Haber fotoğrafı: Antik dönem oyuncakları


Bir düşünün, oyuncaklar çocukluğumuzun şahitleri midir sadece, yetişkin çağında oyuncaklarını saklayan yok mudur? Ben çok görmüşümdür mutlaka hatıra olsun diye sevdiği oyuncak bir arabasını veya bebeğini, hayatı boyunca özenle koruyanları. Oyuncak, kültürel ve sosyal gelişimin bir parçası olarak, geçmişten günümüze kadar uzanan bir mirastır. Çocuklar, bu oyuncaklar sayesinde topluma hazırlanır, rollerini öğrenir ve oyun yoluyla hayal dünyalarını genişletirler.

Çocuklar, bebekliklerinden başlayarak oyuncaklarla oynayarak dünyayı hem anlamlandırırlar ve hem eğlenirler. Hayal dünyalarına bağlı olarak kendi oyuncaklarını bulurlar ve büyüklerini taklit ettikleri için, onların kullandığı araç gereçlerin benzerleriyle oynamaktan zevk alırlar. Aslında çocuklara pillerle değil, hayal güçleriyle çalışan oyuncaklar vermek gerekir.

Oyuncağın tarihçesi
Antik oyuncaklar, kültürel mirasın korunması açısından da önemlidir. Bu oyuncaklar sayesinde geçmiş dönemlerin yaşam tarzlarına dair önemli bilgilere ulaşabiliyoruz.

Tarihte bilinen ilk oyuncağın Mısırlılara ait olduğu tahmin edilmekte. M.Ö 5. Yüzyılda Mısırlı çocukların tahta atlarla oynadıklarına ve M.Ö 2. yüzyılda da Mısır’da topaç ve misketin bilindiğine dair arkeolojik bilgiler var. Yine aynı dönemlere ait Firavun mezarlarında oyuncak bebekler bulunmuştur. Eski Yunan, Roma ve Çin’de de kilden yapılıp fırınlanmış, hareketli kol bacaklara sahip bebekler yapıldığı bilinmekte.

Tekerlekli küçük at ve pişmiş topraktan yapılan küçük bebekler ve hayvanlar, Mısırlı çocukların oyuncaklarından bazılarını oluşturuyor. Mısırlı çocuklar, topacı parmaklarıyla çevirirken, parmak yerine kamçının kullanılmasını Çinliler geliştirmiş.

Antik Yunan’da bulunan oyuncaklar arasında çıngırak, el arabası, değnek at, minyatür mobilyalar, evler, gemiler, arabalar var...

Anadolu arkeoloji kazılarındaki oyuncaklar
Çıngırağı ilk kez Antalya Müzesi’nde, eklemli bebeği Çanakkale’de, iple çekilen hayvanları Kütahya’da gören tarihçi, etnolog Robert-Lionel Seguin, “En zengin oyuncak koleksiyonları Küçük Asya’daki kazılarda çıkmaktadır” demiştir. En eski Yunan bebeği Troya’daki kazılarda bulunmuştur. Romalı çocuklar için en çekici oyuncak, renkli ve düzgün bilyeler olarak bilinmektedir.

Antik çağda oyuncak yalnızca eğlendirici işlevinde kullanılmamış, bazen nazarlık, muska rolü de oynamıştır. Oyuncakları tanrılara adamak sevap olarak görülmüş. Roma’da bebeklerin oynadığı oyuncaklar Baküs’e verilirdi. Ancak, çocuk ergenlik çağına ulaşır ulaşmaz, bu armağanlar eğer çocuk Romalı ise Jüpiter’e, Merkür’e, Diana’ya, Yunanlı ise Zeus’a, Hermes’e ve Artemis’e verilirdi.

Kız çocuklar bebeklerini evleninceye kadar tutarlardı. Evlendikleri gün, bebeklerini Venüs’e ya da Diana’ya adarlardı. Eski Yunan’da kız çocukların bebeklerini tanrıça Artemis’e, oğlan çocukların çemberlerini ve topaçlarını tanrı Hermes’e armağan etmeleri geleneği, bize hem o çağın oyuncaklarını hem de oyuncakla dinsel nesne arasındaki ilişkiyi gösterir. Çin’de M.Ö 1000 yıllarında, günümüzde de oldukça popüler olan uçurtmalarla oynanıyordu.


16-18. Yüzyıl oyuncakları
17. Yüzyılda Almanya, İngiltere ve Hollanda’da yetişkinlerin değerli minyatür evleri görülmekte. 18. Yüzyılda İngiltere’de görülen bu ilk bebek evleri, eğitici oyuncaklardı. Bunlar, kız çocuklara mutfak takımlarını düzenlemeyi, ev işi yapmayı öğretmeyi amaçlayan oyuncaklardı.

18. Yüzyılın etkileyici oyuncakları içinde resimli alfabe kartları, çocukların coğrafyayı kolayca öğrenebilecekleri yapboz haritalar bulunmaktaydı. Tarih ya da ahlak bilgileri de bu yapbozlarla aktarılmaktaydı. Coğrafya oyunu ya da Avrupa’da gezi adlı karton oyun ilk kez 1759’da basılmıştır. 1850’de Almanya’da litografi teknikleri gelişince renkli resimli oyuncaklar da çoğalmıştır.

19. Yüzyıl oyuncakları
19. Yüzyılda Avrupa’da, Sanayi Devrimi nedeniyle ebeveynler fabrikalarda çalışmaya başladılar. Bu da zorunlu olarak anaokullarını beraberinde getirdi. Anaokuluna maddi olanaklar sebebiyle gidemeyenler, kendi oyun ve oyuncaklarını yaratmak ve bulduklarıyla oynamak zorunda kaldılar.

