Diane Arbus ve Farklılığın Benzerliği üzerine bir oyun

Diane Arbus ve Farklılığın Benzerliği üzerine bir oyun
Mercek

Diane Arbus ve Farklılığın Benzerliği üzerine bir oyun

1960’lı yıllarda şekillenmeye başlayan “çağdaş” ve eleştirel bakış, fotografik bakışı da şekillendirdi. Bu değişimle birlikte, belgesel fotoğraf üretimi yapan kişi için kişisel bakış açıları ön plana çıkmaya başladı. Toplumsal konular hakkında yeni belgeselci bakış açısıyla ifade edilen tercümelere yer verilmeye başlandı. Fotoğraf makinasının ardına itilen mesafenin aşıldığı “çağdaş” eleştirellik içeren bakış yerleşti. Marjinallik toplum dışına itilen azınlık ifadesi olmaktan çıkarak fotoğrafçının anlatım diline de yerleşti. Yeniden üretimin anlatım olanağı olarak gözüken teatrallik, belgesel yaklaşımlarda izlenmeye başladı.

Sokak fotoğrafçılığı ve doğrudan fotoğraf
Bu saptamaları güçlendirmek üzere verilebilecek en belirgin örneklerden biri Amerikalı fotografçı DIANE ARBUS’dur. Arbus, günümüzde sokak fotoğrafçılığı ve doğrudan fotoğraf olarak tanımlanan fotoğraf stillerinin en bilinen temsilcilerinden biri sayılmaktadır. Bunun önemli nedenlerinden biri, belge niteliği taşıyan fotoğrafa yüklenen “gerçeklik” ve ciddiyet algısının değişimine yaptığı katkılar olarak açıklanır.
Arbus, Yahudi aristokrat bir ailenin üyesidir. Hayatı boyunca kendi ayakları üzerinde durma konusunda hiç sıkıntı çekmediğini defalarca dile getirmiştir. Ancak sıkıntı çekmemesine karşın ailesinden sıcaklık ve yakınlık da görmemiştir. Bu durum Arbus’un yakınlık hissini dışarıda aramasına neden olmuş ve fotoğraflarına konu olan insanlarla kişisel yakınlıklar kurabilmesini kolaylaştırmıştır. Bu yakınlıklar, Amerikan fotoğrafının ve genel anlamda belgesel fotoğrafın kaderini değiştiren karşılaşmalardan biri olarak nitelenir. Çünkü Arbus’un fotoğraflarının başrol karakterleri, 1960’lı yıllardan itibaren ancak sanatın konusu olarak görünürlük kazanabilen, onun dışında toplumdan izole edilmeye çalışılan ve yaşam alanlarından kovularak arka sokaklara itilen evsizler, sirklerde çalışan hilkat garibeleri, fahişeler ve travestiler gibi toplumun marjinalleridir.


Hilkat garibeleri, travma ile doğmuşlardır
Arbus fotoğraflarının konusu olan kişilerle ilgili şunları söyler: “Çoğu kimse, travmatik bir deneyim yaşayacağı korkusuyla yaşamını sürdürür. Hilkat garibeleri, travma ile doğmuşlardır. Hayatlarının sınavını çoktan geçmişlerdir. Onlar aristokrattır.” Arbus, bu düşüncesiyle bir üyesi olduğu ağır başlı aristokrat düzene karşı bir anlamda tepkisini ve uzaklığını sergiler. Aristokratlar olarak tanımladığı kişiler, göze çarpan iddialı duruşlarıyla toplumda görünmez olmadıklarını haykırır. Bir anlamda fotoğraflarındaki kişiler Arbus sayesinde, geleneksel toplumsal birlik ve düzen algılarını yerle bir eden bir konuma taşınır. Ayrıca Arbus’un yeni aristokratları, aristokrasinin XVII. yüzyıl ikonlarına da meydan okumaktadır. Kısaca, fotoğrafları, özellikle 1960 ve 70’li yıllar düşünüldüğünde yüksek sesle söylenmiş toplum eleştirisi olarak okunmalıdır.

