Haber fotoğrafı: Dr. Hayim Molinas

Çanakkale’nin her derde deva, babacan ve nüktedan hekimi Dr. Hayim Molinas, aramızdan ayrılalı uzun yıllar oldu. Bununla birlikte, yaşı yeten Çanakkaleliler tarafından hâlâ sevgi, saygı ve şükranla yâd ediliyor. Mesleki yetkinliğinin yanında, hem gece gündüz erişilebilir, hem de “gariban dostu” olması nedeniyle… Ne mutlu ki, Dr. Molinas’la özdeşleşmiş ilgi ve şefkat dolu yaklaşım, ailenin onun gibi bu yüce mesleğe gönül vermiş iki üyesince yaşatılıyor: kızı, Onkolog Prof. Dr. Nil Molinas Mandel; ve torunu, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Selen Mandel Işıklı.

Kızları Riva Molinas Salah ve Nil Kler Molinas Mandel’le, babaları Dr. Hayim Molinas’ı andık. Bu vesileyle, mesleğine aşkla bağlı; hastasına ilgi, nezaket, tevazu ve hoşgörüyle yaklaşan tüm hekimlerimizin; ve özveriyle hizmet veren tüm diğer sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi ki varsınız…

 
Raşel Gormezano Molinas oğlu Hayim’le birlikte (1924)

Doktorluk mesleğinin geleneksel olarak Yahudi aileler için ifade ettiği emsalsiz anlam, “My son the doctor” (Doktor olan oğlum) temasıyla sayısız fıkraya konu olmuş. Babanız rahmetli Dr. Hayim Molinas, ailesi tarafından bu mesleği seçmeye yönlendirildi mi?
N.M. - Evet, yönlendirildi. Babam gemi mühendisi olmak istiyordu. Fakat büyükbabam ona, “Eğer üniversite okuyacaksan, tıp oku. Yoksa Çanakkale’ye dön!” demiş. Çanakkale’de manifatura dükkânları vardı. “Orada çalışırsın” demiş. Bunun üzerine, babam da tıbba girdi. Ailenin diğer fertleri de çok onur duyarlardı babamla. Kız kardeşleri, İstanbul’dan ağabeyleri geldiği zaman, çamaşırlarını yıkar, ütülerlermiş. Çok el üstünde tutulan bir ağabeydi. Ve herkes için çok pozitif bir rol modeldi babam...

Mesleği babanız için nasıl bir anlam ifade ediyordu?
N.M. - Babam mesleğini büyük bir özveriyle ve çok severek yaptı. Çanakkale’de neredeyse iki nesil büyüttü. Baktığı hastaların iyileşiyor olduğunu görmek, onu çok mutlu ederdi.

R.S. - Annemle babam sinemaya gittikleri zaman, bazen kapıya hasta gelirdi. Sinemada olduğunu söylediğimiz zaman, babamı ararlardı. Çanakkale’deki üç sinema salonunda, filmin ortasında babamın ismini anons ederlerdi. Hangisinde bulurlarsa… Babam bunu duyunca annemi orada bırakıp, hastasını görmeye giderdi.
Bir tatil köyünde, gençten bir beyle tanıştım. Benim Çanakkaleli ve Dr. Hayim Molinas’ın kızı olduğumu duyunca, hemen annesini aradı. “Anne” dedi, “Burada kiminle tanıştım, inanamayacaksın! Kendisi Dr. Hayim Molinas’ın kızı!” Meğer çocukluğunda bir gün çok hastalanmış. Akşam vakti, çocuk doktorunun kapısını çalmışlar; fakat doktor, “Bu saatte gelemem; yarın sabah gelebilirim ancak!” demiş. Bunun üzerine, babama sormuşlar. Babam hemen kalkmış, gelmiş. Ateşler içinde yanan çocuğun başında, sabaha kadar beklemiş. Bunu hiçbir zaman unutamamışlar. “Hayim Molinas” ismini duyunca, genç adam bu yüzden çok heyecanlandı. “O benim hayatımı kurtardı!” dedi.


