Bir dönem zengin ve soyluların, bir dönem fakirlerin sembolü olarak nitelendiriliyor. Üşüyenler mutlaka kullanıyor, keçeden yapılanı, hasırdan yapılanı, tüllerle süslü olanı... Binlerce çeşidi var şapka dediğimiz bu güzel aksesuarın... Zaman içinde evrilen, düğünlerin vazgeçilmezi, ülkelerin simgesi şapka hikâyeleri hep büyüleyici...

Bakalım…

Şapkanın kısa tarihi
M.Ö. 3200 yıllarındaki Thebes kentinin mezar resimleri incelendiğinde hasır şapkalı bir adam görseli arkeologların dikkatini çeker. M.Ö. 70 yıllarında, deri şapkasıyla bir bataklığın içine düşen Danimarkalı genç ise şapka tarihinin ilk fiziki kanıtını oluşturur. Daha sonraları M.S. 750 yıllarında gezgin bir keşiş rahat yürüyebilmek için yün parçalarını ayakkabıları ile bütünler ve keçe kavramını ilk bulan olur. Keçe, şapka üreticilerinin hammaddesi haline gelir.


Deri şapkasıyla bir bataklığın içine düşen Danimarkalı genç, M.Ö. 70 yılları

“Milliner” - “kadın şapkacısı” tabiri 14. yüzyılın ilk yarısında Milano ve özellikle İtalya’nın kuzey bölgelerinde yaygınlaşır. Şapka yüzyıllardır kadınların vaz geçilmezi olur. 16. Yüzyılın ikinci yarısında İngiliz Tuhafiyeci John Hetherington ilk silindir şapkayı tasarlar. Piyasaya sürüldüğü ilk gün bir isyana sebep olan bu şapka modelinin ardından erkekler de çeşitli şapka modellerini benimsediler. Yıl 1865, Amerikalı şapka üreticisi John B. Stetson kamp ateşinin çevresinde görmeye alışık olduğumuz western şapkalarını piyasaya sürer. Western şapka kovboyların simgesi haline gelse de erkeklerin sevdiği bir model olur.

15 Ocak tarihinin “Ulusal Şapka Günü” olarak kutlanmaya başlamasının kesin başlangıç yılı bilinmemekte. Ancak şapka fanatiklerinin bu günde kendi şapkalarını tanıttıkları söylentiler arasında.

2000’li yıllara gelindiğinde, özellikle kraliyet düğünlerinin bir vazgeçilmezi olan şapka, tüm kutlamaların, dinî törenlerin, yas günlerinin baş tacı haline geldi. At yarışlarında kadınların şapka giymeleri, İngiltere’de 1711 yılından beri düzenlenen Royal Ascot yarışlarında kadınların giydikleri şapkaların yarışan atlar kadar ilgi görmesinden kaynaklanıyor. Kadınlar şapka takarken erkekler de frak giymekte.


Melon şapka



Ülkeler ile bütünleşen şapkalar
Bulundukları coğrafi konumlar ve sosyo ekonomik yapıları ile bazı ülkeler dünyaya giyim ve aksesuar konusunda öncü oldular. Şapka da bu konuda oldukça aktif bir rol aldı. Örnek vermek gerekirse, ilk olarak Rusya’nın Ushanka adlı şapkasından söz edebiliriz. Ushanka, Rus kalpağı ya da kulak şapkası olarak da bilinir. Üşüyenlerin vazgeçilmesidir.


Rusya’nın Ushanka şapkası

Soğuk iklimden sıcak bir iklime, Meksika’ya geçelim. Sombrero kelimesinin kökeni “sombra - gölge” olarak biliniyor. Sıcak iklimde kullanışlı geniş yapısı ile yüzleri gölge altında tutan bu şapkalar güneşli başka coğrafyalarda da oldukça popüler.


Sombrero


Bob Marley
ile moda ikonu haline gelen Jamaika kökenli bereler birçok gencin yaşamını etkiledi. Rastacapler gökkuşağının renkleri ile dikkati çekiyorlar.


Bearskin


Tüylü uzun formlarıyla kartpostallara dahi konu olan Bearskin adlı başlıklar askerî kullanım ile özdeşleştiler.

Fonksiyonel olmaları gerekmiyor
Şapka dendiğinde sadece fonksiyonel olmasını beklemek pek de doğru olmayabilir. Çan biçimli şapkalar kısa saçlı veya saçlarını şapkasının içine gizleyen kadınların tercihi arasına girdi. Sade formda üretilen bu şapkalar kadınların kendi istekleri doğrultusunda süslenerek, kullananın zevkini de yansıtmakta idi. Çan şapkalar caz dönemi popüleri olsa da retro modasında yerlerini aldılar.

