda... liman şehirleri yokoluşla karşı karşıya ... kent ve kırsal kesim ahalisi hizipleşme ve yoksulluk adaları halinde unufak olmuş... California ve Amazon yağmur ormanları cayır cayır yanmakta... Karayip adaları bir çeşit kuşatma altında... Permafrost denen sürekli donmuş toprak tabakası eriyip çözülmede... [Avustralya gibi] kıtalar toptan tutuşmuş halde... Her yerde hukukun üstünlüğü ağır saldırı altında... Birçok yerde gelir eşitsizliği tarihte niçbir zaman görülmediği kadar yüksek... Demagoglar [yani halk (t)avcıları] dünyanın birçok yerinde yönetimi ele geçirmiş durumda... Milyonlarca insan, çökmekte olan toplumlarının enkazı altında yokolup gitmemek için oralardan köşe bucak kaçarak kendilerine güvenli bir yer bulma telaşında...”

Silk ve ekip arkadaşları, bu eşi benzeri görülmemiş genel felaket hali karşısında tek çıkar yolun sistem değişikliği yapmakta olduğunu söylüyorlar. Tabandan yükselen, şimdiye kadar eşi benzeri pek görülmemiş büyüklükte bir halk hareketinin, gene benzersiz bir kitlesel seferberlik hali ilan etmesinden başka bir çıkar yol olmadığını belirtiyorlar. Geleceği kurtarabilmek için bir âcil durum durum seferberliği ilan etmekten ve zafer kazanmaktan başka yol görmüyorlar. Bir de, iklim ve ekoloji krizinin meydana getirdiği acil durum (OHAL) çağında, dünyanın her yerinde ilkeli ve cesur siyasi liderlere duyulan köklü ihtiyacı dile getiriyorlar; bu çerçevede de, kendi ülkeleri ABD’de gelecek yıl -sekiz ay sonra- yapılacak başkanlık seçimleri için yarışan demokratik sosyalist senatör Bernie Sanders’a açık desteğini ilan ediyor İklim Seferberliği örgütü. (https://www.commondreams.org/views/2020/02/25/we-need-unprecedented-mobilization-fight-climate-emergency-thats-why-we-endorse)

İnsan türünün kaybetmeye dayanamayacağı tek savaş!

Dünyanın birçok yerinde onyıllardır görev yapmış ve sayısız ödül almış Amerikalı gazeteci Robin Wright, 2020 Şubat’ında New Yorker dergisinde yayımlanan çarpıcı Antarktika röportajına yukarıya aldığımız şu cümleyi manşet olarak seçmişti: “İnsan türünün kaybetmeye dayanamayacağı tek savaş…”

Neredeyse yarım yüzyıldır dünyanın dörtbir yanında savaşları, devrimleri ve ayaklanmaları anlattığını belirten gazeteci, insan hayatının kaybından ve çarpışan tarafların kendilerini imha eden uygulamalarından her zaman büyük üzüntü duymakla birlikte bunlara duygusal açıdan hep mesafeli baktığını, ama Antarktika’da savaşı “farklı bir prizma”dan gördüğünü söylüyor ve ekliyor: “Burada düşman, bendim.”

Yeryüzünün bu en soğuk, en vahşi, en rüzgârlı, en yüksek ve en esrarengiz kıtası küresel ısıtma yüzünden 40 yıl öncesine göre 6 kat daha hızlı eriyor! Malta adası büyüklüğünde bir bir buzdağı Şubat’ta, İstanbul’un üçte birinden büyük bir buzdağı da 2019 Eylül’ünde kopup gitmiş, denizin seviyesini yükseltmeye koyulmuştu bile...

