Haber fotoğrafı: Da-Vet Organizasyon'un kurucusu Dalya Akohen


Fotoğraflar: Muharrem Doğan (S & S)


Hayallerle başlayan yolculuklar vardır; küçük bir adımla başlar, ancak tutkuyla büyür. 1986’da iki çocukluk arkadaşının, nikâh şekeri üretimiyle attığı o ilk adım, bugün Türkiye’nin en köklü organizasyon firmalarından biri olan Da-Vet’i var etti. Sadece davetler değil, duygular, anılar ve unutulmaz deneyimler de tasarlayan bu ekip, kırk yıla yaklaşan geçmişinde yerelden globale uzanan birçok özel etkinliğe imza attı.

Kuruculardan biri olan DALYA AKOHEN’in anlatımıyla, yalnızca dekor değil; kültürlerin, hayallerin, ritüellerin bir araya geldiği bu renkli dünyada, Da-Vet’in nasıl bir fark yarattığını göreceksiniz. Samimi, içten ve ilham verici bir röportajla, organizasyon dünyasının perde arkasına ve Da-Vet’in ustalıkla yazdığı başarı hikâyesine davetlisiniz.

 

Da-Vet’in kuruluş hikâyesi ile başlayalım mı?
Tabi ki başlayalım. 1986 yılının sonlarına doğru, çocukluk arkadaşım olan İvet Adut ile birlikte bir iş kurmaya karar verdik. Serüvenimiz nikâh şekeri üretimi ile başladı. Dalya ve İvet’in birleşiminden oluşan Da-Vet Organizasyon, daha önce birlikte yaptığımız ithal takı işinden biriktirdiğimiz sermaye ile evlerimizden çalışarak başladı. Kısa bir süre sonra Şişli’de kiraladığımız bir apartman dairesinde işimizi büyüttük. Yıllar içinde, ekibe dahil ettiğimiz Tuna Rozant girişimciliği ve yaratıcı yetenekleri ile Da-Vet’e değer kattı. Özlem Toy ise dinamik kişiliği ile kısa zamanda müşteri portföyümüzü zirveye taşıdı. Son olarak da tasarımcı kimliğiyle Ceki Rozant, şirketimiz adına harikalar yaratmaya başladı ve Da-Vet farklı bir çizgiyle rakipleri arasında zirveye ulaşma yolunda hızlı adımlarla ilerledi.


(Oturanlar - soldan sağa: Tuna Rozant, Dalya Akohan, Özlem Toy - arkada: Ceki Rozant)

Düğünlerden, Bar Mitsva’lara kadar, kurumsal şirketlere de uzanan geniş bir yelpazede hizmet veriyorsunuz. Davet türüne göre organizasyonlarınızda nasıl bir yol izlersiniz?
Müşterilerimizin beklentileri bizim için en önemli faktördür. Önce hayalleri doğrultusunda istedikleri “event”i onların ağzından dinleriz. Taleplerine uygun yaptığımız ön çalışmalar ve ardından gelen sunumlarla, düğün veya kurumsal organizasyonlarda pek çok faktörü de göz önünde bulundurarak farklı açılardan planlama yaparız. Özellikle düğünler daha uzun soluklu bir çalışma ve aylarca süren heyecanlı bir yolculuktur.

Bu yıl 40. yılını kutlayacak olan Da-Vet’i, öne çıkaran unsurlar nelerdir?
Bu yıl 40. yılımızı kutluyor olacağız. Önceliğimiz, işimizi hem çok severek hem de çok ciddiye alarak yapmak ve bunu da tüm işlerimize yansıtmak... İstikrarlı çalışmalarımız ve güncel olmaya gösterdiğimiz önem ve dolayısıyla yeniliklere açık olmak, bu sektörde çalışarak ilerlemek isteyen gençlere yol açmak ve değişen koşullara başarıyla ayak uydurmak da bizi ileriye taşıyan unsurlardan bazıları diyebiliriz.

Çekirdek ekibe yeni kişiler eklendikçe Da-Vet de ivme kazandı. Kolay bir yolculuk değildi. Kuralları sürekli değişebilen bir rekabet içinde yaşanan uykusuz geceler, tatilsiz yazlar, hafta sonlarımızdan feragat ve daima kendimizi yenilemek zorunda olmak gibi zorlukları da olsa, bu işin renkli yanı değişik yerlerde farklı insanlar tanıyıp, yeni şeyler öğrenme ve gelişme fırsatları oldu.


Dalya Akohen

Kendinizle gurur duyup, “Bu iş bizde!” dedirten ilk büyük organizasyonuz hangisiydi?
2000 yılının başlarında hem cemaatin içinde hem geniş toplumda gittikçe değişen dekor konseptleri ile birlikte şirket olarak farklı bir yola girdik. İlk büyük işimiz üç gün üç gece süren, dünyanın en büyük çelik endüstrisine sahip Archelor Mittal’in kızının düğünüydü. Beş yüz kadar Hintli ve dünyanın birçok ülkesinden gelen misafirler Çırağan Sarayı’nda ağırlandılar. Başta Çırağan Sarayı olmak üzere, İstanbul’un prestijli mekânlarında tasarım ekibimizle unutulmaz prodüksiyonlar yarattık. İlerleyen yıllarda yerel organizasyonlar dışında yabancı düğünler, hem ülkemizi tanıtma açısından çok faydalı oldu, hem de farklı ritüelleri olan Hint düğünleri ve yeni projeler bize tecrübe ve motivasyon kazandırdı.