Raşel ve Avram Molinas, çocukları Hayim ve Estreya (Levi) ile birlikte (1926)


Babanız Çanakkale’de muayenehanesi dışında, köylere de gider hasta görürdü. Herhalde çok geniş bir hasta yelpazesi ile teması oldu. Size keyifli veya ilginç gelen anekdotları okurlarımızla paylaşır mısınız?
N.M. - Bir gün sabaha karşı bir minibüs dolusu adam kapımıza dayandı. İçlerinden biri şöyle dedi: “Dün gece beni rüyamda köpek ısırdı. Acaba kuduz aşısı olacak mıyım?” Babam, heyecan içinde cevabını bekleyen adama şu yanıtı verdi: Sen eğer rüyanda öldüğünü görseydin, bugün cenazeni mi kaldıracaktık?” [Gülüşmeler] Bu yanıtıyla, adam ve yanındakiler ikna oldular!

R.S. - Babamın bir hastasının müthiş baş ağrıları vardı. Gitmediği doktor kalmamış; sonunda babama gelmiş. Babam hastaya bir reçete yazdı. Aradan 2-3 hafta geçiyor ve hasta geliyor. “Doktor…” diyor, “Önce Allah, sonra sen! Benim baş ağrımı geçirdin!” Babam, “Nasıl? Fayda gördün mü ilaçlardan?” diye sorunca, şu yanıtı alıyor: “Tabii! Ben hemen reçeteyi hocaya götürdüm. O reçeteden bir muska yaptırdım. Takkemin altına koydum. Baş ağrısı filan kalmadı!” [Gülüşmeler]

N.M. - Doğum kontrol hapları yeni çıkmıştı. Babamın, çok sayıda çocuğu olan bir hastası, artık çocuk istemediği için babama geldi. Babam kadına hap verdi. “Her sabah bir tane içeceksin” dedi. Ama kadın doğum kontrolü yapabilir mi! Doğum kontrolü erkeğin elinde… Evde kocası kadına, “Sen yanlış anladın” diyor. “Ben içmeliyim…” Aradan üç ay geçiyor… Kadın hamile; kocasının memeleri çıkmış! [Gülüşmeler]

R.S. - Babam, örneğin Bayramiç köyüne gittiğinde, civardaki bütün köylerden hastalar oraya gelirdi. Gece de orada kalırdı. Bir yere kadar taksi götürürdü; oradan sonra o köyün hastasına eşeksırtında gitmek zorundaydı. Bir seferinde ben de onunla birlikte gittim. Benim babam 1,85 metre boyunda, 130 kilo, iri kıyım bir adamdı. Eşeğe bindik. Babam önde, ben arkada... Eşek inat ediyor; kafayı öne eğiyor, yerden bir şey yiyecek… Babam bir öne bir arkaya, sonunda düştü. Tabii ben gülüyorum! Ama adamcağız acı içinde… Neyse, zar zor köye ulaştık. Hastanın evine gittik. Önce bir ahırdan geçtik; burada bir sürü inek, keçi vardı. Oradan birkaç basamak çıkıp eve giriliyordu. Ben hayatımın şokunu yaşamıştım! Öyle kolay bir şey değildi köylere gitmek!


Albert, Riva ve Nil Molinas kardeşler


Babanızda o düşmeden bir araz kaldı mı?
N.M. - Hayır; tombul olduğu için yağları korudu onu sanırım [Gülüşmeler]… Ama bütün bu yolculukların sonunda, sarsıntıdan dolayı babam böbrek taşı düşürürdü.

R.S. - Bir şeyi anlamadıkları zaman, hastalar utana sıkıla tekrar sorarlardı. Babam, mide ülseri olan bir hastasına, “Bak şu ilaçları kullanacaksın… Bir de, çekirdekli şeyler yemeyeceksin. Domates, salatalık, patlıcan yemeyeceksin. Ne yiyeceksin? Haşlanmış makarna, sütlaç…” Şimdi adam çıkıyor dışarı, geri geliyor: “Doktor yaa! Patlıcan yiyebiliyor muydum?” Babam cevap veriyor: “Hayır”. İki dakika sonra tekrar kapıyı çalıyor: “Peki ya domates; peynirle domates?” Üçüncü, beşinci derken sonunda babamdan azarı işitirdi. Babam, bütün ilaç kutularının üzerine kullanım şeklinin yazıldığından emin olmak isterdi. Ben bazen muayenehanede çalışırdım. Bana, kullanım şeklini okunaklı bir şekilde yazmamı tembihlerdi. Ne zaman içecek? Sabah, öğlen, akşam. Aç karnına, tok karnına…

