Haber fotoğrafı: "Annem Helga; annesi Elsa ve babası Frank von Hacht’ ile"

Marian W. Sihle 1961 Hamburg, Almanya doğumlu. Doktor, evli ve 4 çocuklu, Fransa’da yaşıyor. Marian’ın biyolojik dedesi Nazi Almanya’sında yaşamını sürdüren Yahudi asıllı bir Selanikli idi… Marian ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiden bölümleri okurumuzun ilgisine sunuyorum…


Marian W. Sihle

Marian:
“Bu aslında annemin hikayesi… 2019’da anneme veda etmiş olsam da onun yıllar süren sorgulama ve araştırmalarına karşın açık kalmış bir çarkı kapatmak, ailemin gizemli bir mensubunun keşfini gerçekleştirmek bana nasip oldu.

Öykümüz annemin doğumu ile başlıyor. Annem Helga; Elsa ve Frank von Hacht’in tek kızı olarak 1936’da Hamburg’da dünyaya geliyor. Babası Frank, ressam ve öğretmen. Annem İkinci Dünya Savaşı boyunca Hamburg’da büyüdü. Bana 15 yaşlarında duyumsadıklarından şöyle söz etmişti:
Kahverengi saçlı, kahverengi gözlüydüm. Bütün diğer Kuzey Almanyalı kızlar sarı saçlıydı; açık renkli gözleri vardı. Anne-babam da sarı saçlı mavi gözlüydü. Burnum çok farklı bir yapıdaydı. Onlara hiç benzemiyordum. Anneme sordum, babama sordum… Bizi çevreleyen bütün akrabalarımızı ve anne-babamın etrafındakileri iyice sorguladıktan sonra iki isme ulaştım… Biri, ABD’ye göç eden Aşkenaz bir Yahudi, diğeri de bir Türk idi…


Annem gençlik günlerinde

Annem ergenliğinde durmadan soru soruyor, araştırıyor ebeveynlerinin de bu sorular karşısında ne denli rahatsız olduğunu gözlemliyordu. Anneannem pek de dışarı çıkan, gezen biri değildi; bu yüzden annem, anneannemin ‘sevgilisinin’ o dönemlere rastlayan arkadaşları arasından biri olabileceğini düşünerek araştırmalarını sürdürdü. İsmen ulaştığı iki adamdan biri, 1936’da (annemin doğum yılı) New York’a göç eden Jinekolog Dr. Erich Bender, diğeri de Türk vatandaşı olan Weli Derwisch’ti. Annem de onun Türkiye’ye dönmüş olabileceğini, onu da Türkiye’de aramanın mümkün olmadığını düşünmüştü… Yıllar sonra annem Erich Bender’in dul karısını bulduysa da fazlaca bilgi edinememişti.

Yaşamı boyunca annem başka bir adamı / biyolojik bir babayı sorgulayarak yaşadı… Ölümünden sonra annemin misyonunu ben üstlendim. 2019’da yaptığım DNA testi neticesinde yüzde 25 Yahudi olduğumu keşfettim. Ondan sonra da Türk / Selanikli (Dönme) “kuzenlerimi” buldum.

Önce anneannem ile büyükbabam, daha sonra Erich Bender’in dul karısı ve 2019’da da annem vefat etti. “Sırrın” konusunu takip eden babamın bir arkadaşı -sırf eğlence olsun diye- DNA testi yapmasını tavsiye ettiğinde babam çekimser davranınca aynı öneriyi bana yaptı, böylece büyükbabamın Yahudi olma olasılığını doğrulamak ve onaylamak için bir fırsat olabilecekti. Bunun üzerine babamdan DNA testini birlikte yapmamızı rica ettim… Kabul etti!