Sonrasında Antalya, Bodrum ve İstanbul’da Hintli ve Lübnanlı misafirleri ağırladık. Hayal, tasarım ve inşaatın iç içe geçtiği masalsı mekânlar yarattık. Her proje finalde bize yeni tecrübe ve büyük motivasyon kaynağı oldu.

Derneklerle de çalışmalarınız oluyor mu?
Evet tabii. Bazı derneklerin istekleri doğrultusunda da pek çok çalışmamız oldu. Dernek bir yardım kuruluşu ise, zaman zaman onlara sponsor da olduk. Aldığımız kararlarda ve yaptığımız işlerde herkese ama öncelikle gençlere iyi örnek olmak bizim için çok kıymetli.



Davetlerde kapsamlar ve beklentiler zamanla değişiyor mu? Siz bu yaratıcı süreci nasıl yönetiyorsunuz? İlhamı nereden alıyorsunuz?
Sektörümüzde beklentiler ve talepler doğal olarak değişiklik gösteriyor. Bu süreçte, müşteriyle ilk görüşme çok önemlidir; bir fikir alışverişidir. Ardından bizim ürettiğimiz yaratıcı fikirlerle müşterinin hayal ettiği konsepti oluşturabilmek, ciddi bir ekip çalışması gerektirir. Son aşamada ise tüm organizasyonu yansıtan bir sunum hazırlarız.

Yaratıcı süreçlerde başarılı olmak ve çok iyi gözlem yapabilmek için, değişik ülkelerde gerçekleşen fuarlara katılır, pek çok sanat ve moda etkinliğini de takip ederiz. Bunlar bize her zaman ilham kaynağı oluşturur.

Gerçekleştirdiğiniz davetler arasında unutamadığınız, sizi zorlayan ya da ilham veren özel bir anınızı paylaşır mısınız?
2017 yılının Ocak ayında Hindistan’da yaptığımız düğün ayrı bir macera ve müthiş bir deneyimdi. Türkiye’de onları ağırlamıştık ama kendi ülkelerinde organizasyon yapmak çok farklıydı. Mumbai’nin üç farklı bölgesinde oradaki yerel “event planner”larla birlikte yine üç gün üç gece süren bir çalışmaydı. Bomboş bir alanda kısa zamanda dev bir mabet kurduk. Bizimle birlikte çalışan Hintliler bu kocaman alana çiçekten halılar yaptılar. Bin kişilik rüya gibi bir düğün, adeta görsel bir şölendi.

Kurumsal hizmetlerimiz için de 15 yıldır faaliyetlerimiz devam ediyor. Ülke içinde ve dışında firmalara organizasyon hizmeti veriyoruz. Bir gün ofiste bir toplantı esnasında telefonum çaldı, toplantıya katılanlardan müsaade isteyip açtım. Abu Dabi’den arıyorlardı. Çırağan’da düğününü yaptığımız Irak asıllı müşterimdi. Kendisi Abu Dabi Şeyhinin sarayında mimardı. Bana, “Şeyhin kızının kınası var; Türk tarzı bir kına yapmak istiyor” dedi ve bizden teklif vermemizi istedi. Kısa zaman sonra, kendimizi Şeyhin uçağında sonra da sarayında bulduk. Bir tır dolusu eşya sadece Şeyhin adı yazılarak konsolosluğa bırakılmış ve Abu Dabi’ye ulaşmıştı. Saray’da iki gün iki gece oradaki hanımlara Türk usulü kına töreni hazırladık. Saraya giden 3 km yol boyunca ışıklardan yapılmış tavus kuşu ve at figürleriyle görsel bir şölen oluşturduk. Sarayın bahçesini de Hollandalı bir ışık ekibiyle çok özel bir şekilde aydınlattık.



Şimdiye dek aldığınız en sıra dışı davet talebi neydi?
Soğuk bir kış günü kendimizi bir ormanda bulmuştuk... Yaprakları dökülmüş yüzlerce ağaç, engebeli bir arazi... Bizi oraya götüren çift, düğünlerinin bu arazide olmasını hayal etmişti. Yeniköy sırtlarında bir at çiftliği… deniz gören bir orman. Hemen cevap veremedik. Zemin yoktu, mutfak, tuvalet, davet ve nikâh alanı her şey baştan inşa edilmeliydi. Arada ağaçlar çalışma alanımızda engeller yaratacaktı, öncelikte bir fizibilite raporu hazırladık. Mimar ve tasarımcımız üç hafta boyunca çalıştı, Boğaziçi İmardan izinler alındı ve müşterimize bu düğün için hayallerini gerçekleştirebileceğimizi söyledik. Düğün Haziran ayındaydı… ormanın içinde harika bir mekân yarattık. Bir yeri yoktan var etmek bizim için de heyecan verici müthiş bir deneyimdi.

Gerçekleştirmek istediğiniz ya da keşke bu işi biz yapsaydık dediğiniz bir proje var mı?
Olmaz olur mu? Mesela Paris’te Versailles Sarayında bir düğün yapmak veya Bali’nin büyüleyici atmosferinde bir çiftin rüyasını gerçekleştirmek… bunun gibi daha fazla güzel organizasyonlara imza atmak isteriz. Ve bunca senelik tecrübemizle biliyoruz ki, her şey önce hayal etmekle başlar.