N.M. - Babam artık aramızda değildi. Bir gün Asos’ta Behramkale’ye çıktık. Orada bir kahve vardır. Oturduk; bir şeyler içeceğiz... Birisi “Kimlerdensiniz siz?” diye sordu. “Biz Dr. Hayim Molinas’ın kızlarıyız” dedik. “Uyy!!!” dedi; birdenbire içlerinden biri kalktı, gitti, bütün köye haber verdi. Köyün yaşlıları birer ikişer geldiler. Bir lehçeleri vardır onların… “Buban sağ mı?” diye sordular. Ondan sonra bize ikramlar… Çaylarımızı ödediler. “Bir daha iç; bir daha iç! Anlat; annen ne yapar?” Babaannemi de kaybetmiştik... Bunları anlattık. Çok duygulanarak, güzel anılarla ayrıldık oradan…


Rozet & Dr. Hayim Molinas


Babanızın muayenehanesi Çanakkale’deki iki katlı evinizin alt katındaydı. Bu durum annenizi ve sizleri ne şekilde etkilerdi?
N.M. - [Gülerek] Şimdi, iyi bir şeydi, çünkü babam acıkınca yemeğe yukarı gelirdi. Ama evimiz çok küçüktü: üst katta bir salon, bir yatak odası, mutfak ve tuvalet. Alt katta, hasta bekleme salonu, babamın muayenehanesi ve hemen yanındaki küçük odada -evin tek müsait odasında- annemin piyanosu… Babamla evlenince, İstanbul’daki konservatuar eğitimini yarım bırakmış olan annem, bu küçük odada saatlerce piyano egzersizleri yapardı. Babam hasta muayene ederken, piyano sesinden rahatsız olurdu. Hastalar da rahatsız olurdu. Ama yine de katlanırdı babam… Benim babam Çanakkaleli, Türk müziği seven bir adamdı sonuçta. Annemse, İstanbullu bir klasik müzik meraklısı…

R.S. - Babamın bize, “Başım tuttu” şeklinde yakındığı olurdu bazen. Onun için çok zordu. Yine de babam annemi çok destekledi. Hiçbir zaman çıtı çıkmadı. Annemin piyano çalmasıyla hep çok gururlandı. Piyanist Ayşegül Sarıca ile dönem arkadaşı olan annem, daha sonra yarım kalan eğitimini tamamladı.

N.M. - O muayenehane enteresandı; çünkü babam hayvanları çok severdi. Kedilerimiz vardı. Kediler babamın odasında, masasında gezerdi. Reçete yazarken, kediler babamın kâğıt üzerinde hareket eden kalemiyle oynarlardı. Cuma günleri Çanakkale’de pazar kurulurdu. Köylüler gelirler, mallarını satarlar, alışverişlerini yaparlardı.

R.S. - Geldikleri zaman, bir de doktor kontrolü…

N.M. - Köylüler alışverişlerini kapının arkasına bırakırlardı. Kedi gelir; fileleri karıştırır… [Gülüşmeler]

R.S. - Annemse kedilerden korkardı. Kimi zaman ayda bir, belki daha da sık, lastik eldiven takar, muayenehaneyi kezzapla dezenfekte ederdi. Ama sonra bir şekilde kedileri sevmeyi öğrendi mecburen…

N.M. - Babama gelen kimi hasta, eğer parası yoksa bir tavuk getirirdi; yumurta getirirdi. Veyahut bir sepet kayısı, bir sandık portakal… Parası olmayan, kimi zaman ödemesini böyle yapardı. Babam bazı günler de bedava bakardı. Onun için “fakir babası” derlerdi. Gelen ilaç numunelerini, imkânı olmayan hastalara ücretsiz verirdi. İğnelerini yapardı.