19. Yüzyılın popüler şapkaları “melon” şapka, Thomes ve William Bowler kardeşler tarafından üretildi. At binerken kafalarını korumak amacıyla üretildikleri için sağlamdılar. 1980’lerde artık kullanılmayan melon şapkaların yapımına günümüzde Londra’da devam ediliyor.


Jackie Kennedy pillbox şapkasıyla

Basit ama etkileyici, tıpkı Jackie Kennedy gibi. Jackie Kennedy’nin taktığı kenarsız ve yuvarlak bir şekle sahip asker keplerini (Pillbox) diğerlerinden ayırmak kolay. Fascinator (Büyüleyici) şapkalar İngiltere için doğal, Amerika için özel günlerin şapkalarıdır. Tüyler ve tüller çiçekler kumaşlar bir saç bandı ile tutturulur. Tam bir şov aksesuarı.

Üç köşeli şapkalar, 17. yüzyılda erkeklerin kıvrımlı ve parlak peruklarını sergilemek amacıyla kullanılmaya başlandı. Peruk modası bitti, bu şapkaların kullanılması da rafa kalktı diyebilirdik. Ancak değişik tarzları sevenler bu tip şapkaları tekrar gündeme getirebilirler.

Sherlock Holmes şapkası ile bütünleşenlerden. Bu şapkasının modası hiç geçmeyecek gibi. Henin deyince aklımıza çarpıcı Orta çağ şapkaları geliyor. Tel ve dolgu malzemeleriyle şekillendirilen koni şeklindeki şapkalar Fransızların olduğu kadar Moğolların da simgesi. 20. Yüzyılda ortaya çıkan şeftali sepeti şapkaları kocaman meyve sepetlerine benziyordu. I. Dünya Savaşı sırasında, bu şapkayı takanların vatanperver olmadığı düşünülürdü. 1950’lere kadar süren şeftali sepeti şapkaları bir gün tekrar moda olur mu? Kim bilir?

1800’lerin askerleri kolaltı şapkalarını kullanırlardı. Şekil itibari ile hem kafaya rahat oturuyor hem de kolayca taşınabiliyor. Erkeklere özel şapkaların modası daha zor geçiyor. 19. Yüzyılda ise kadınlar Boudoir şapka takıyorlardı. Giyinirken saçlarını korumak amacıyla kullanılan bu şapkaların daha sonra ipekten yapılanlarıyla sokağa çıkmak mümkün oldu.


18. Yüzyılın ünlü İngiliz ressamı Thomas Gainsborough'un resimleri

18. Yüzyılın ünlü İngiliz ressamı Thomas Gainsborough dönemin kadınlarını çizerken devasa şapkalarla betimleme yapıyordu. Bu büyük ve çok süslü şapkalar adını sanatçıdan aldı: Gainsborough şapkaları. Bu şapkaların süslemelerine daha sonra kuş figürleri de eklendi. Şamata şapkaları profesyonelce imal edilmezdi. Satın alma imkânı da yoktu. O günlerde insanlar kendi şapkalarını kesip kıvırırlardı. Archie (çizgi roman dergi serisi) çizgi romanlarıyla tanınan bu şapkalar yeniden gündeme gelir gibi.


Humphrey Bogart'ın fötr şapkası

Fötr
şapka denince akla gelen ilk isimler arasında Humphrey Bogart’ı sayabiliriz. Sanatçının Casablanca ve Malta Şahini adlı filmlerindeki sert adam karakterleri fötr şapkanın karakteri oldu. Filmlerde gangsterler ve dedektifler fötr şapka takarlar. 1882 yılında Victorien Sardou’nun Prenses Fedora oyununda başkahraman fötr şapkaya benzeyen bir şapka ile seyircinin karşısına çıkar. Daha sonraki yıllarda fötr tam bir şıklık simgesidir. Kullanılmadığı zaman katlanabilir özelliği, değişik hava şartlarında takanın başını koruması fötr şapkayı popüler hale getirir. 1960 yıllarında artık kullanılmayan fötr şapka Michael Jackson ile tekrar gençlerin kullanım alanına girer.

Panama şapkalarını Panama yapımı sanmayın. 1900 Panama Kanalı’nın yapımı sırasında Ekvatorlu bir tüccarın Kanal’ın yapımında çalışan mühendis ve işçilere sattığı bu şapka hafifliği ile ünlü. Kanalın açılışında dönemin ABD Başkanı Roosevelt bu şapkayı kullandı. Dünya basını Başkanın şapkalı fotoğrafını paylaşınca şapka ünlendi. El yapımı Ekvatorlu Panama şapkası 2012 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası listesine alındı


Öz-Panama şapkası - sombrero pinta'o

Öz-Panama
şapkalarına gelince… Panamalıların ürettiği, İspanyolca adı “sombrero pinta’o” olan şapkalar Panama kültüründe önemli bir yere sahip. “Boyalı Şapkalar” geleneksel bir kostüm, ve adına festivaller düzenleniyor. “La Pintada” Festivali’nde amaç yerli şapka kültürünü gelecek nesillere taşımak. Öz-Panama şapkası, Aralık 2017’de Unesco Kültür Listesi’ne alındı.