1971 yılında intihar ediyor
Diane Arbus, 1971 yılında intihar ettiğinde fotoğraflarıyla söylemek istediklerinin çoğunu söylemişti. Üne kavuşmuştu, çok sayıda fotoğrafı vardı ve adeta niye intihar ettiğine dair bir sır yoktu. Amerikalı felsefeci Susan Sontag, Fotoğraf Üzerine adlı kitabında bunu şu sözlerle ifade etmişti: “Onun intihar etmiş olması röntgenci değil içten, soğuk değil sevecen olduğunu garanti eder gibidir. Onun intiharı, fotoğraflarının ona zarar verdiğini kanıtlamak istercesine, bu fotoğrafları daha da yıkıcı hale getirmiştir.” Kısacası Arbus, fotoğraflarıyla kendi acısını arayışa çıkmış bir öykü anlatıcısı olarak değerlendirilmiş ve anlattığı öyküler otobiyografik bir kimliğe bürünmüştü.



Tek yumurta ikizleri, Roselle, NJ, 1966, Diane Arbus

En ünlü fotoğrafı ikiz kızlar

Fotoğrafın dili dâhil toplumsal ve psikolojik birçok bağlamda köklü değişimler öneren Diane Arbus’un kendi tarihi içinde yer alan en ünlü fotoğraflarından biri ise ne sirklerde çalışan hilkat garibelerine ne de diğer marjinal gruplara ait değil, 1967’de Roselle, N.J.’ de çekilmiş tek yumurta ikizi kızlara ait olan fotoğrafıdır. Peki nedir bu fotoğrafı özel yapan?..
Öncelikle ikiz olma fenomeninin kadim kültürlere ve bilgilere dayanan çekiciliğidir belki. Aynı genetik yapıya sahip kardeşler arasında var olan benzerlikler kadar, ince ama derin farklılıklar görünüşün sunduğu aynılığa yaklaşma veya ondan uzaklaşma olasılığını barındırır. Bu ikilik genellikle tekinsiz, gizemli ve gerilimlidir. Alman felsefeci Sigmund Freud’un tekinsiz kavramının, özellikle davranışları ve özellikleri birbirini yansıtıyormuş gibi görünen tek yumurta ikizlerinin kültürel olarak nasıl inşa edildiğini düşünmek ve onlarla karşılaşanlarda yarattıkları etkileri anlamak için verimli bir teorik çerçeve sağladığı bilinmektedir. Freud şöyle yazar: “Böylece, birbirine benzedikleri için özdeş sayılması gereken karakterler vardır. Bu ilişki, bu karakterlerden birinden diğerine telepati dememiz gereken, birinin diğeriyle ortak bilgi, duygu ve deneyime sahip olması için sıçrayan zihinsel süreçlerle vurgulanır. Ya da öznenin kendisini bir başkasıyla özdeşleştirmesi, böylece kendisinin kim olduğundan şüphe duyması veya kendisininkinin yerine yabancı benliği ikame etmesi gerçeğiyle işaretlenir. Başka bir deyişle, benliğin ikiye katlanması, bölünmesi ve değiş tokuş edilmesi söz konusudur.”
Freud burada özellikle sadece ikizler hakkında konuşmaz. Bunun yerine, odak noktası çift figür üzerindedir. Arbus’un fotoğraflarında, birbirine oldukça benzeyen bireylerin tekrarlanan görüntüleri, Freud’un “benliğin ikiye katlanması, bölünmesi ve değiş tokuş edilmesi” fikirleriyle oynar. İkizlerle ilgili birçok öyküde, diğer insanların kafasını karıştırmak için periyodik olarak kimlikleri değiş tokuş etmekten nasıl keyif aldıkları anlatılır, hayatlarındaki herhangi bir şeye karşı daha güçlü olmalarını sağlayan, birbirleriyle kurdukları derin bağlar vurgulanır, birbirleri olmadan yaşamayı nasıl hayal bile edemedikleri kabul edilir. Zamanla toplumsal mitlerin tabanına işleyen bu bilgiler aynı zamanda ikiz olmayanların bu tür davranış, ayrıcalık ve tutku olasılığında hissettikleri büyüyü nasıl kopyalayacaklarına dair olasılıkları harekete geçirmiştir. Arbus’un da ilgi odağı olan, ikizlerin özel olma duygusunun günümüzde Batılı bireycilik fikirlerine meydan okuduğu söylenebilir. Özellikle popüler kültür içerisinde, başkalarına özellikle ünlülere benzeme arzusu, çok sayıda insanın moda veya saplantı adına kendi bireyselliklerinden vazgeçmeyi seçmesi anlamına gelir. Buradan yola çıkarak öznelerini temsil ettikleri tekinsizliğin büyüsüyle aşırılaştıran Arbus, çoğu zaman onların esrarengiz aynılığına odaklanır.
İkizlerin anlatıları birçok kültürde önemlidir ve statülerinin özel olduğunu düşündürür. Batı kültürü içinde ise ikizlerin kültürel inşası ve temsili son derece karmaşıktır. Hikâyeleri genellikle komik nüanslarla da desteklenen rahatsız edici unsurlar içerir. Ürettikleri kafa karışıklıkları giderek daha karmaşık olasılıklara yol açabilir. Bu kafa karışıklıkları özellikle DNA profili çıkarmanın yaygın olduğu, akıllı teknolojilerin benzersiz niteliklerimizin tanınmasını sağladığı iddia edilen bir çağda büyük anlam ifade eder. Dolayısıyla aynı genetik profile sahip iki kişinin dâhil olduğu durumlar bugün daha da dikkat çekici olmaktadır. Arbus’un görüntüleri izleyicilerin yakından gözlemlemelerini, incelemek için zaman harcamalarını ve aynılığın göreliliğini ele almalarını önerir.
Bu portrelerin cepheden konumlanışları açıklayıcı ve katılımcı bir alan yaratır. Özneler genellikle çerçevenin ortasında durur, doğrudan ve açık yüreklilikle ilgi odağıdırlar. Rahatsız edici görünseler de, izleyicileri yakın bir ilişkiye davet ederler. Bu görüntüler farklı şeyler arasında özdeşlik göstermek yerine, adeta herkesin aynı görünebildiğini gösterir. Ayrıca fotoğrafın nostaljik geçmişine de atıf yapar. Fotoğraf icadının ilk zamanlarında, uzun poz sürelerinden ötürü insanlar görüntüyü bulanıklaştıracağı için hareket etmemeleri, kesinlikle gülümsememeleri konusunda uyarılırdı. Çocuklar bu yüzden genellikle başlarından bir destekle sandalyeye bağlanırdı. Bu onlara cepheden, tedirgin ve gerilimli bir görünüm kazandırırdı ki Arbus’un ikizlerinin görüntüsü bu fotografik tarihsellik bağlamında da çağrışımlara yol açar.

