Fotoğraflar: Teri Erbeş
LİAN PENSO BENBASAT, yemeğin sadece karın doyurmaktan ibaret olmadığını hepimize hatırlatan özel bir isim. 2018’den bu yana yeme içme kültürü üzerine yazılar kaleme alıyor, farklı kültürlerden insanlarla mutfak sohbetleri yapıyor ve bu sohbetleri “Köklere Dönüş” projesiyle hepimize ulaştırıyor. Yalnızca tarif değil, bir geleneği, bir hikâyeyi, kuşaktan kuşağa taşınan değerleri de anlatıyor.
Instagram’da @bukizhepac hesabıyla binlerce kişiye ulaşan Lian, şimdi de “Köklere Dönüş” kitabının içinde yeni tarifleriyle 4. baskısına hazırlanıyor. Hem dijital platformlarda hem de evlerde düzenlediği yemekli buluşmalarla kültürel hafızayı yaşatmaya devam ediyor. Şimdi sizi, Lian’la yaptığımız samimi sohbetle baş başa bırakıyoruz.
Aralık 2022’de çıkan “Köklere Dönüş” kitabınız bir kültür arşivi gibi. Kitabınızın içeriği ve bu baskılar arasında nasıl bir evrim geçirdiğinizi bizimle paylaşır mısınız?
Kitap; köklerine tutunan, yemekle geçmişini hatırlayan insanların hikâyeleriyle örülü. Her tarifin arkasında bir aile, bir gelenek ve çoğu zaman duygusal bir bağ var. Bunlar sadece tarifler değil, bence bir kültür aktarımı. Tüm tariflerin kendi hikâyesi olduğu gibi, artık QR kodu sayesinde de kolaylıkla ulaşabileceğiniz videoları ve podcast içerikleri mevcut.
Farklı etnik kökenlere sahip kişilerle yaptığınız röportajlar, çok sayıda takipçiye ulaşıyor. İzleyicilerden aldığınız geri bildirimler ve sizi en çok etkileyen yorumlar neler oldu?
Çok samimi tepkiler alıyorum. İnsanlar kendi ailelerinden izler buluyor veya başka kültürleri tanıdıkça yakınlık hissediyorlar. Röportajların ardından genellikle tarifleri deniyorlar ve bana fotoğraf gönderiyorlar. Her videonun altına birçok yorum geliyor. Bu bağ beni çok motive ediyor.

Yemek tariflerinde kültürler arası kesişmeler sık sık karşımıza çıkıyor. Siz bu süreçte farklı mutfaklar arasında nasıl benzerlikler ya da ortak noktalar gözlemlediniz?
Aynı coğrafyada yaşamış toplumlar ister istemez benzer mutfak alışkanlıkları geliştiriyor. Örneğin, ‘Mafiş’ ve ‘Petaluda’ aslında paralel tarifler; ama biri Sefarad mutfağına ait, diğeri Rum mutfağına… Malzemeler benzer, sunum farklı. Bu detaylar beni çok heyecanlandırıyor. Bazen de farklı coğrafyalarda yaşayan kişilerin mutfağında ufak malzeme değişikleriyle benzer tariflere de rastlıyoruz.
Çekimlerinizi genellikle tarifin sahibi kişilerin kendi mutfaklarında gerçekleştiriyorsunuz. Sizce farklı kültürlerde mutfak araç gereçleri, hazırlık süreçleri ya da sunum biçimlerinde belirgin farklar var mı? Bu konuda sizi etkileyen detaylar neler oldu?
Aslında kültürden ziyade yaş gruplarına göre ayırabilirim. Ancak 90 yaşında bile olsa o kişi sanırım manuel ve geleneksel pişirme yöntemleri yerine, gündelik hayatta teknoloji kullanılıyor artık. Sunum tabii ki daha farklı, kiminin sofrasında mutlaka dantelli örtüsü, geleneksel ancak sade sunumlar oluyor; kiminin ise çok daha süslü, motifli, desenli detaylar oluyor. Aile büyüklerinden kalan parçaları kullanmayı seviyorlar, hikâyelerini konuşuyoruz.
Herkes kamera karşısında aynı rahatlıkta olmayabilir. Peki çekimler sırasında sizi en çok zorlayan durumlar neler oluyor?
Evet, bazı insanlar kamerayı görünce çok kısa konuşuyor ya da içine kapanıyor. Böyle durumlarda önce birlikte bir kahve içiyoruz, biraz sohbet ediyoruz. Kamera öncesi küçük bir ısınma sohbeti çoğu zaman işe yarıyor. Onlara kamerayı unutup gündelik hayatta bana ya da torununa anlatır gibi anlatmasını istiyorum. Zaten akışa geçince gerçekten de unutuyorlar.