Ressamlar ve şapka
Ressamların çoğu eserlerinde şapkalı kadın veya erkekleri kullanır. Şapkaları süslemek, şapkalara anlam katmak sanat adına sıkça yapılan bir eylemdir. Bu konuda üç ayrı örnek vermek isterim.


Terasta İki Kız Kardeş  - Renoir

Terasta İki Kız Kardeş
1881 yılında Renoir’ın yaptığı tabloların en ünlülerinden biri. Bilindiği kadarıyla ünlü pazar buluşmasının yapıldığı bir mekânda resmedilen model kız kardeşler, gerçek hayatta kardeş değiller. Büyük olan sakin yüzü, kusursuz elbise ve sade şapkası ile özgüvenin simgesi iken, küçük kız bol çiçekli şapkası ile ablasına yanaşarak masumiyeti temsil eder. Manzara izlenimci, kızların bakışları ve kıyafetleri gerçekçidir. Bu, Renoir figürlerinin en sağlam olduğu dönemdir.

Klimt’in 2006’da 135 milyon dolara satılarak medyayı meşgul eden ünlü tablosunun adı Portrait of Adele BIoch-Bauer (Adele Bloch-Bauer’in portresi)’dir. Gustave Klimt’in kadınlara olan düşkünlüğü sanatına yansır. Bu tablosunu ölümünden birkaç sene evvel yapar. Adele Bloch-Bauer’in 2. portresinde model beyaz renginde betimlenir. Abartı yoktur, Adele mavi yeşil ve pembe bloklar önünde durur. Modelin başındaki siyah şapka elbisesinin rengi ile tezattır. Klimt’in bu sade yeni üslubunun çok fazla örneği yok. Patlayan savaşın ardından sağlığı bozulan sanatçı yaşama veda eder.

Sanatçı Marco Fabiano’nun, kırmızı siyah beyaz renkleri kullanılarak yapılan şapkalı kadın tablolarının replikaları ile bolca karşılaşırız. Marco Fabiano tarihî kültürden büyülenir. “Onlar bizim geçmişimizin ve geldiğimiz yere açılan bir kapıdır” der. Sanatçı Romantik ve Rönesans döneminin gizemi ile ilgilenir. “Benim için basit bir nesne, harika bir şey olma potansiyeline sahiptir. Sadece, ona yeni bir şekilde bakmanız gerekir” diyen Fabiano, çok önem verdiği ailesi ile British Columbia’da yaşıyor.


Börk


Osmanlı’da şapka
Türklerin şapka giymesi Orta Asya’ya kadar dayanır. Kaşgarlı Mahmut’un “Dîvânu Lugâti’t-Türk” adlı eserinde şapkaya börk adını veriyor. Sukurlaç, kızılığ, kurutma ve kıymaç, şapkanın 4 ayrı türüdür. Osmanlı Devleti’nde 1826 yılına kadar börk kullanıldı. Yeniçerilerin kullandıkları şapkalara “üsküf” adı verilmekte. Din ve devlet adamları, yüksek rütbeli memurlar, saray mensupları kendilerini anlatan renkler ve şekillerde 43 çeşit serpuş adı verilen başlıklar giyiyorlardı; padişahlar da ayrı ayrı başlıklar giyerek statülerini belirlemekteydiler. Hükümet görevlileri ise 27 farklı şekilde başlık kullandılar. Ordu mensupları 63 başlık çeşidi ile birbirlerinden ayrılmaktaydı. Osmanlı Devlet’inde gayri-Müslimler de giydikleri başlıklarla diğerlerinden ayrılıyorlardı. 2. Mahmut’un, Yeniçeri Ocağını kapatmasının ardından Tunus’tan getirtilen fesler gündeme geldi. Daha sonra Feshane Fabrikası kuruldu ve tüm fes ihtiyacı giderildi.

ATATÜK ve ŞAPKA DEVRİMİ
Atatürk sadece bir ulusu kurtarmayı kendine hedef edinen bir lider değildi. Amacı ülkeyi baştanbaşa tekrar yaratmaktı. Bunun için atılan her adım, başlangıçta sancılı olsa da ülke yararına olduğu kesin.


