1976 yılından beri yönetmen ve oyuncu olarak amatör tiyatro faaliyetlerini sürdürmekte olan sanatçı İzzet Bana, 1978’den 2003’e kadar KULA ’930 oyununa büyük emek verdi. Bugüne dek, toplumumuza ait derneklerde 50’ye yakın oyunu yönetti ve pek çok anı biriktirdi. Bana, 40 yılı aşkın süredir Judeo-Espanyol kültürü ve müziği ile ilgili araştırma ve arşiv çalışmalarını da sürdürmekte. 2004’te çocuk korosu olan Estreyikas d’Estambol’u, 2005’te de NES adlı yetişkin korosunu kurdu. İzzet Bana, verdiği tiyatro dersleri ile Türk Yahudi Toplumunda her yaş grubuna tiyatro sevgisini aşılamayı başarmıştır. Los Paşaros Sefaradis grubunun kurucusu ve solistlerindendir. Bu yıl oluşturulmasına başlanan JudArt web-sitesine arşivinden paylaştığı bilgilerle de katkıda bulunmuştur.

Nasıl bir çocuktun, ailende sanatçı genleri var mıydı?
Ben bu işe, çok küçükken başladım; evdeki çocuk oyunlarım hep tiyatroydu. Bar Mitzva yaşıma kadar kendime ait bir dünyam vardı. İş hayatına başladığımda, bir yandan da derneklerimizdeki tiyatro oyunlarında aktif oldum. İş yerinden işimi aksatmadan, telefonlar yağdırır ve programlar yapardım. Her yıl, derneğimizin mütevazi sahnesinde oynanacak, büyük bir prodüksiyon yapardık. “Aile” olarak adlandırdığım arkadaşlarımız 2-3 kişiden 5-10 kişiye, derken giderek çoğaldı...
Genlerime gelince, büyükbabam hokkabazmış. Din ayırımı yapmadan, tüm sünnetlerde, eğlence yerlerinde Dümbüllüvari şapkasını ve çantasını alır, herkesi, özellikle de çocukları eğlendirirmiş. Bunları görmek için çok küçüktüm ama büyüdüğümde onu bana çok anlattılar.

İzzet Bana, 1978-2003 yıllarında İstanbul, İzmir sahneleriyle İsrail turnelerinde 90 kez sahne alan KULA ’930 adlı oyunun hem yönetmeni hem de “Haham” rolüyle oyuncusu oldu. KULA’nın, Sefarad Tiyatrosu’nda dönüm noktası olduğu söylenebilir. Beğeniyle izlenen KULA, yönetmenliğini 2017’de Ferit Kohen’in üstlendiği yeni bir proje olarak defalarca sahneye kondu.


Kula oyununun yazarları (soldan sağa) İzzet Bana, Jojo Eskenazi Gözcü, Selim Hubeş, Yuda Siliki

Başından itibaren çok büyük bir kadroyla sahne alan KULA hangi aşamalardan geçti?

KULA’nın, İstanbul sahnelerinde Judeo-Espanyol lisanında oynanan ilk oyun olması, zaten onu çok değerli kılar. O günlerde, arkadaşım Jojo Levi’nin Yehoram Gaon plaklarını dinlemiş, Jojo’nun akordeonu eşliğinde, birlikte bazı Judeo-Espanyol şarkıları derneklerde söylemeye başlamıştık. İlginç bir oyun bulup benzer şarkılarla bezenmeli diye hayal ettiğim sırada, İsrail’de oynanmakta olan bir oyundan haberdar oldum; adı “Bustan Sefaradi” idi. Konu ile mekânı değiştirerek bu oyunu ülkemize uyarlamak için hemen işe koyuldum. Şarkıların içeriğini araştırarak kimlerin hangi karaktere bürünüp, hangi şarkıları söyleyebileceklerini belirledim.
Yuda Siliki, Selim Hubeş, Jojo Eskenazi Gözcü ile birlikte oyunun senaryosunu oluşturduk. Aralıklarla, yıllarca oynanan KULA benim için çok değerlidir. Hem yönetiyor hem de oynuyor olmak çok güzeldi.


Kula 1989

2017’de KULA yeni bir proje şeklinde gündeme gelerek yeniden sahnede yer aldığında bir şeyler değişmiş miydi?
O sene, Dostluk Yurdu Derneği ve eski cemaat yöneticilerinin aldığı kararla oyuna profesyonel yönetmen olarak başarılı genç arkadaşımız Ferit Kohen atandı. Bu kararla ilgili geç haber almış olmanın burukluğunu yaşasam da, oyuncu kadrosunda yine “Haham” rolüyle yer aldım. KULA’nın yeni versiyonunda, “Moiz” tiplemesinin ağırlığı arttırıldı. Bu değişiklik, seyircinin daha fazla gülmesini sağlamış olsa da, şahsen bunun, oyunun belgesel niteliğini zayıflattığı ve diğer karakterleri gölgede bıraktığı düşüncesindeyim. KULA için çok emek verildi, büyük bir aile gibi olduk. Gerçek yaşamda, oyunculardan birbirleriyle evlenenler bile oldu; geliriyle de birçok ihtiyaç sahibine yardım uluşatırıldı. Son yıllarında, öğrencilerin eğitimlerine de katkıda bulunuldu. KULA bir çığır açmış ve klasikleşmiştir.