Liyezer Molinas, Estreya Molinas Levi, İsmet Molinas Kaspi (ayakta, soldan sağa) Berta Molinas Reyna, Raşel Gormezano Molinas, Dr. Hayim Molinas (oturanlar, soldan sağa)


Çanakkale’de doğmuş ve büyümüş kişiler olarak hangi çocukluk, gençlik anılarınız öne çıkıyor?
N.M. - Çanakkale’de çocukluğumuz güzel geçti. Çok arkadaşımız vardı… Benim küçüklükten beri arkadaşım olan Klodet Kohen (Zakuto)… Ayrıca, Suzan Hakim (Reyna), Janet Bardavit (Kumru), Tilda Sadi, Raşel Halis (Kohen), Berta Pekgöz (Pasi), Klodet Dinar (Pasi)…

R.S. - Karşımızda, Dr. Sinto Levi’nin büyükannesi Madam Luiz (Yafe) otururdu. Aynı mahallede, babaannemiz (Nonna) Raşel Molinas, bekâr oğlu Liyezer Molinas’la birlikte yaşardı. Halalarım Berta Reyna ve Estreya Levi (Dt. Sinto Levi’nin annesi), Araboğlu, Hacıoğlu, Reyna ve Haliyo aileleri de aynı mahallede otururlardı. Samimi bir ortamdı…

N.M. - İlk başta o iki katlı evdeydik. Daha sonra, onun çaprazında bir başka ev inşa edildi. Babam da başında durarak o evin inşaatını takip etti. Yan binayı da alıp evi genişletti. O zaman daha rahattık; hepimizin birer odası vardı. Artık arkadaşlarımızı eve çağırabiliyorduk.
Çanakkale’de tek bir sinagog vardı: Mekor Hayim Sinagogu… Biz “sinagog”dan ziyade “havra” derdik. Babam -eğer hastası yoksa- Şabat akşamları, Roş Aşana, Kipur ve Pesah’ta havraya giderdi. Eğer o esnada hasta gelmişse, biz havraya koşturur babama haber verirdik. Küçük yaşlarımızda, havranın bahçesinde arkadaşlarımızla oynardık.
Liseyi hepimiz Çanakkale’de okuduk. Önce ağabeyim üniversite eğitimi için ayrıldı. Sonra Riva… En son ben ayrıldım. Ben ayrılınca, aile de İstanbul’a geldi.


Dr. Hayim Molinas ve kızı Nil


Çanakkale’deki aile yaşantınızı anlatır mısınız?
N.M. - Bizim aile çok kalabalıktı. Babam beş kardeşti… Bir tanesi evlenmemişti; diğer dört kardeşin her birinin ikişer üçer çocuğu vardı. Bayramlarda bütün aile Nonna’nın evinde toplanılır, yemek yenirdi. Halalarım da gündüzden gelir, babaanneme yardım ederlerdi. Halalarımız bize prenses gibi davranırlardı. Yengelerine de çok hürmet ederlerdi. Annem de onlara kız kardeşleri gibi davranırdı.

R.S. - Karşılıklı çok saygılı bir ilişkileri vardı. Bu arada, Çanakkale’ye mayoyu ilk getiren, annem… Çanakkale’de ilk bisiklete binen kadın, annem... Küvet ilk defa annemin evine geldi. Annem, lise hayatımız boyunca bize klasik müziği çok sevdirdi. Evimiz artık daha büyüktü ve piyano artık muayenehaneye bitişik odada değildi; evin içindeydi. O dönemi biz üç kardeş çok keyifli geçirdik. Bir demlik çay eşliğinde, çok keyifli saatlerimiz olurdu. Annem bizi sürekli eğitirdi; okuduğu güzel kitapları anlatırdı. Bizi çok eğlendirirdi. Annemle babam çok iyi anlaşırlardı; zıt karakterlerde olmalarına rağmen… Annem akşamları piyano çalınca, babam da bizi dansa kaldırırdı. Akşamları ailece bir araya gelme zamanımızdı… Herkes o gün yaşadıklarını paylaşırdı.

