“Önceki gün - Dün ve Bugün” ne kadar etkileyici bir söylem… MORİS LEVİ bir çoğumuzun keyifle takip ettiği yazılarını birleştirerek bir “başucu kitabı” tadına getirdi. Geçmişin izlerini samimi ifadeler, özdeyişler, kutsal kitaptan esintilerle birleştirince hikâyeleri art arda okuyormuş gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Halbuki hepsi üzerinde düşünülüp konuşulması gereken konular.
Haydi gelin, hep birlikte Moris Levi’yi, “Önceki gün, Dün ve Bugün” serüvenini dinleyelim…
Öncelikle yeni kitabını kutlarım. Bu kez daha çok aile öyküleri ile okuyucunun karşısına çıktın. Kitabın başlığı dikkat çekici. “Önceki gün, Dün ve Bugün” - sanki bir zaman tünelinden geçiyoruz. Bu konuda neler söylemek istersin?
Kitaptakiler benim son 10 yılda sosyal platformlarda paylaştığım aile öyküleri. Büyükbabalarımı, annemi babamı, kendi yaşadıklarımı ve çocuklarımı yazdım. Yani, sembolik anlamda “Önceki günü - Dünü ve Bugünü” paylaştım. Öyküleri yaşayanlar ayrı ayrı insanlar olsa da hepsi bir arada bir bütünü teşkil ediyorlar. Yarının nasıl olacağı, önceki gün belirlenmiş.
Önsözün beni çok etkiledi. Özellikle “Hatırla” bölümü çok değerli. Bizler teknolojinin bu denli kuvvetli olmadığı bir dönemde hatırlamaya, unutmamaya, köklerimize sahip çıkmaya çalışırken, dijital dünyada büyüyen çocuklarımız için bu daha kolay olmayacak mı?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte giderek daha fazla bir enformasyon bombardımanı ile karşı karşıyayız. Sanki insanlar dijital dünyanın önümüze dayattıklarına kapılmış sürükleniyorlar. Sırada izleyecek, takip edecek, anlayacak haberler / bir sürü mesaj / gelişmeler / fikirler varken keyifle ayaklarını uzatıp sindire sindire okumaya vakit yok.
Oysa her yerde karşımıza çıkan sorunları çözmek / anlamak / gidişatı kestirebilmek için geçmiş hakkındaki bilgiler çok değerli. Biz Yahudiler’in öğretilerinde sürekli “Hatırla” emri geçiyor. Belki de onun için 3.000 yıllık kitabımızdaki öyküleri yorumlayarak halen günümüze yön çizmeye çalışan bir öğretinin çocuklarıyız.
Ben de ailemin ve benim başımdan geçenleri çocuklarım ve torunlarım için kaydetmek istedim. Bu öyküler bir gün -keyifle okumanın ötesinde- akla getirdikleriyle onların işlerine yararsa kitap görevini yapmış olacaktır.
Köklerimiz çok değerli ancak dünya globalleşiyor diye bir söylemin ortasında iken gençler köklerine sahip çıkacaklar mı? Yoksa bu hikâyeler “masal” tarafında mı geçecek?
Evet, kitleler balık hafızalı ama ben her devirde ve her coğrafyada, geçmişten ders almanın önemini kavrayacak insanlar olacağına inanıyorum.
Ataerkil bir ailede büyüdüğünü düşünüyorum. Bu kitabında özellikle babanla ilgili söylemler ön planda. Bu durum babanın daha baskın olmasından mı, yoksa o dönemin kadınlarının genel tutumlarından mı kaynaklanıyor?
3.000 yıllık kitabımızı incelediğimizde kadınların silik gibi göründüklerini ancak geleceği son anda ufak dokunuşlarla şekillendirdiklerini görürüz. Dikkatle okuyun; Sara, Rifka, Lea, Rahel, Tamar, Tsipora, Batya ve Miriam’ın -iki ebe ve Selohat’ın iki kızının- dini tarihe müdahalelerinin olmazsa olmaz nitelikte olduğunu görürsünüz. Hal böyleyken öğreti, sanki onu sadece erkekler yaşamış ve şekillendirmiş gibi anlatılır.
Yunanlıların bir sözü vardır; “Baş babadır ama anne de boyundur. Başın ne yöne döneceğine boyun karar verir” derler.
Benim annem de -ailemdeki bütün kadınlar gibi- yumuşak gücü olan bir kadındı. Babamla ilgili yazdığım bütün öykülerde -tıpkı öğretilerimizdeki kadınlar gibi- hep çok önemliydi ve patırtısız ama etkileyici tutumuyla oradaydı.
Moris Levi
Aile bağlarının kuvvetli oluşu tüm yazılarına hâkim bir konu…
Bizim kalabalık ve canlı, çok renkli bir ailemiz vardı. Bugün benim küçük ailem dünyanın dört bir yanına dağılmış ama yine benim için canlı, kalabalık ve rengârenk. Görmesini, bakmasını bildiğinizde her insan onlarca öyküdür, ilginç ve eğlencelidir. Maalesef çok diploması, apoletleri ve kabarık bir cüzdanı olan insanların söyleyecek çok şeyleri olduğunu sanmak yanılgısına düşüyoruz. Olabilir tabi, ama çok kez rastladığımız basit insanlar daha çok düşündürür...