Aynılık içindeki farklılık ve detaylar
İlk bakışta, önemli olan iki kızın aynılığıdır. Ancak neredeyse aynı anda, bu aynılık algısıyla paralel olarak, tüm küçük farklılıkların farkındalığı gelir ve sonra görüntünün dikkatle incelenmesiyle detaylar çoğalır. Sonunda, ikisi arasındaki küçük farklılıklar, daha da güçlenir. En önemlisi ifadelerdir. Sağ taraftaki ikizin minik tebessümü ve daha yakından bakıldığında, ikizlerin saç bantları, saç modelleri tamamen aynı değildir. Beyaz yakalı, beyaz manşetli fitilli önlükleri “aynı” iken, tam olarak aynı şekilde durmazlar. Çorapları aynı değildir. Ayrıca ne kolları ne elleri ne de bacakları tam bir simetri ile konumlandırılmıştır. Görüntünün genelinde farklılıklar ve asimetriler mevcuttur.
Bu küçük farklılıklar, fotoğrafın yanlış hizalamaları ve asimetrileri ile bir kez daha güçlendirilir. Sağdaki ikizin sağ kenara, soldaki ikizin sol kenara olduğundan daha yakın olması, tuğla zemin ile beyaz alçı duvar arasındaki birleşmenin hafif diyagonali fotoğrafın simetri görünümünü dengesiz kılar. Son olarak, sol üst köşedeki beyaz duvardaki çatlak detayı, aynılığı ve dengenin bozulmasını birleştirir. Bu haliyle, aynılık içinde farklılığın eşzamanlılığına işaret etmeye yardımcı olan bir kusurdur. Fotoğraf tam anlamıyla aynılığın hem biyolojik hem de fotografik kusurları aracılığıyla farklılığa nasıl dönüştüğünü gösterir. Bu şekilde fotoğraf, biyolojik ve fotografik üreme süreçlerini bir araya getirir ve bir aygıt olarak fotoğraf yerine, fotoğrafı mutasyon olarak temsil eder.
Aslında ikizlerin fotoğrafı katmanlı bir anlatının parçasıdır. Benzer okumaları Arbus’un daha önce belgelediği üçüzlerin fotoğrafında da izleriz. Tek yumurta ikizlerinin aynı kompozisyon özelliklerinin çoğu, yatak odalarında, NJ’de üçüzlerde de çalışır. Benzer hafif asimetriler ve aynılık içindeki farklılıklar dizisi üretir. İzleyici yine yüzlerinde, giysilerinin duruşunda ve vücut duruşlarında çok sayıda küçük farklılık keşfetmek için onları incelemeye yönlendirilir.