Estonya doğumlu olan babamın DNA’ları, Almanya / Doğu Avrupa / İsveç’i işaret ediyordu. Benim DNA’larım ise babamınkilere ilaveten Yahudi / Yunanistan / Arnavutluk’u gösteriyordu. Böylelikle kim olduğunu bilmesem de büyükbabamın Yahudi olduğunu öğrenmiş oldum. DNA araştırmalarını gerçekleştiren Internet sitesi, hepsinin Türk soyadları olan genetik akrabalarımla temasa geçmemi önerince hemen harekete geçtim. Akrabalarım diye listelenenlere ben “kuzenlerim” diyerek en yakın olanlarına e-mailler yolladım ve Weli Derwisch hakkında bilgileri olup olmadığını sordum. Yanıtları “evet” idi. Sonra da derinliğine araştırmalarım çorap söküğü gibi geldi.


Dedemin annesi Rasiha Hanımın cenazesi
Dedemin hayat hikayesi
Veli Cevdet Derviş veya Almancadaki karşılığıyla Weli Djewdet Derwisch, 1896 yılında Selanik’te doğdu. Annesi Rasiha Aziz’di. Babası Cevdet Ali Derviş, Derviş Alizade soyundan olup Sabiha Sertel’in kuzeniydi. Sanırım Veli’nin babası erken ölmüş, annesi de 1905’ten itibaren ebelik yapmıştı. Kardeşi Mehmet İstanbul’da yayınlanan Yeni Gün gazetesinde idareciydi ve Binbaşı Mehmet Ali Bey’in kızı Melahat ile evlendi. Çift İstanbul’da, Nişantaşı, Vali Konağı Caddesi’nde yaşadı. Mehmet Derviş genç yaşta, 1940 yılında vefat etti, Üsküdar’da toprağa verildi.


Marian, biyolojik büyükbabası Veli Derviş'in annesinin Bübülderesi Mezarlığındaki kabri başında

Veli ailesiyle birlikte 1913’te Türkiye’ye geldi; askerlik görevini 1914-1915 arasında Yavuz muharebe kruvazöründe yaptı. Askerlik görevini takiben, tütüncülük işini öğrenmek üzere Viyana’ya gitti. O günlerde Viyana’da Selanikli Dönmelerin sahip olduğu en az iki işletme bulunuyordu.

1922’de ise, dedem Veli Derviş kendi tütün ithalat-ihracat işini başlattığı Hamburg’daydı; çünkü Hamburg aynı zamanda bölgesinde önemli bir serbest limandı. Dedemin sigaraları,
D25’ti… “D” – Derviş, “25” – 1925 tütün hasadı...

Naziler, Ekonomi Bakanlığı başkanlığında devletin kontrolünde bir ekonomi oluşturmuşlardı. Sigara-tütün sanayi, Tütün Ticaret Birliği’nin yönetimindeydi. Sigara imalatçıları tütün karteliyle birleşmek zorundaydılar. 1938’de pazar payının yüzde 75’ine sahip olan Hermann Reemtsma idi. Kardeşi Phillipp Reemtsma ise sadece kartelin başkanı olmakla kalmayıp Tütün Ticaret Birliğinin de başkanıydı. Malum olacağı gibi, Ekonomi Bakanına rüşvetle işlerini günden güne geliştiriyordu. Ekonomi Bakanı Hermann Göring… Kendisi de sigara tiryakisiydi.


Naziler Tütün Ticaret Birliği’nin yönetimindeydi.
Soldan sağa, Phillipp Reemtsma - Hermann Reemtsma ve Ekonomi Bakanı Hermann Göring

1937-1938 yıllarında Almanya’da sigara kullanımında dehşetli bir kitlesel artış kaydedildi. Yılda, kişi başı 100 paket olan sigara kullanımı, 1939 yılında 10’a katlanmış, kişi başı 1.000 paket sigaraya yükselmişti. Veli Derviş’in iş birliğine girmekte gecikmediği dönemlerde, Reemtsma Dresden’den Hamburg’a taşındı!