Kraliçe Victoria’nın koleksiyonunda bulunan minyatür el arabaları, bahçe aletleri, oturma odası takımları, bakkal dükkânları vs. oyuncaklar, bize 19. yüzyılın ortalarından itibaren hem oyuncak sayısında ciddi bir artış olduğu, hem de bu dönemin oyuncakları hakkında geniş bilgi vermektedir. Londra’da büyük oyuncakçılar açılmaya ve buralarda her türlü oyuncak bulunmaya başlamıştır. Bunlar davullar, çay takımları, çeşit çeşit bebekler, oyuncak tiyatrolar, kurmalı trenler, müzik otomatları, bebek evleri, model dükkânlar, tahta atlardır. 19. Yüzyılın ortalarında oyuncak tren yapımında İngiltere başı çeker. 1860’larda Clyde ve Stevens Model Dockyards, 1890’dan itibaren Bassett-Lowke gibi firmalar Victoria dönemini yansıtır. Dünyanın en büyük oyuncak asker yapımcısı olan William Britains, üretime 1860’ta başlar.

Avrupa’da dökme demir oyuncaklar 19. yüzyıl ortalarından II. Dünya Savaşı yıllarına kadar sürmüştür. 1930’ların sonlarında çeşitli çinko alaşımlar, oyuncak yapımında yaygın olarak kullanıldı; yüksek basınçlı dökme teknikleri özellikle Amerika’da geliştirildi. Bu gelişme Amerika’da Tootsie oyuncaklarına, İngiltere’de Dinky oyuncaklarına ve II. Dünya Savaşı döneminde Lesney’e, Corgi’ye ve diğer yüzlerce minyatür ulaşım modeline yol gösterdi. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde plastik çağı başladı ve yüksek basınçlı kalıp makineleri kitlesel üretime olanak sağlayarak metal oyuncağın yerini alan daha ucuz oyuncaklara bıraktı. Böylece zengin ya da yoksul bütün çocuklar aşağı yukarı aynı oyuncaklara sahip oldular.


Fatoş oyuncakları


Türkiye’de oyuncakçılığın gelişimi
İstanbul’da ilk sistematik oyuncak üretimi Eyüp semtinde 17. yüzyılda başladı. Endüstri öncesi üretim pratikleriyle uyumlu olarak, yani çoğunlukla zanaatkârlar tarafından, basit araç gereçlerle ve geleneksel biçimlerin tekrarlanması üzerinden yaklaşık 300 yıl boyunca etkinlik gösteren bu sistemde geleneksel oyuncaklar, büyük oranda çevredeki malzemelerin yeniden kullanımı ile üretildi ve satıldı.

Evliya Çelebi, 17. yüzyılın ortalarında Eyüp Oyuncakçılar Çarşısı’nda 100 kadar dükkânın ve 105 kadar oyuncakçının olduğunu yazar. Oyuncakçılar, mimarbaşına bağlı olarak çalışan bir loncaydı. 1900’lü yılların başlarında İstanbul’da İstanbul’un en ünlü oyuncakçılarından Koço’nun Karlman Pasajı’ndaki dükkânında, Beyoğlu’nda Oscar Raymond’un Japon Mağazası’nda, Eminönü’nde Orozdibak Mağazası’nda, Beyoğlu Şark Pasajı’nda ithal oyuncaklar satılmaya başladı. Türk toplumunun oyuncağa bakış açısı yavaş yavaş değişmeye başladı ve süs eşyası yerine çocuk için bir ihtiyaç olduğu fikri oluştu. Hamdi Dündar, birçok kişi tarafından Türk oyuncak yapımcılığının ilk adı sayılmıştır. Oyuncak satan dükkânı olan Koço, Dündar’a bir katalog verir ve katalogdaki oyuncaklar artık ithal edilemediğinden, onları üretmesini ister. Dündar, bu katalogda bulunan küp oyunlarını seri olarak üretmeye başlar. Avrupa’dan daha ucuza üretebildiği için, dönemin oyuncakçıları Hamdi Bey’den bu oyuncakları almaya başlarlar. Daha sonra Dündar, inşaatla ilgili oyuncaklar da üretmeye başlar. II. Dünya Savaşı yıllarında oyuncak ithal edilememesi, Türkiye’de oyuncak imalatçılarının doğmasına ve gelişmesine imkân sağlar. 1960’lı yıllarda plastik bebek, plastik oyuncaklar, teneke borazan gibi oyuncakların yapımı ve bu oyuncaklar talep görürken, 1970’li yıllarda Türkiye’de en uzun süre faaliyet gösteren oyuncak şirketlerinden Fatoş oyuncakları, Barbie’nin rakibesi Fatoş’u üretti.

Barbie

Şirketin pelüş ve kumaştan ürettiği bebek ve hayvanlar serilerine talep arttı. 1980’li yıllarda, zekâ oyunlarına ilgi artarak, eğitici ve elektronik oyuncakların yapımına geçildi. 1984 yılından itibaren de oyuncaklar ithal edilmeye başladı ve yerli üretilen oyuncaklara da talep giderek azaldı.

Eskiden bir oyuncak için günlerce beklenir ve o oyuncak alınınca dünyalar bizim olurdu. Oyuncakla oynamaya kıyamaz, onu yanımızdan ayırmazdık. Günümüzde ne oyuncağın değeri kaldı ne de oynamanın, her şey sanallaştı, her şey dijitalleşti, oyuncaklar çoktan yerlerini cep telefonlarına ve tabletlere bıraktılar. Pusette giden bebeklerin ellerinde, telefonları görmek mümkün. Gelişen teknolojileri de en iyi bilenler yine onlar. Artık torunlar, öğretmenleri oldular anneannelerin ve babaannelerin. Yapay zekâ çağındayız, robotlarla başa çıkmak artık imkânsız gözüküyor.