Üç yıl önce başlattığınız bu projeyle bugün geldiğiniz noktayı hayal etmiş miydiniz?
Kitap üç sene önce çıkmış olsa da aslında Köklere Dönüş her şeyden evvel bir dijital proje. 2019 Aralık ayında ilk bölümü yayınlandı ve o zamandan beri de düzenli şekilde tarif videolarımız devam ediyor. 2020 yılında da podcastlerimize başlamıştık. Anlayacağınız kitap aslında sonraki üründü.
Ben eski bir dergici olarak aslında yedi sene evvel gastronomi yazarı kültür araştırmacılığı üzerine bir yol haritası çizmiştim kendime. “Köklere Dönüş” projesi bunun sadece bir adımıydı. Fakat itiraf etmeliyim ki, bu işi profesyonel ve sürdürülebilir hale getirmek hiç kolay olmadı. İçerik üretimi bir yolculuk; hiçbir zaman “tamam artık oldum” diyemiyorsun. Dinamik kalmak, sürekli güncel içerik üretmek ve hedef kitleye sadık kalmak gerekiyor. En başından beri ne yapmak istediğimi çok net biliyordum ama nasıl yapacağım yolculukta şekillendi. Hiç durmadan aynı yönde içerik üretmek, tutarlılığı korumak bence bu noktaya gelmemde en büyük etken oldu.
Yolda neler değişti?
Takipçi sayısı uğruna özel hayatını vitrine çıkaranlardan hiç olmadım. İlk günden beri tek hedefim, gerçekten samimi ve işe katkı sunan içerikler üretmekti. Elbette zamanla değişen şeyler oldu. Mesela, projenin ilk yıllarında çok daha yoğun ve tempolu çalışıyordum, içeriklerim daha agresif ve düzenliydi. Ancak anne olduğumdan beri, doğal olarak önceliklerim de değişti. Yazı yazmak için her zamanki kadar bol vaktim olmuyor, pratik tarif çekimleri yapardım, sürekli yeni açılan yerleri keşfederdim, o da nispeten azaldı. Ama değişmeyen tek şey “Köklere Dönüş” röportajları… Paylaşım frekansından öte, bu içeriklerin doğru kitleye ulaşabildiğini görmek bana güç veriyor. Zamanla hızdan çok derinliğe odaklandım diyebilirim.
Son birkaç senedir özel isteğe göre turistlere, halamla beraber Sefarad Mutfağı atölyeleri de sunuyoruz, şeflere özel kapalı sofra kurduk mesela. Proje zamanla yolda değişip dönüşüyor; hayatın akışına uyum sağlıyor diyebilirim.
Lian, halası Simon Kohen ile Sefarad Mutfağı atölyeleri sunuyor
Bir senedir dijitalden çıkıp evlerde fiziksel buluşmalar yaptığınızı görüyoruz. Bundan da biraz bahseder misiniz?
Evet, bu geçiş çok doğal gelişti aslında. Farklı mutfak kültürlerini yalnızca ekranlardan değil, gerçek sofralarda paylaşmak istedim. Bu fikirle birlikte isteyenlerin evine konuk olmaya başladım. Birlikte yemekler pişiriyoruz, sofralar kuruyoruz, hikâyeleri paylaşıyoruz. O sıcaklık, o samimiyet, ekranın veremeyeceği bir bağ kuruyor aramızda. İlk buluşmamız Burgazada’da olmuştu. Küçük bir ada turu, ardından ritüelleriyle zenginleşen bir yemek… Geçtiğimiz Paskalya’da mesela, hep birlikte yumurta tokuşturduk, gelenekleri konuştuk, yaşadık. Bunlar anlatmakla değil, yaşamakla derinleşen deneyimler.
Katılmak isteyenler, bu buluşmaların tarih ve içeriklerini nereden öğrenebilir?
Tüm etkinlik duyurularımızı ve tarihlerimizi Instagram hesabım @bukizhepac üzerinden paylaşıyoruz. Oradan bana ulaşarak rezervasyon yaptırmak mümkün. Her buluşmada kültürlerin iç içe geçtiği, samimi ve zengin sofralar kuruyoruz. Herkes kendinden bir şey buluyor ve yeni bir şey öğreniyor. Son yaptığımız yemekte yanılmıyorsam 10 kişinin 6’sı daha önce yemeklerime katılanlardandı. Onlar da arkadaş, dost olmaya başlıyor bir süre sonra. Ve bence bu da işin en kıymetli tarafı oluyor.






