“Üç büyük günahla suçlanıyorum. Melodramı komedi-hiciv veya hatta saçmalıkla karıştırarak her türlü geleneksel biçimi ihlal etmekle, Nazi tehdidini çok hafife alarak savaş çabamızı tehlikeye atmakla ve komedi için günümüz Varşova’sını arka plan olarak seçip son derece kötü bir zevk sergilemekle. Bu filmde hicvettiğim şey Naziler ve onların gülünç ideolojileridir. Ayrıca durum ne kadar tehlikeli olursa olsun her zaman oyuncu olarak kalan aktörlerin tavrını da hicvettim.” Ernst Lubitsch / To Be or Not to Be filmini savunuyor.



“100 Büyük Yönetmen Sineması” retrospektifi

Almanya’da sessiz film döneminde başlayan, Hollywood’da öncü müzikaller ve sofistike romantik komediler üretip yöneten, muhteşem kariyeri ile büyük film yönetmeni “Ernst Lubitsch Sineması”na hoş geldiniz. Sine / Yorum “100 Büyük Yönetmen Sineması” serisi için yaptığım listenin yedinci sırasındaki yönetmen Ernst Lubitsch. Sine / Yorum sayfalarımda yedi ay boyunca yapmaya çalıştığım, aslında seçtiğim yönetmenlerin DERGİ sayfalarında genel bir retrospektifini oluşturmak olarak da değerlendirilebilir. Dosya açtığım her yönetmeni, en iyi temsil eden filmleriyle ve yaşamına yön veren kırılma noktalarıyla inceliyorum.


“Lubitsch dokunuşu”nun yaratıcısı yönetmen Ernst Lubitsch

Telefonu olan zengin terzi
Ernst Lubitsch (1892 Berlin - 1947 Hollywood) bir zamanlar Bülow Platz denen ve şimdilerde Rosa Luxembourg Platz olan yerin etrafındaki Yahudi gettosunda, varlıklı bir terzi ailesinin dördüncü çocuğu, ikinci oğlu ve en küçük çocuğu olarak büyüyor. Ailesi Aşkenaz Yahudisi olan Lubitsch, yirmi yıldan fazla bir süre bu mahallede yaşıyor, bu mahalle tarafından şekillendiriliyor ve çevrenin kültürü onun duygu yapısını oluşturuyor. Özellikle ilk filmlerinde bu durum belirgin olarak gözlemlenebiliyor. 1900’de Lubitsch’in babası, sekiz çalışanı ve bir de toptancısıyla kadın paltoları konusunda uzman bir terzilik işi yapıyor. O dönemde Berlin’de statünün önemli bir göstergesi olan telefonları bile bulunuyor. 1906’da Paul Davidson tarafından en büyük film vakıflarından biri olan Allgemeine Kinematographen Gesellschaft kuruluyor. Davidson, genel olarak Alman sinemasının ve özellikle Lubitsch’in kariyer merkezinde bir figür olarak yerleşiyor.

Bunun için mi Latince öğrendim?
1899’dan 1902’ye kadar Lubitsch hazırlık okuluna gidiyor ve ardından Almanca, Latince, Fransızca, Yunanca öğretilen çok saygın bir liseye kabul ediliyor. Lisede oyunlara katılırken sahneye doğru çekiliyor ve 16 yaşında okulu bırakıyor. Gündüzleri babasının mağazasında muhasebeci olarak çalışırken geceleri kabarelerde ve müzikhollerde sahne alıyor. Schuhpalast Pinkus’ta yer alan harika bir sahnede Lubitsch, Sally Pinkus’u canlandırırken yerleri süpürüyor ve ara yazıda “Bunun için mi Latince öğrendim?” yazıyor. Bu nakarat muhtemelen yüzyıllar boyunca ve bugüne kadar farklı versiyonlarda yankılanıyor.


To Be or Not to Be filminden Carole Lombard’ın olduğu unutulmaz bir sahne


Diasporik ortamda yeşeren kiez kültürü

Lubitsch 1911’de Max Reinhardt’ın ünlü Deutsches Theater’ına katılıyor ve burada kısa rollerden karakter başrollerine hızla yükseliyor. Bir komedyen olarak çok başarılı oluyor ve kısa bir süre sonra kendi filmlerini yazmaya ve yönetmeye başlıyor.

1900’de Berlin’de 92.000 Yahudi bulunuyor. Lubitsch ailesi de neredeyse diğer aileler kadar asimile oluyor. Genel olarak aile kendine kimlik olarak “Berlinliler” denmesini tercih ediyor. Lubitsch’i, Weimar döneminde Berlin’in merkezinde yer alan ve Naziler tarafından yok edilen bir kültür şekillendiriyor. Lubitsch’in çocukluğu bir diasporik ortamda, kiez kültürü alarak ilerliyor. (Kiez: Almancada şehir mahallesi, daha büyük bir kasabanın içindeki nispeten küçük bir topluluk anlamına geliyor. Kiez kelimesi çoğunlukla Berlin ve Kuzey Almanya’da kullanılıyor.)