Senelerdir UÖML’de Türkçe Tiyatro Kulübü öğretmenliği yapıyorsun. Oyunları seçerken neye özen gösteriyorsun ve gençlere tiyatro sanatı ile ilgili neleri aktarıyorsun?
Her zaman, önceliğim hümanist konular oldu. Ayrıca, doğa ile ilgili farkındalık yaratacak oyunları tercih ettim. Bir de öğrencilerimize, Yahudi kültürünü aktaracak konuları seçmeye özen gösterdim. Sahnede ses, duruş, doğallık ve oyuncuların birbirlerini iyi takip edip odaklanmaları konularına dikkat çekerim. Bazı sahne korkusu yaşayan öğrencilerime de elimden geldiğince özgüven kazandırmaya çalışırım.


İzzet Bana ile Karen Şarhon, 1978 yılında Los Paşaros Sefaradis grubunu kurdu. Grup, Judeo-Espanyol dilinde dünyanın en zengin şarkı arşiviyle (400’den fazla), yurt içinde ve yurt dışında 300’den fazla konser verdi. 2003’te Kudüs’te, Festi-Ladino beste yarışmasında, Selim Hubeş’in bestesi ile 2.’lik ödülüne lâyık görüldü. Bugüne kadar 8 albüm çıkaran Los Paşaros Sefaradis, 2019’da “Tangos Sefaradis del Dip del Baul” adlı son albümünü çıkardı.

Judeo-Espanyol kültürünün devamı için yaptığınız bu yoğun çalışmalara aldığınız ilgi ve tepkiler nasıl?
Grubu yeni kurduğumuzda, görevim, yaşlı kişilerden şarkılar bulup repertuara katmaktı. Önceleri, toplumumuzdan bazı kişiler, “Ne işiniz var böyle eski şarkılarla?” gibi sözlerle bizi eleştirmişti. Ancak, İzmir, İsrail ve en sonunda Amerika’da turneler yaptıktan sonra, eleştiriler yerini beğenilere bıraktı. Yurt dışında gördüğümüz ilgi çok büyüktü. Özellikle de şarkıları, dedelerimiz ve ninelerimiz gibi otantik tarzda söylememiz çok beğeni topladı, hâlen de şarkı toplamaya devam ediyoruz.


Los Paşaros Sefaradis: Selim Hubeş, Karen Şarhon, Yavuz Hubeş ve İzzet Bana

1986-87 yılında, Selim Hubeş ve Yavuz Hubeş’i de aranıza kattınız. Birlikte hangi çalışmalara imza attınız?
1986’da, kanunu ile Yavuz Hubeş, bir yıl sonra da abisi Selim Hubeş gitarıyla aramıza katıldı. Tamamıyla amatör bir sound’la dünyayı dolaştık; özelliğimiz “otantik” oluşumuzdu. Konserler arasında en önemsediklerimiz: Bilsak konserleri, İsrail’deki Türkiyeliler Birliği’nin 500. yıl için Beth Hatefutsot’da tertiplediği konser, Ofra Haza ile birlikte söylemek, Mexico City ve New York Waldorf Astoria Oteli’ndeki konserler, Almanya’da 4.000 seyirci karşısında söylemek, Amerika Türk Haftası’nda New York caddelerinde şarkı söylemek, iki farklı zaman Cumhurbaşkanımızın davetlerinde söylemek ve Sezen Aksu’nun projesinde Efes-Aspendos ve İstanbul Açıkhava Tiyatrosu’ndaki konserlerimiz...


Los Paşaros Sefaradis müzisyenlerle; Los Angeles konseri, 2015 

İzzet Bana 2004’te, yaşları 8 ila 14 arasında değişen, 40 çocuktan oluşan Estreyikas d’Estambol Çocuk Korosu’nu kurdu. 2005’te “Un Kavretiko” albümünü çıkaran koro Türkiye, İspanya ve İsrail’de konserler verdi. Festi-Ladino şarkı yarışmasında 2.’lik ve 3.’lük ödülünü aldı. İkinci albümü, “Kantikas i Dichas Infantiles Sefaradis” ise 2020 yılında çıktı.

Estreyikas d’Estambol’dan bahseder misin?
Çocuk korosu çalışmalarımıza, Cemaat Başkanı Silvyo Ovadya'nın önerisi ile, Yaşar Paker Fonu’ndan yararlanarak 2004’te başladık. Bugün hâla, Hahambaşılığın desteğiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yıllar içinde, grubumuza 500’e yakın çocuk katıldı, ayrıldı.
Uzun süre devam eden çocuklara, Judeo-Espanyol dilinde söyleyecekleri, ortalama 50 kadar şarkının Türkçe açıklamasını veriyoruz ki, jestleriyle bütünleşsinler. Her pazar iki saat çalışıyoruz. Çocuklar, Nazım Kerkez’den ses teknikleri, nefes ve ritim öğrenirken, şarkı söyleme tekniklerini benimle uyguluyorlar. Gururla söyleyebilirim ki, İbranice ve Sefarad çocuk şarkıları, bayram şarkıları, ninnilerimiz ve yeni bestelenmiş Judeo-Espanyol şarkılar gibi geniş bir repertuara sahibiz.