Hikâyelerini zamanında not mu ettin yoksa hatırlama ve unutmama gibi bir becerin mi var?
Bu öykülerin bir kısmı, onları işittiğim zamandan bu yana, beni dürtüp durdu. Onları hiç unutmadığım gibi çeşitli nedenlerle düşündüm durdum. On yıllar önceden onları bir gün yazacağımı biliyordum.
Yazdıklarında öğüt verici bir tavrın yok. Bu bana bazı bilgelere sorulan sorulara hikâyeler ile cevap vermelerini hatırlatıyor. Belki de okuyucuyu düşünmeye mi yöneltiyorsun?
Evet. Ben yazmış olduğum her bir şeyi çok düşündüm. Sabrı olan okuyucunun da düşünmesini isterim.
Yazdığım anlattığım her şeyi, gelişme gibi değil soru gibi algıladım. O soruların yanıtlarını bilebilseydim öğüt verme küstahlığında bulunurdum ama zaten esas olan yanıtlar değil sorulardır.
Hikâyelerinde hem kutsal kitaplardan esintiler var hem de Halil Cibran gibi şairlere yer verdin. Her ikisinin bir bütünde buluşması hakkında neler söylersin?
Her şey zaten bir bütünün parçası değil midir zaten?
Shakespeare; “Menekşe, kral için de benim için de aynı kokar” demiş. Dünyanın her yerinde ve her devirde insanlar aynı şeylere anlam vermeye çalışmışlar.
Halil Cibran demişken; onun çok güzel bir sözü var; “Bir ağaç kuşa nerelisin diye sormaz. Sadece kuşun şarkısını dinler” demiş. Yıllarca, büyük bir açlıkla elime geçen her şeyi okudum, ve ilginç bir şekilde farklı coğrafyalarda farklı yüzyıllarda yazılmış yazıları birbirleriyle bağdaştırdım.
Ben eninde sonunda bütün öğretilerin süzülüp buluşacağına inananlardanım.
Dili çok iyi kullanıyorsun birgün başka bir dilde yazmayı düşünür müsün? Hepsi değil ama birkaçı Judeo Espanyol lisanına tercüme edilse çok da güzel ve anlamlı olmaz mı?
Büyük usta Mario Levi; “Türkçe benim vatanımdır” demişti. Aynı şeyi düşünüyorum.
Ama bazı öyküleri de “Judeo Espanyol yazabilseydim daha etkileyici olurlardı” diye hayıflanmış olduğum da bir gerçek.
Kitapta dört öyküyle anlatılmış olan büyükbabam David Kampeas, Vatandaş Türkçe Konuş Derneği’nin başkanıydı ve benim yanımda Türkçe’den başka dilin kullanılması neredeyse yasaklanmıştı. Judeo Espanyol bilmem ve yanımda konuşulduğunda çok az anlarım.
Zamanı geri almak mümkün olsa idi üniversitede İşletme bölümü okumak yerine edebiyat ile ilgili bir bölüm okumak ister miydin?
İstedim de. Hatta daha ileri gittim ve o zamanlar çok yeni olan bir teste girerek hangi mesleği seçmem gerektiğini öğrenmeye çalıştım. “Edebiyatçı ya da gazeteci” olabileceğim çıktı. O zamanki koşullar buna olanak vermiyordu.
Haydi şimdi kısa kısa;
Gündüz mü, gece mi?
Yerine göre.
Spor giyim mi, klasik giyim mi?
Giyinmek için kafa yormak o kadar bana ters ki. Saygı duyuyorum bunu yapanlara ama ben klasik giyinip de düşünmemeyi tercih ediyorum.
Kitap okumak m, film seyretmek mi?
Artık film seyretmek. Tablo izlemek. Müzik dinlemek. İnternette dolanmak. Ne yazık ki, bir süredir uzun metin okuyamıyorum.
Dağ orman mı, deniz dalga mı?
Ne olursa olsun doğa. Ama galiba en çok sevdiğim orman.
Ve geçmişte yaşamak mı, geleceğe ışınlanmak mı?
Gençken eski romanları okur, geçmişe hayranlık duyar, geçmişte yaşamak isterdim.
Şimdi bana verilmiş olan zamanın benim için en iyi zaman olduğuna eminim.
Yaşamam için bana verilmiş olan coğrafya da birlikte yaşamam için önüme çıkmış insanlar da benim için en iyileri idi.
Günlerden pazartesi ve bu röportajın verdiği mesajlarla tüm haftayı geçirip cuma gününü iple çekiyorum. Bakalım bu hafta Moris Levi hangi öykü ile karşımıza çıkacak…