N.M. - Keyifli ve güzel bir aile hayatımız vardı. Benim bir de şöyle bir anım var: Bir akrabamızdan “vaziyo” [boş konuşan insan] diye söz edildiğini duymuştum. O zaman “vaziyo” ne demek bilmezdim. Bir gün kapı çaldı… Baktım, gelen o! “Vaziyo geldi!” diye ev halkına anons yaptım. Nasıl kızmıştı bana! [Gülüşmeler]


Nil Molinas Mandel, Lolita Nahmias Haleva ve Riva Molinas Salah (soldan sağa) Fotoğraf: İrvin Mandel


“Çanakkale Haberleri” adlı bir Facebook sayfası var. Orada Dr. Molinas için o kadar güzel şeyler yazılmış ki…
R.S. - Yeni nesil tabii ki babamı tanımaz. Ama onlar da Nil’i tanıyorlar… Çünkü Nil aynı babamın çizgisinde giden biri…
Annemin de babamın da çok Müslüman arkadaşı vardı. Ramazan’da annem aile dostlarına iftar yemekleri verirdi. Ramazan Bayramı’nda evimize tepsi tepsi baklava gelirdi. Pesah Bayramı’nda biz de Müslüman komşularımıza hamursuz gönderirdik. Çanakkaleli arkadaşım Hakkı var; hâlâ ona hamursuz gönderirim. Yani karşılıklı büyük bir saygı vardı…
Bir gün hepimiz Nonna’nın evinde toplanmıştık. Bir provokasyon nedeniyle tehlikede olduğumuzu düşünen “Çamur Şevket” lakaplı tanıdığımız, eşiyle birlikte babamı ve ailesini korumak üzere, ceplerinde silahlarıyla geldiler. Nonna’nın kapısında nöbet tuttular. Çamur Şevket babama, “Sana veya ailene zarar vermeye gelen, önce benim ölümü çiğneyecek!” dedi.

N.M. - Evimizdeki çalışanlar çoğunlukla, yakınımızdaki iki Çingene mahallesindendi. Biri muayenehanede, diğeri evde çalışan iki genç kızı, babam kendi kızları gibi büyüttü; onları evlendirdi. Kocaları da babama kayınpederleri gibi hürmet ettiler. Bir tanesi, babamın böbreklerine yarasın diye kekik suyu getirmişti. Çok sevildiğimizi hissederdik.
Babam İstanbul’a taşınınca, Çanakkale’den hastaları akın akın Kasımpaşa’daki muayenehanesine gelmeye başladılar. Başlangıçta babam haftada iki gün yine Çanakkale’ye giderdi; dört gün İstanbul’da hasta bakardı. Bu program epey yorucuydu. Sonra Çanakkale’den tamamen ayrıldı; Kasımpaşa’da da isim yapmıştı artık…

Neden Kasımpaşa?
N.M. - Babam İstanbul’u dolaşmıştı; Kasımpaşa’yı daha uygun görmüştü. Çanakkale’ye benzeyen bir çarşısı, nüfusu vardı zannediyorum...

R.S. - Bir de Çamur Şevket vesile oldu. “Benim bütün akrabalarım Kasımpaşa’da; onlar sana destek çıkarlar” dedi. Nitekim bütün Hacı Hüsrev babamın hastası oldu. Stetoskopu çalınır; radyosu çalınır. Babam, “Söyle ona, getirsin benim stetoskopumu!” derdi. [Gülüşmeler]

N.M. - Refleks çekicini çalarlardı. [Gülüşmeler] Çocuklar oynuyor çünkü onunla… Babam sorardı: “Ne yapacaksın bununla?” Cevap: “Doktorculuk oyniycam!” Babam Kasımpaşa’da da çok sevildi.

R.S. - Babamın kısmen İstanbul’da, kısmen Çanakkale’de çalıştığı yıllardı. Çanakkaleli bir başka “Hayim Molinas” vefat etmişti. Hastaları, vefat edenin babam olduğunu zannettiler. Bu söylenti yayılınca, köylerden akın akın insanlar gelmeye başladı. Muayenehanenin önü, ana baba günü! Babam bir kapıyı açıyor; millet şokta! Sevinçten ağlayanlar, sarılanlar! “Allah seni başımızdan eksik etmesin!” diyenler...