Almanya’da Yahudi, ABD’de göçmen
Teksas Üniversitesinde Alman araştırmaları Profesörü Sabine Hake’ye göre, ‘milliyetçilik / enternasyonalizm ve konformizm / marjinallik gibi kategoriler, Lubitsch’in Almanya’da bir Yahudi ve ABD’de bir göçmen olarak marjinal konumunu anlatıyor. Yahudi kültürü Lubitsch’in erken dönem çalışmalarının merkezinde yer alıyor ve ‘Yahudi Mizahı’ ana ilham kaynağını sağlıyor. Diaspora ile aidiyet arasındaki gerilim, itme ve çekme, talep etme ve kovma, hepsi Ernst Lubitsch’in Hollywood’daki temel gerilimleri olarak analiz ediliyor. Lubitsch için kişinin ve eserin, nelerden büyüdüğü ve onu ve eseri neyin şekillendirdiğini anlamak için açıkça kritik bağlamlar olarak öne çıkıyor. Lubitsch, Amerikan psikolojisini inanılmaz bir doğrulukla kavrıyor ve hicvini iki ana temaya odaklıyor: “Seks ve Para”. Karakteristik ikonik zekâsıyla, seksi anlamsız bir eğlence, paralı insanların boş zamanlarını doldurmak için oynadığı karmaşık bir oyun olarak tasvir ediyor. Güvende kalmak için olay örgülerini yabancı arka planlara -Paris, Viyana, Budapeşte- veya efsanevi bir ülkeye göre ayarlıyor ama imaları açıkça Amerikalıyı anlatıyorum diye bağırıyor.



Hitler’in düşman olduğu yönetmen

Hitler’in, Alman film endüstrisinde zafer kazanan ve ardından Hollywood’da başarı sağlayan Berlin Yahudisi Lubitsch’e karşı özel bir düşmanlığı olduğu söyleniyor. Nazi propaganda filmi Ebedi Yahudi (1940), yönetmenin yüzünü yolsuzluk ve ahlaksızlığın bir arketipi olarak gösterecek kadar ileri gidiyor.

Savaş kara komedisi; “To Be or Not to Be”
Lubitsch’in en iyi filmleri arasında The Shop Around The Corner-Köşedeki Dükkân (1940), Trouble in Paradise-Cennette Bela (1932) ve To Be or Not to Be yer alıyor. Charlie Chaplin’in The Great Dictator (1940) adlı eseriyle birlikte, Hitler hakkında bir savaş-kara-komedisi olan (grotesk hiciv veya kara mizah) To Be or Not to Be, modern bir türün evriminde erken bir dönüm noktası ve II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa’daki Direniş savaşçıları için bir moral oluşturuyor. Oyuncu Jack Benny, filmde toplama kamplarından sorumlu bir Nazi gibi davranarak, “Biz toplama işini yapıyoruz, Polonyalılar ise kamp kurma işini” dediğinde, Nazileri aşağılamak ve ABD’nin savaşa katılımını desteklemek için esprili bir yol izlediği görülüyor. Film gösterime girdiğinde eleştiriler alıyor. Lubitsch filmi savunarak, “Üç büyük günahla suçlanıyorum” sözlerini söylüyor. Yönetmen bu filminde komediyi aksiyon ve melodramla birleştiriyor. Filmde “screwball” unsurlarıyla, biraz farklı “noir” unsurlar bir araya geliyor. (Screwball komedisi; Amerikalıların bulduğu saçma, üşütük bir komedi türü. ABD’de yaşanan Büyük Buhran döneminde 1930-1940 popülerlik kazanıyor. ‘Noir-kara film’den farklı olarak screwball komedisinde erkek ana karakterle olan ilişkisinde, kadın karakter baskın bir durumda bulunuyor). Lubitsch filmografisinin tacındaki mücevher olan To Be or Not to Be (1942) Almanya’nın Polonya’yı işgali sırasında geçen karanlık ve komik bir film. Yönetmen, Nazilerle dalga geçen bir oyun sahneleyen ve aynı zamanda Hamlet’i de canlandıran bir Polonya tiyatro şirketinin hikâyesini anlatıyor. Tiyatro topluluğunun evli yıldızları Josef (Jack Benny) ve Maria (Carole Lombard), sadakatsizlikleriyle birbirlerini çileden çıkaran kendini beğenmiş bir çift ve kişisel sorunları, Nazilere karşı yürütülen yıkıcı, gizli eylemlerin hikâyesine fon oluşturuyor. Filmde “Yahudi” kelimesi geçmiyor. Filmdeki birkaç karakterin açıkça Yahudi olması amaçlanıyor. Lubitsch Polonya Yahudilerinin kaderine doğrudan değinmiyor ancak kendisi ve yardımcı senaristleri, Avrupa’daki Yahudilerin başına korkunç bir şey geleceğini biliyorlar. Film, Şubat 1942’de gösterime giriyor.