Estreyikas d'Estambol (2018)

Ayrıca Minix Anaokulu’nda, 3-5 yaş arası çocuklara da bu şarkıları öğretiyorsun. Sence bu çalışmalar, yeni nesle Judeo-Espanyol dilini aktarmayı başarabilecek mi?
Dörtnala ilerliyoruz ama arkaya baktığımızda sadece toz bulutu görünüyor. Başardığımızı görmek beni çok mutlu eder. En azından, bu amaca hizmet eden yolda elimden geleni yaptığımı biliyorum.

Bir de yetişkinlerden oluşturduğun NES Sefarad Şarkılar Hanımlar Korosu var…
Estreyikas d’Estambol’u kurduğumda bazı aileler, “Neden biz de söylemiyoruz?” deyince, 2005’te onlarla da çalışmaya başladık. Dönemin Cemaat Başkanı Silvyo Ovadya, o sırada Yahudi Kültürü Avrupa Günü’nün programını oluştururken, bize sahne almamızı teklif etti. 15 gün gibi çok kısa bir sürede hazırlandık ve programa dâhil olduk; “mucize” gibiydi. Bu yüzden adımız, İbranicede mucize anlamındaki “NES” oldu. 2014’e kadar çalışan bu kadınlı erkekli gruptan sonra, 2017’de, bu kez sırf kadınlardan oluşan bir ekip kurdum; hâlen devam ediyoruz.


NES Sefarad Hanımlar Koroso (2017)

Bizimle paylaşabileceğin özel anıların var mı?
Sanat hayatıma “Damdaki Kemancı” müzikaliyle başladım. Jojo Levi’nin projesi kapsamında iki dernekte ve Burgazada gençleriyle 15’ten fazla oyun yaptık. Değerli tiyatro sanatçımız Nedim Saban, bizim özverili çalışmalarımızı bilen ve takip eden biri olarak beni, Zorlu’da oynanacak “Damdaki Kemancı”nın yönetmeni Mehmet Ergen ile tanıştırdı. Onunla birlikte 50 oyun oynamak, benim için çok değerliydi. Çünkü, o güne kadar tiyatro deneyimim olmasına rağmen profesyonel çalışmak bambaşka bir şeydi. Bu çalışmalardan çok şey öğrendim. Müteşekkirim.
1987’de İsrail’de, büyük hayranı olduğum ünlü şarkıcı Ofra Haza ile şarkı söylemek, beni çok heyecanlandırmıştı, “Si la Mar Era de Leche” şarkısını el ele söylemek, hiç unutamayacağım bir anımdır.
Amerika’da yaşayan 97 yaşındaki, ‘Nona’mız Flory Jagoda, geçtiğimiz seneye kadar sahne alıyordu. İstanbul’a ziyarete geldiğinde, Bilgi Üniversitesi’nde, ondan öğrendiğimiz bir şarkıyı Estreyikas d’Estambol ile beraber söylemişti. Bu da bende, çok güzel bir anı olarak yerini aldı.


Damdaki Kemancı oyunundan

Müthiş bir arşivin var; fotoğraf albümleri, araştırma notların ve pek çok belge. Kendi hayatınla ilgili biyografi kitabı yazmayı düşündün mü hiç?
Neden olmasın. Belki daha ileride oturup hayatımı kaleme alabilirim. Tüm projelerimde, önem taşıyan notları ajandalarıma yazdım. Benim için servet değerinde, pek çok belge ve kayıt içeren büyük bir arşivim var. Yani, kitap için malzemem hazır.

Yakın gelecek için projelerin var mı?
Ben proje insanıyım, dolayısıyla her zaman takvimimde yeni projeler hakkında notlar alırım. Türk Yahudi Toplumu’nda Cumhuriyet’ten bu yana kurum ve derneklerde oynanan oyunların arşivini yapmak bunlardan biri. Bir diğer projem, pandemiden sonra, “Damdaki Kemancı” müzikalinde oyuncu olmak. Bir başkası da, Sami Morhayim’in düzenlediği bir kısa film projesinde oyuncu olmak.


Not: 
İzzet Bana’nın büyük emekle hayata geçirdiği tüm projelerini Dergi’nin birkaç sayfasına sığdırmak hiç kolay değil. Estreyikas d’Estambol’un son albümü “Kantikas i Dichas Infantiles Sefaradis”in bu yaz Büyükada’da gerçekleşmesi planlanan tanıtım konseri Pandemi nedeniyle iptal oldu. Keyifle dinleyeceğiniz bu albümü, Şalom’u arayarak sipariş verebilir, dostlarınızla da paylaşabilirsiniz.