N.M. - Normal yaşantısına devam ederken, babamda bir böbrek rahatsızlığı ortaya çıktı. Haftada iki-üç defa diyalize girerdi. Yine de sonuna kadar çalıştı. Haftanın belli günlerinde, muayenehanesine giderdi. Yaşamının son günlerinde artık gidemez oldu. Kendisini ani bir şekilde kaybettik. Cenaze töreni Neve Şalom’da yapıldı. Çok çok kalabalıktı. Ağlayanlar, sarılanlar, kucaklaşanlar… Çok hüzünlü bir vedaydı…

Sevgili Nil, meslek seçiminde baban ne ölçüde etkili oldu? Bir doktor olarak babana atfettiğin özelliklerin veya yaklaşım tarzın oldu mu?
Babam hepimiz doktor olsun istedi. Ağabeyimin zamanında üniversite olayları vardı. En güvenli üniversite Boğaziçi’ydi. Ağabeyim orada mühendislik okudu. Riva mimar oldu. Doktorluk bana kısmet oldu… Babam çok gurur duyardı. Benim ortaokul ve lise hayatımda bütün karnem 10’du. Karnemi herkese gösterirdi. [Gülüşmeler] Benim kızım doktor olacak” derdi. İyi ki doktor oldum! Babamıza da çok baktık... Riva da çok taşıdı babamı…
İyi bir dinleyiciyim. Babam da dinlerdi… Hastalarla konuşurken, bırakırım konuşsunlar; anlatsınlar… Sonra yorumlarımı yapmaya çalışırım. Onun dışında muayene ederim. Yeni nesil artık pek fazla muayene etmiyor. Ama biz eskiler dikkatle muayene ederiz. Gerekli tetkikleri yapıp, ondan sonra tekrar görüşür, planlama yaparız. Bu yaklaşımımın bazını, babamdan aldığım eğitim oluşturdu.

R.S. - Nil kaç defa aile büyüklerimizin hayatını kurtardı. Büyükannemin, dedemin… Nil’in doğru zamanda, doğru müdahaleleriyle… Nil psikolog gibidir. Hastasıyla çok empati kurar. Onunla ilgili de bir şey anlatabilirim: Ben Cerrahpaşa’ya, Nil’i ziyarete gitmiştim bir gün… Odasında bir hasta vardı; MR taramalarını gösteriyor. Nil, “Hah, bak tümör burada!” dedi. Şimdi artık tedavimize başlayabiliriz!” Hasta yanıt verdi: “Hah, çıktı işte değil mi Doktor Hanım?” Adam güle oynaya gitti. “Nil” diyorum; “Tümör diyorsun! Yani kanser var adamın beyninde…” Teşhis konuldu; artık tedaviye başlayabiliriz yaklaşımıyla, hastanın bakış açısını şekillendirdi. Bu bir yetenek… O yüzden, Nil’in babamla çok örtüştüğü şeyler var… 


**************

Dr. Hayim Molinas (1924-2001)

Raşel ve Avram Molinas’ın beş çocuğunun en büyüğü olarak, 1924 yılında, İstanbul’da dünyaya geldi. İlkokulu Çanakkale’de tamamladıktan sonra, Kabataş Erkek Lisesi’nden 1941 yılında mezun oldu. Mühendis olmak isterken, babasının arzusuyla İstanbul Tıp Fakültesi’ne kaydoldu. 1942 yılında babası askere alınınca, Çanakkale’ye geldi. Bir yıl babasının manifatura dükkânında çalıştıktan sonra, tıp fakültesine geri döndü. 1949 yılında mezun oldu. Roza Barzilay’la nişanlanmasının akabinde, Diyarbakır’da iki yıllık askerlik görevini tamamladı. 1951 yılında evlenen çift, Çanakkale’ye yerleşti. Evlatlarından Albert Molinas (1952) mühendis, Riva Molinas Salah (1954) mimar, Nil Molinas Mandel (1955) ise doktor oldu. Dr. Molinas çok düşkün olduğu beş torun sahibiydi: Ali Salah (1976), Rüya Salah (1979), Maggie Molinas (1986), Selen Mandel Işıklı (1988), Roksan Mandel (1995).

**************

Çanakkaleliler Dr. Hayim Molinas için ne dediler?