Mizah dilinde “Lubitsch Dokunuşu”
Lubitsch filmlerinde, zamanla “Lubitsch Dokunuşu” olarak bilinecek olan ince bir mizah ve ustaca bir görsel zekâ sergiliyor. Lubitsch Dokunuşu: Karakterlere ve tüm filmin anlamına ironik bir anahtar sağlayan, tek çekimlere veya kısa sahnelere fikirlerin ve durumların cimri bir şekilde sıkıştırılmasıyla karakterize ediliyor. Sekansların hızı, görsel yaratıcılık, bir figürü iki çekimde karakterize etme yeteneği ve bazı şakaların karşı konulamaz karakteri Lubitsch Dokunuşu’nu oluşturuyor. Bu stil, çok fazla göstermeyi reddediyor. Örneğin, kapalı kapılar ardında cinsel bir şey olduğuna inanılıyorsa, kamera veya kişi anahtar deliğine gözünü uyduruyor ve şöyle bir göz geçiriyor. Böylece Lubitsch en güzel imzalarından birini icat ediyor. Yönetmen, sonrasında kaçışçı komediler ve büyük ölçekli tarihî dramalar arasında gidip geliyor; her ikisiyle de büyük uluslararası başarı elde ediyor. Lubitsch’in Hollywood’daki başarısı herkesi şaşırtıyor. Her seferinde önceki başarısını aşan yönetmenliğinin etkisi her yapımla artıyor ve karmaşık komedi tarzı diğer yönetmenler tarafından yaygın olarak taklit edilmeye çalışılıyor. Lubitsch, mükemmel zamanlaması, keskin resimsel ayrıntıları, oyuncularının tek bir kısa çekimde oynadıkları karakterlerin psikolojisini ortaya koymalarını sağlayan jest ve yüz ifadeleri ile her zaman fark yaratıyor. Bu nedenle kolay kolay taklit edilemiyor.

Abartmada ve hayal gücünde sınır tanımıyor
Ernst Lubitsch aşırı canlılık, mizah anlayışı ve zevkle yönettiği Bir Yahudi hicvi olan Shoe Salon Pinkus’dan üç yıl sonra1919’da İstiridye Prensesi (Die Austernprinzessin) ile zirveye ulaşıyor. Bu çalışmalarıyla yönetmen etnik mizahı geride bırakıyor. Aksiyon ve espriler, hiçbir ilişkisi olmadan birbiri ardına konuyor. Abartmada ve hayal gücünde sınır tanımıyor. Burleskin ya da groteskin zirvesine ulaşıyor. (Burlesk: [Fransızca: Burlesque], parodi ve bazen grotesk abartı içeren mizahi bir tiyatro türü. Grotesk: Kaba gülünçlüklerden, tuhaf ve olmayacak şakalaşmalardan yararlanan, bağdaşmaz durumları şaşırtıcı biçimde birleştiren, temelde ciddi ama görünüşte gülünç ve abartılı olan güldürü tarzı.)

Yönetmenin zirvesi ve son zamanları
1939’da Lubitsch, MGM’de, Greta Garbo’nun başrol oynadığı göz kamaştırıcı bir politik-eğlenceli film Ninotchka ile kariyerinin en büyük zaferlerinden birine daha imza atıyor.


Ninotchka filminde Greta Garbo ve Melvyn Douglas (1939)

1942’de Nazi karşıtı komedisi To Be or Not to Be ile bazı tartışmalara yol açıyor. Ertesi yıl 20th Century-Fox ile yapımcı-yönetmen sözleşmesi imzalıyor ancak sağlığının bozulması nedeniyle çalışmaları sekteye uğruyor. 1944’ün sonlarında, projede nominal yapımcı olarak kalmasına rağmen A Royal Scandal’ın yönetmenliğini Otto Preminger’e devretmek zorunda kalıyor. 1947 Mart’ında, “sinema filmlerine 25 yıllık katkısı” nedeniyle özel bir Akademi Ödülü’ne layık görülüyor. Aynı yılın mart ayında “Şeref Oscarı” ile ödüllendirilen Lubitsch, 8 ay sonra Hollywood’da 55 yaşında ikinci kalp krizine yenik düşüyor. Son filmi, That Lady in Ermine, Otto Preminger tarafından tamamlanıyor ve 1948’de ölümünden sonra gösterime giriyor.

Lubitsch’i yaşatan etkinlikler
Hourglass Group Ltd. Tiyatro grubu, 1932 klasiği Lubitsch filmi “Trouble in Paradise”ı sahneye uyarlıyor. Dünya prömiyeri Haziran 2006’da gerçekleşiyor. Her yıl Berlin’de Almanya’nın önde gelen film eleştirmenleri tarafından “Ernst Lubitsch Ödülü” (Verleihung des Ernst-Lubitsch-Preises) veriliyor. California West Hollywood’da bulunan Rusların çoğunlukta olduğu bir semtte Ernst Lubitsch’in adını taşıyan bir bar bulunuyor. Mönüde Lubitsch filminden esinlenen bir içecek bile var; vanilyalı votka, ezilmiş çilek ve şampanya ile yapılan “Ninotchka”.
Ernst Lubitsch Sineması” incelenmesi, takdir edilmesi ve salt keyif alınması devamlılığı olan bir sinema ve seyirci için tüm zamanların en iyi komedilerinden bazılarının tadını çıkarmak için harika bir fırsat. Keyifli seyirler. Sine / Yorum’dan dostlukla…