1937’de Hamburg Polis Merkezi’nin Veli Derviş’e verdiği kimlik
Soyadı: Derwisch
Adı: Weli
Meslek: Sanayici
Doğum tarihi, yeri: 1896, Selanik
İkamet: Armgardstrasse
Din: Müslüman
Annesi: Rasiha (kızlık soyadı Aziz), İstanbul’da yaşıyor,
Babası: Ali (öldü)
Evlilik durumu: Else (kızlık soyadı: Franke)
Çocuk: Yok
Soy: Aryan

Nazilerin “aryan” sözcüğü, “ölüm” veya “yaşam” anlamını taşıyordu… Naziler, en başlarda, “Aryan” sertifikasını sadece memurlar için gerekli görüyordu. 1935’teki Nüremberg Kanunlarıyla Nazilerin ırkçı ideolojiye yasal destek kazandırması, Almanya’da yaşayan Yahudileri “korkunç bir son” ile karşı karşıya bıraktı. Nazi ideolojisi ve politikası sadece Yahudilere yönelikti, Yahudi olmayan ‘Semit’lere karşı değildi. Naziler, Arapları ve Müslümanları ‘farklı’ olarak addediyorlardı. Avrupalı Türkler de Aryan’dı veya en azından Almanlarla akrabaydılar. Bu algıya rağmen Naziler 1936 yılında Alman-Türk karma evlilikleri yasakladılar. 1941 yılında Almanya - Türkiye dostluk anlaşmasıyla, Nazi Almanya’sının ırkçı-antisemit ideolojisi Türkiye’ye ihraç edilmiş, Türklerin anti-Dönme ideolojisi de Almanya’ya ithal edilmiş oldu.


Veli Derviş’in Yahudi hemşerileri de vardı. Salamon Assa, 1890 yılında Bulgaristan’da doğan bir Osmanlı Yahudi’siydi. 1920 yılında Hamburg’a gelmiş, Veli Derviş’in hem iş ortağı hem de en yakın arkadaşı olmuştu. Nazizm fırtınasının esintisiyle 1939’da Hamburg’dan ayrılarak Türkiye’ye gitti. Böylece bütün ailesi hayatta kaldı.

Derviş’in desteklediği, hatta yardım ettiği Samuel Bernfeld bir Polonya Yahudi’siydi. O da Salomon Assa gibi 1939’da Türkiye’ye gitti ve oradan da dönemin İngiliz işgali altındaki Filistin topraklarına…

Naziler Dönmeler’e karşı
Derviş’in tanıdığına inandığım üçüncü kişi de Mümtaz Fazlı Taylan, Selanikli, Kapancı bir Türk iş adamıydı. Taylan’ın Berlin’de, sanayi makinelerini kapsayan bir ithalat-ihracat şirketi vardı. Bu işyeri “Yahudi” addedilmiyor, “Müslüman” olarak tanınıyordu. Bu sebeple herhangi bir “boykota” veya kapanmaya maruz kalmamıştı. Ancak… 1942’de Türkiye’de kamuoyu değişmiş ve “Dönmeler” Yahudi olarak addedilmeye başlanmıştı. Bunun üzerine Naziler de fikir değiştirmiş, Dönmelere karşı olmaya başlamışlardı. Nazilerin 1943’te, sınır dışı etmek, daha doğrusu toplama kampına yollamakla tehdit etmeleri üzerine, Fazlı Taylan, Türk Büyükelçisinin yardımıyla Almanya’dan kaçabildi.

Aynı esnalarda annem ailesiyle birlikte Eppendorf’taydı. Orası bombalanmamıştı. Fakat Veli Derviş hariç neredeyse bütün rakipleri de bombalanmıştı. Kyriazi Freres ve Turbaco’nun sahipleri Yunanlıydı ve İngilizler onları da “düşman” addediyordu.


Savaşın sonunda, Schleswig Holstein’dan gelen 1,2 milyon kadar mülteci vardı. Derviş’in üretimi çok başarılıydı. Deniz kenarında görkemli bir villa inşa etti. Dedem mülteciler için “Derwisch-Barakken” diye adlandırılan barakalar da inşa etmişti.