1967’de Coney Adası’nda birbirine uyumlu mayolar giymiş iki kız

Arşivi incelendiğinde Arbus’un anlatısını daha da ileriye taşıdığı görülür. Bu sefer arşivinde, yine 1967’de Coney Adası’nda birbirine uyumlu mayolar giymiş iki kızın fotoğrafını görürüz. Tek yumurta İkizleri ve Üçüzler gibi biyolojik özdeşlik örnekleriyle paralel olarak eşleşen mayo giyen iki kız, “doğa” ve “kültür” arasındaki sınırı daha da bulanıklaştırır, çünkü bu durum özdeşlik, tamamen “kültür”ün etkisidir. “Kültür” olan “doğa” mayoların aynılığı ve sıradanlığıyla yaratılan endüstriyel tekrarın kendisidir. Yine aynılık ile başlansa da bu sefer aynılık ve farklılığın yan yana durmasıyla anlam bulur. Böylece kızların kılık kıyafetlerinin aynılığı bedensel farklılıklarını ortaya çıkarır. Aynı zamanda, eşleşen mayolarının asimetrisi, iki vücut simetrisindeki asimetrileri ortaya koyarak, iki kız hakkında gerçekten benzer olan şeyin simetrilerinin kusurlu olması olduğunu düşündürür. Yani, onlar hakkında gerçekten “aynı” olan tek şey, bedensel aynılıklarının farklılıklar içermesidir. Böylece benzerliğin her zaman farklılaşma tarafından etkilendiği tezine varılabilir.


Yatak odalarında üçüzler, N.J. 1963

Bireysellik ve farklılık
Sonuç olarak gündelik algılarımızı şekillendiren bireysellik ve farklılıkla ilgili temel Batılı varsayımlar Arbus’un bakış açısı tarafından saldırıya uğrar. Bu fotoğraflar Batılı “bireysellik” değerlerini savunan bir düzenin ikiyüzlülüğüne karşı rahatlıkla siyasi bir ifade olarak görülebilir. Batılı öznellik, bireysellik ve bireysel sanat fikirlerine karşı bir meydan okumayı temsil ederler. Kısaca bu fotoğraflar belirli farkındalıkları geliştiren tartışmaların zemini olabilmeleri açısından kıymetlidir. Biyolojik ikizler yaşamın içinde sık rastlanan bir olgudur. Ayrıca günümüzde yapılan istatistikler göstermektedir ki, son yıllardaki gebelikler artan sayıda çoklu doğumla sonuçlandığından, büyüyen bir gruptur. Gelecekte ikizlerin çok daha yaygın olması muhtemeldir ve artan görünürlükleri tıpkı Diane Arbus’un fotografik anlatılarında olduğu gibi kültürel temsilleri etkilemeye devam edecek gibi görünmektedir.