Neredeyse yarım yüzyılın tecrübeli savaş muhabiri Wright, iklim-medeniyet-savaş üçlüsü arasındaki karmaşık dengenin ortadan kalkmasıyla ortaya çıkan ölümcül bağlantıyı, bilimcilerin ağzından şöyle naklediyor:

“Yeryüzündeki buzun miktarı, onbin yıl önce insan medeniyetinin yaratılmasında canalıcı bir rol oynadı: iklim tarihçileri bu olguyu ancak yirminci yüzyıl sonunda keşfettiler. Günümüzün bilimcileri ise buzun önümüzdeki binyıllarda da medeniyetler arasındaki barışın anahtarı olduğunu belirtiyorlar… Woods Hole Araştırma Merkezi’nin kıdemli bilimcilerinden Spencer Glendon ‘Antarktika’nın istikrarının, büyüklüğünün ve buz kütlesinin, dünyanın ne kadar şiddet dolu bir yer haline geleceğini göstermek için hiç de fena bir simge olmadığını’ belirtiyor ve ekliyor: ‘İnsanlık, gezegenin üzerinde zuhur ettiği ilk yüz doksan bin yıl boyunca ılıman bir iklim peşinde oradan oraya dolaşıp durdu; zira buzlar ve çöller muazzam sarkaçlar halinde habire yer değiştirip duruyorlardı. Derken, MÖ 10.000 yıl civarında iklim istikrara kavuştu. Kararlı denge kurulunca güzel yerler artık hep güzel kaldı. İstikrarlı bir iklim, insanların göçebe olmaktan kurtulmasına yardımcı oldu. İşte insanlık yerleşik düzene böyle geçti; insanlığın ilk medeniyetleri kurması için gerekli zaman ve alanlar da böyle oluştu.’”

(https://www.newyorker.com/news/dispatch/antarcticas-ice-the-one-war-that-the-human-species-cant-lose)

Geri dönüşü olmayan tarih

2019 yılı sonlarında özel bir toplantı yapan BM’ye bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin -yani dünyanın- önde gelen bilim insanlarının oluşturduğu en büyük heyet, dünya sıcaklığının endüstri çağına göre 2C derece artmasının önüne hemen geçilmezse dünyanın 12 yıl içinde geri dönüşü olmayan noktaya gelebileceğini belirtmişti. ABD’nin Ulusal İstihbarat Konseyi eski direktörlerinden Matthew Burrows da, yine 2019’da küresel riskler üzerine yazdığı bir raporda bu geri dönüşü olmayan nokta tarihi olarak 2035 yılını, yani en geç 15 yıl sonrasını öngörmüştü. Her iki bilimsel rapor da bizi gene buz(ul)ların durumuna, onların insan medeniyetini yeşertip beslemesindeki can alıcı rolüne geri getiriyor. Wright’ın derinlikli makalesinin sonunda iki bilim insanından yaptığı şu iki alıntı ile bitirelim:

“Glendon bana dedi ki: [Küresel ısınma ile] ... Gelmekte olan ya da olup biten şey, dünyanın kararlı dengesinin sonu. İnsani açıdan bakarsak bu, göçlere dönüş anlamına gelir. Ne var ki, artık birkaç milyonun değil, birkaç milyar insanın göçünden bahsediyoruz.

“Antarktika’ya gitmeden önce, Dartmouth’da deniz buzları uzmanı Donald Perovich’e danıştım. Savaşlardan bahsetmeye koyulduk. ‘Bütün savaşlarda galipler ve mağluplar olduğunu söyleyebiliriz. Savaşın ardından toplumlar yollarına devam ederler’ dedi bana. ‘Kendilerini toparlama ve ilerleme imkânları vardır. Ne var ki, iklim değişikliğine bir savaş olarak bakarsan, önümüzde herşeyi kapsayan çok ciddi bazı sonuçlar olduğunu görürsün.’

“Ve ekledi: ‘Bu savaşı kaybetmeye gelemeyiz.’”

Eh, o zaman, biz de yazımızı şu soruyla bitirelim isterseniz:

Ne dersiniz dostlar, gelebilir miyiz?