Ben Hayim Molinas’ı küçük yaşta tanıdım. Hasta olduğumuzda, tek odalı fakirhanemize faytonla gelir; bizi muayene eder, iyileştirirdi. 8-10 yaşlarımdaydım; dikkatimi asaleti çekti. Muayene ücreti için saniye beklemez; babam, parası varsa giderken cebine 3-5 bir şeyler koyardı. Lisede sınıfça uyuz olduk. Yine onun yaptırdığı merhemle iyileştik. 20 yıl önce Biga Ağaköy’lü çok nüktedan ve şakacı Fötr Abdullah Amca ile tanıştım. Kendisi köyde bakkallık yaptığını; hafta sonları Dr. Hayim Molinas’ın köye geldiğini anlattı. Civar köylerdeki hastaları muayene ettiğini söyledi. Tanıdığım birçok köylü amca da Hayim Molinas’ın adresini sordu. Kasımpaşa’da muayene açtığını söyledim. Çanakkale’nin tarihinde unutulmayacak bir değerdi. Allah rahmet eylesin. H.G.

Çocukluğumda atılan bir penisilinden hayatımı kaybetmek üzereyken, onun bilinçli ellerine teslim edilmemle, ikinci hayatımı önce Tanrı’ya, sonra da eşsiz insan Dr. Hayim’e borçluyum. Kendisini sevgi ve rahmetle anar, hayattaki ailesine sağlıklı ömürler dilerim… V.H.

Çanakkale’ye bu kadar hizmetleri olan, çocukluğumdan benim de hatırladığım bu değerli şahsiyetin acaba bir sokak, bir caddeye ismi verilmiş mi merak ettim. Eğer gerçekten verilmemişse, acilen belediyenin bu konuda bir çalışması olmalı. Geç de olsa merhumun ruhunu onurlandırmak, sanırım bütün Çanakkalelileri mutlu edecektir. İ.A.

1963 veya 1964 yılıydı. Dört kardeş, dördümüz de kızamık hastalığına yakalanmıştık. Evimiz revir gibi olmuştu. Babam, Hayim Amca’yı getirmiş ve bizi muayene ettirmişti... Hoş sohbet, gülen bir yüz ile hepimize şefkatle bakmış ve ilaçlar vermişti. Birkaç kez de annemle onun muayenehanesine gitmiştik... Çanakkale için önemli bir kişilikti. Firuz Alpkireç, Abdurrahim Diker, Erol Dileköz, Hasan Suda, Erdal Cebeci gibi doktorlarımız da Çanakkale için iz bırakan kişilerdi. Onları unutmuyoruz. Hayim Amca’ya Allah’tan rahmet dilerim. Durağı cennet olsun. Dua ile... B.T.

Çanakkaleliler hakkını ödeyemez. Toprağı bol olsun. Sevgili kızı, arkadaşımız Prof. Dr. Nil Molinas Mandel ve torunu Uz. Dr. Selen Mandel de hekim. Her ikisi de şifa dağıtmaya devam ediyor. Şükran, sevgi ve saygıyla anıyorum. Ş.S.

Mekânı cennet olsun. Çanakkale’nin unutulmaz doktoru… Her hastayı iyi ederdi. Çanakkale’ye hizmetleri çoktur. Ruhu şad olsun. G.G.

Rahmetli Hayim Molinas ve ailesi, rahmetli babam Şükrü Ünal’ın ailesi ile çok yakın dostlardı. Kepez’de misafirimiz olurlardı. Gençliğimde bu vesileyle, Molinas ailesini tanıma şansına erdim. Çanakkale’mizin çok sevilen bir ailesiydi; nedenlerini Çanakkale halkı çok iyi bilir. Allah rahmet eylesin. Hayim Ağabey, bize çok hamursuz yedirdin; ayrıca yetiştirdiğin evlatların ile de gurur duyuyoruz. Mekânın cennet olsun. M.Ü.

Mekânı cennet olsun; güzel kalpli insandı. Babacan, gariban dostu, çok sevilen bir kişiydi. Çanakkale çok borçluydu manevi yönden… Güzel kalpli bir insan gelip geçti Çanakkale’den. B.U.

Etiler’de seneler önce bir diyaliz merkezinde karşılaştık; sohbet ettik. Kuşköy’lüyüm deyince, bütün köylülerimize selam söyledi. Kızı Nil Molinas Mandel, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Onkoloji bölüm başkanıydı. Çanakkaleli hastalara çok yardımcı olurdu. Çok iyi insanlar. E.Y.

Kaynak: Facebook “Çanakkale Haberleri” Sayfası