Bundan tam 13 yıl önce, sevgili editörümüz Gila Erbeş’in önerisiyle, Lübnan kökenli Linda Saad Bildirici’nin (z’’l) yaşam öyküsünü dinlemek üzere, Linda & Hıdır Bildirici çiftinin evlerine konuk olmuştum. Kıvrak zekâsı, etkileyici hafızası ve muhteşem misafirperverliğiyle hafızama yer etmiş olan Linda Bildirici, 1955 Haziran’ında Beyrut’tan İstanbul’a gelip “Pansiyon Hayat”ta konakladığını anlatmıştı. İlk kez ve yanında ailesinden kimseler olmadan geldiği İstanbul’da, tedirgindi. Ancak, pansiyon sahibi Selim Hayat’ın eşi Nazima Hayat ve kız kardeşi Roza Hayat, gencecik Linda’ya “anne şefkatiyle” yaklaşmışlardı.
Bu yazımızın konusu, ağırlıklı olarak 1930’lu-50’li yıllar arasında faal olmuş “Pansiyon Hayat”… Refik Saydam Caddesi (Şişhane) üzerindeki bu pansiyon, toplumumuzdan kimileri için güvenli bir konaklama yeri, kimileri içinse yuvaydı. Pansiyonun odaları arasında üç tekerlekli bisikletiyle gezinip, günlük istihkakını daimî pansiyonerlerden “bonbon” şeklinde toplayan bir de sevimli kız çocuğu vardı: Nazlı Hayat… Nazima ve Selim’in oğulları Abut ile Sümbül Bildirici Hayat’ın kızları… Nazlı Hayat Erbeş’le, çocukluğunun “Pansiyon Hayat”ını konuştuk.

Sümbül Bildirici Hayat (1918-2004)
Ailenizden ve bir pansiyon açma fikrinin nasıl oluştuğundan söz eder misiniz…
Dedem (“Cıddo”m) Selim Levi Hayat, kardeşleri Roza Levi Hayat ve Abraham Levi Hayat1 ile 1900’lü yılların başlarında Halep’ten İstanbul’a gelmiş. Benim ana dilim Arapça; çünkü evde hep Arapça konuşulurdu.
Cıddom 1915 yılında, babaannem (“Sıtto”m) İstanbullu Nazima Beraha ile evlendi. Üç çocukları oldu: halam Lora (1916-1977); babam Abut (1918-1984); ve halam Röne (1922-2009). Ailemiz sonradan “Levi” soyadını bırakıp, “Hayat” soyadını korumuş.
Haliç Apartmanı’nda (Şişhane) doğdum ve gelin olana kadar orada yaşadım. “Pansiyon Hayat” 1930’larda kurulmuş. Aile büyüklerim, kaşer2 hizmet veren bir pansiyonun, bir boşluk dolduracağını düşünmüş olmalılar. Karşı daireyi de kiralayarak, pansiyonu açmışlar.