Savaşın ardından Kuzey Almanya İngiliz işgali altındaydı. Timmendorf nüfus sayımı ertesinde listedeki Türklerin adları şöyleydi: Selanik doğumlu Veli Derviş ve karısı Else ile, her ikisinin de Alman eşleri olan Tekirdağ doğumlu Faik Akoğul ile İstanbul doğumlu Zühtü Hakseven. Türk vatandaşlığı sayesinde Veli Derviş Nazilikten-arındırma gerekliliği görülmeden savaştan sonra da sigara üretimine devam etti. Reemtsma -en büyük rakibi- sadece 1948 yılında yeniden üretime geçebildi.


Timmendorf nüfus sayımı

Savaşın son bulmasıyla Veli Derviş Hamburg Raboisen’de tekrar ofisini açtı. Aynı zamanda da kentin en şık semti Elbchaussee’de bir villa kiraladı – her iki mekân için de Hamburg’un en prestijli adresleri seçilmişti. Aralık 1942 ile Ocak 1949 tarihleri arasında Almanya’da henüz bir Türk Konsolosluğu olmadığından yörenin en zengin ve en etkili Türk vatandaşı olarak Veli Derviş konsolosluk görevini üstlendi. Hatta Ocak 1947’de (Türkiye’nin Almanya’da 1947’de faaliyete başlayan ilk Başkonsolosluğu) Frankfurt’taki Türk Başkonsolosu Orhan Tahsin Günden’e ev sahipliği de yaptı.


Tütün Heyeti (resimde soldan ikinci)

Veli Derviş 1949 yılında, meslek hayatının zirvesindeydi. Bir ekonomi konseyinin temsilcisi olarak Türkiye’ye resmî bir gezi de yaptı…
Hemen sonrasında da maalesef kaderi döndü, hatta tamamen alt üst oldu: Nisan 1950’de vergi kaçakçılığı suçlamasıyla tutuklandı ve hapsedildi.
Almanya’da tütünün vergisi tüketici tarafından ödense de tüketim damga vergileri üretici tarafından ön-ödemelidir. “Tüketim damga vergilerini” ödememekle suçlanmıştı.
İngiliz İşgal Kuvvetleri ile Türkiye Büyükelçiliğinin, Alman hukuk sisteminin uyguladığı abartılı ölçütleri tenkitlerine rağmen Veli haftalarca hapiste kaldı.
Sanırım o zaman zarfında, büyük bir rekabet içinde olduğu Amerikan tütüncülüğünün bölgeye gelmesiyle uğrayacağı ağır kayıpların endişelerini taşımıştı.


Marian Sihle Wissel bütün  ailesiyle Kudüs'te

Annem biyolojik babasının öyküsünü öğrenemedi…
Sanat okulu mezunu olan annem sanat yönetmenliği yaptı. Doğduğum yıl 1961’de, bir heykeltıraş ile evlendi. Altı yaşımdan itibaren her yaz tatilini Türkiye’de geçirdik. Kocası annemin Türkiye sevdasını paylaştı. Annemi 2019’da kaybettim. Keşfettiğim, yukarıda anlattığım bu öyküyü onunla paylaşmayı çok isterdim… Öylesine mutlu olurdu ki…

Araştırmalarımın sonuçlarını babamla paylaştığımda şöyle demişti:
-          Annen her zaman bilmişti…
-          Ama yeterince değil, diyerek yanıtlamıştım.

Evet, kalbimin derinliklerinde hissediyorum ki, annem anavatanının Yunanistan - Türkiye -  Balkanlar olduğunu biliyordu… “Selanikli” – “Dönme” kuzenleriyle koskocaman bir ailenin ferdi olmak onu çok da mutlu edeceğinden eminim. Aynı zamanda eminim ki, Sabetay Sevi’nin benzersiz tarihçesiyle de gurur duyacaktı.

 

*Baba bizi neden dönme diyorlar? Suzan Nana Tarablus; Varlık Yayınları, İstanbul; 1. Basım, Ocak 2022