Sümbül Bildirici & Abut Hayat düğünü (1945) - Cabra Bildirici, Suzi Beraha, Sümbül Hayat, Abut Hayat (soldan sağa)
“Evde hep Arapça konuşulurdu” dediniz. İstanbullu olan babaanneniz Nazima, Arapçayı sonradan mı öğrendi?
Annesi Sefarad Yahudisi, babası Arap’tı. O nedenle, Judeo-Espanyol’u da Arapçayı da biliyordu. Hatta Rumca da konuşurdu.
Pansiyonun nasıl bir müşteri kitlesi vardı?
Türkiye'nin farklı bölgelerinden toplumumuz üyeleri, İstanbul’da Pansiyon Hayat’a gelirlerdi. Mesela Urfa ve Gaziantep’ten… Bir de Tante (Teyze/Hala) Linda [Bildirici] gibi, Beyrut’tan gelen kızlar vardı. Orada evlenmek istemedikleri için, Türkiye’den İsrail’e gitmek üzere gelip Pansiyon Hayat’ta kalırlardı. Ailemizde, Pansiyon Hayat’ın vesile olduğu, benim bildiğim beş evlilik gerçekleşti:
Kuzenim Avraam Berto Dayan, annesi ile babasının tanışmalarının, Pansiyon Hayat sayesinde olduğunu anlatmıştı: Halep’ten İstanbul’a gelip Pansiyon Hayat’ta konaklayan Şaya Dayan, orada tanıştığı, Feride-Abraham Hayat’ın [Mısırlı Udî İbrahim] kızları Behiye Bea Hayat ile evlendi (1931). Halamın [Röne Hayat Anter] eşi [Nisim Anter] Urfa’dan pansiyona gelmişti. Birbirlerine âşık olup evlenmişler. Annem Sümbül (1918-2004), Gaziantep’ten gelmişti. Onlar da babamla [Abut Hayat] pansiyonda karşılaşmışlar ve birbirlerine âşık olmuşlar. Tante Linda ile Hıdır [Bildirici] dayımın ve Tante Nina ile büyük dayım Cabra’nın [Bildirici] evlilikleri de Pansiyon Hayat sayesinde gerçekleşti. Tante Nina da Beyrut’tan gelmişti.
O zamanlar, Pansiyon Hayat’tan başka bir de Pansiyon Rabinoviç vardı. Daha çok Aşkenaz toplumu bu pansiyona rağbet ederdi.
Nazlı Anter & Sami Şalom düğünü - En solda Roza Hayat; en sağda Nazima Hayat; sağdan ikinci Nazlı Hayat (Erbeş)
Günde üç öğün yemek veren bir pansiyon işletmek kolay olmasa gerek… Nasıl bir iş bölümü vardı?
Cıddom uzun bir süre finanstan sorumluydu - 1955 yılında vefat edene kadar… Mutfağın yükü ağırlıklı olarak Tante Roza’nın sırtındaydı. Alışverişe ve sonraları para pul işlerine ise, Sıttom bakardı. Sıttom her sabah radyoyu açar; haldeki sebze meyve fiyatlarını dikkatle not eder; sonra da yardımcısıyla Kuledibi’ne alışverişe giderdi. Tabii radyodaki fiyatlar çoğu zaman pazardakilere uymazdı! O zaman satıcılar babaanneme, “Madam madam, sen git radyodan yap alışverişini!” derlermiş [Kahkahalar]. Et ve tavuk alışverişleri, kaşer et satan Kasap Dalva’dan yapılırdı.
Tante Roza mutfakta oturur, Gelincik sigarasını tüttürür ve iki yardımcısıyla bütün gün yemek pişirirdi. Yemekleri o kadar lezzetliydi ki! Hâlâ bir sürü yemeğin tadı damağımda…
Azarya adında bir iğneci vardı; iğne yapmaya pansiyona gelirdi. Sıtto’nun talimatıyla, ilk önce Azarya’ya kahvaltısı verilirdi. Bu işlere hep Tante Roza yetişirdi.

Bir yaş günü daveti - Sümbül Hayat, Abut Hayat, Klod Şaşo, Jo Şaşo, Davut Bildirici, Nazlı Şaşo, ?, Linda Bildirici, Zekiye Bilmen Kohen (soldan sağa)
Tante Roza’nın mutfağında neler pişerdi?
Ağırlıklı olarak Sefarad yemekleri, çünkü pansiyonerlere daha uygundu… Benim en çok sevdiğim “medyas de tomat”3 adlı yemekti. Tavuk sık sık pişirilirdi. Sonra tas kebap, pilav, bezelye… Yani klasikler her zaman vardı. Bir de beyin pişirirdi Tante Roza ve ben kaçardım [Kahkahalar]. Bunun yanı sıra, domates ve biber salçaları, ayva reçeli ve loapı (jölesi), ayrıca gül şeklinde dikilmiş portakal kabuklarından reçel gibi ürünler de hazırlardı.
Oturma odasında yemek yenirdi. Akşam yemeklerinde pansiyon ahalisi upuzun bir sofrada bir araya gelirdi. Öğle yemeklerinde kişi sayısı daha azdı; çünkü işe gidenler vardı. Ve tabii akşamları bazen misafir de olurdu.

Biraz da daimî pansiyonerlerden, hafızanıza yer etmiş olanlarını analım…
En dipteki odada yaşayan bir Madame (Bayan) Behar vardı. Kimseyle konuşmazdı. Biraz sert bir kişiliği vardı. Meğer o bir Holokost kurtulanıymış... Geceleri sokakta köpekler havlardı. Bu kadıncağız aşağı iner; adamlar bulur; köpekleri sustursunlar diye onlara para verirdi. Yürek parçalayıcı bir hikâye!
Madame Behar’ınkine bitişik odada iki halam kalırdı. Onların yanındaki odada da, Burla Biraderler’de çalışan iki kız kardeş yaşardı. Pansiyonerlerden bir de Madame Mefano vardı. Aile üyeleri ziyaretine gelirlerdi…
Bir de Çanakkaleli Mademoiselle (bekâr bayan) Varon vardı. Dr. Davut Kohen’in dedesi Cemil Beraha, Sıttomun kardeşiydi. Bazen onlar da akşam yemeğine kalırlardı. O da rahmetli çok nüktedan bir kişiydi. Çok şakalaşırdı Mademoiselle Varon’la…
Biz bazen halamın oğlu Rıfat’la [Anter] yaramazlık yapardık. Sıtto ve Tante Roza meyveleri arka odada saklarlardı. Biz Rıfat’la gider, odadaki bütün mandalinaları yerdik. Akşam bir bakarlardı: Pansiyonda meyve kalmamış!
Bazı öğleden sonraları, Sıtto’nun arkadaşları gelirdi. Ya kunkam (konken) ya da poker oynarlardı…
Sıtto oyuna da vakit bulurdu yani [Kahkahalar]…
Pansiyonda akşamları udlu kanunlu fasıllar olurdu. Masada şarkılar söylenirdi. Her gece bir atraksiyon vardı! İnanılmaz güzel günler yaşanırdı orada… Çok ama çok neşeli bir ortamdı! Bir de annemin sesi çok güzeldi. Akrabalar çoktu o zaman ve bol bol düğün olurdu. Düğünlerde şarkıcı olmazdı tabii; annem akraba düğünlerinde de hep şarkı söylerdi.
Renkli bir çocukluğunuz olmuş…
Evet, çok renkli… Hatırlarım, üç tekerlekli bir bisikletim vardı. Pansiyonu kapı kapı dolaşırdım, “Ben geldim!” diye. Herkes bana bonbon verirdi. Sonra karşı daireye geçer, oradan da bonbon toplardım [Kahkahalar].
Pansiyon ne zaman kapandı?
Cıddo vefat ettikten sonra ben Sıtto ile kalmaya başladım. Sıtto kalp hastasıydı. Oksijene ihtiyacı olurdu; ona oksijenini ben verirdim. Sıtto, ikisi kız ikisi erkek dört kardeşti. Hastalandığı ve yataktan kalkamadığı zaman, tedavisini kız kardeşinin oğlu, iç hastalıkları uzmanı Dr. Selim Baruh yaptı. Sıtto 1962’de vefat etti. Kuzenim Rıfat’la arkasından çok ağladık; o kadar seviyorduk ki onu… O da bizleri çok severdi. Sıtto vefat ettikten sonra pansiyon kapandı. Bu durum, pansiyonun daimî müşterileri için çok üzücü oldu. Pansiyon kapandıktan sonra bayramlarda hep dayılarıma giderdik…

Nazlı Hayat Erbeş
Sümbül Bildirici Hayat ve Abut Hayat’ın tek evladı olarak, 1946 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nin ardından, İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde lisans ve Boğaziçi Üniversitesi Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans derecelerini tamamladı. 1983 yılından bu yana klinik psikolog olarak yetişkin, çift, çocuk ve ergen terapileri uygulamaktadır. Nazlı Erbeş iki evlat ve dört torun sahibidir.
Dipnotlar:
1) Mısırlı Udî İbrahim Efendi (Abraham Levi Hayat) (1879-1948) - Virtüozite seviyesinde ut icraları ve besteleriyle, Klasik Türk Müziğine önemli katkılarda bulunmuştur. 500’e yakın eseri olduğu bilinmekle birlikte, bunların yalnızca 56’sının kendisine ait olduğu kanıtlanmıştır. Sinagoglarda seslendirilmek üzere bestelenmiş dinî eserleri de vardır. Millî Mücadele’de orduya katılıp bando şefi olarak görev yapmış olup, ayrıca sanatını Atatürk’ün huzurunda icra etmiş bir sanatçıdır.
Döneminin ünlü udî ve bestekârı Mısırlı İbrahim Efendi (Abraham Hayat), ağabeyi udî Selim Hayat’la Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün huzurunda verdikleri konser sonrası anı fotoğrafında (orta sıra, soldan 3. ve 2.); 1930’lar
2) Yahudiliğe göre yenilmesinde dinen sakınca bulunmayan ürünler.
3) Domatesin oyularak etli/pirinçli harçla doldurulmasıyla yapılan bir tür dolma/graten yemeği.
Kaynakça:
Altaras, R. (2016). Işık kaynağı. R. N. Bali (Der.), Meçhul Yahudiler Ansiklopedisi II içinde (ss. 59-65). Libra Kitap.
Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu. (t.y.). Udî Mısırlı İbrahim Efendi. www.devletkorosu.com
Demir, A. H. (2024, Haziran). Türk mûsikîsinde Mısırlı İbrahim Efendi ve besteleri [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi]. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.