Erzurum-Sivas Kongresi sonrasında Mustafa Kemal Atatürk arkadaşları ile birlikte bir araya gelerek yapılan çalışmaları değerlendiriyorlar. Tüm mesai arkadaşları aynı fikirde “Savaşı kazanmak yetmiyor. Devrimler yapılmalı.” Mustafa Kemal not tutturuyor, 7-8 Temmuz 1919’da sabaha kadar konuşuluyor. Konuşulanların sır kalması isteniyor. O sayfalarda, daha sonra gerçekleşen ama o gün için adeta ütopya gibi görünen maddeler var. “Hükümet biçimi Cumhuriyet olacak, tesettür kalkacak, fes kalkacak, Latin harfleri kabul edilecek”. Atatürk’ün arkadaşı Mazhar Müfit “Cumhuriyet ilan edilsin, sonrasına bakarız” diyor.

Daha sonraları İsmet İnönü ile birlikte yurdun her tarafından heyetlerle konuşurlarken, Atatürk Kastamonu’da Şapka Devrimi’nin ilk sinyallerini veriyor ve sebebini şöyle açıklıyor: “Niçin Kastamonu’yu seçtiğimi bilmezsin. Dur, anlatayım. Bütün vilayetler beni tanırlar, ya üniformayla ya da fesli, kalpaklı sivil elbiseyle görmüşlerdir. Yalnız Kastamonu’ya gidemedim. İlk önce nasıl görürlerse öyle alışırlar. Türkiye beni öyle görür, yadırgamazlar. Üstelik, bu vilayetin hemen hepsi, asker ocağından geçmiştir, itaatlidirler, munistirler. Bunun için şapkayı orada giyeceğim.”

23 Ağustos 1925’de Gazi 8 gün sürecek bir Kastamonu gezisi başlatır. Şapka giyer. Çünkü eğer düşündüğü olursa, Anadolu’nun bu mutaassıp şehrinde görünümünü halka kabul ettirebilirse, diğer bölgelerde kabul ettirmek daha kolay olacaktır.

İlk denemeyi kendisi yapar. Gazi Çiftliği’nde beyaz bir Panama şapkası giyerek, traktör üstünde resim çektirir. Sembolik düzeyde laikleşmenin bir gereği olarak devreye sokulan Şapka Devrimi’nin Kastamonu’dan başlatılması da bir plan dâhilinde gerçekleşir. Kastamonu halkı bir fener alayı ile Gazi’nin evinin önüne gelir. Halk coşkuludur. Ertesi gün bir terziyle yaptığı sohbette, “Medeni olacağız” der. “Buna mecburuz. Zihniyetlerini fikirlerini medeniyetin emrettiği değişim ve yükselişe uydurmayanlar felaket ve ıstırap içindedirler” der. Ziyaret edilen şehirlerin başında İnebolu vardır. İnebolu’da konuşmalar devam eder: “Medeni milletlerarası kıyafet, milletimiz için laik bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya potin, üstünde pantolon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve doğal olarak bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta ‘siperli şemsli serpuş’, bunu açık söylemek isterim, bu başlığın ismine ‘şapka’ denir.”
Artık “şapka” sözcüğü ağızdan çıkmıştı.

25 Kasım 1925’te TBMM’de “Şapka Kanunu” kabul edildi. Kanunun ilk maddesi şöyledir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile genel ve yerel idare ve bütün kurumlara mensup memur ve müstahdemler, Türk ulusunun giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet engeller.”

Önceleri Avrupalı şapkacıların piyasaya sürdüğü çeşitli başlıklar giyildi. Yerli üretime geçildiğinde şapka daha da yaygınlaştı.

Atatürk’ün savunduğu “Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona kayıtsız kalanı yakar” cümlesi tüm devrimlerinde olduğu gibi günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Selamlaşmanın bin bir yüzü
Her toplum kendi yaşam alanında belirli durum ve ihtiyaçlara bağlı olarak farklı iletişim şekilleri benimser. Selamlaşma iletişimin ilk adımıdır. Sıklıkla tekrar edilen ve rutin olan selamlaşma kendini ifade edebilmektir. Selamlaşma ortak bir dilin davranış biçimidir.

Bizim coğrafyamızda şapka çıkartmak selamlaşmanın en sade şeklidir. Dünyanın farklı ülkelerinde selamlaşma ritüelleri farklı şekillerde ortaya çıkar. Tibet’te dil çıkartmanın selamlaşmak anlamına gelmesi oldukça şaşırtıcı. Malezya’da “Nereye gidiyorsun?” sorusu bir selamlaşma biçimidir. Cevap, ya “Öylesine bir yürüyüş” ya da “önemli bir yere değil”dir. Filipinler’de el alına konur. Saygı ifadesi olan bu harekete “mano” denir. Hindistan’da ayak tokuşmak bir selamlaşma türüdür. Buna “pranama” denir. Tayland’da selamlaşmanın adı “wai”dir. Bunu yapmak için avuç içleri birbirine yapıştırılır, başparmaklar çeneye, diğer parmaklar alına değecek şekilde kafa eğilir. Soğuk bir ülke Grönland’da ise selamlaşma oldukça sıcak ve samimidir. Eskimo öpücüğü veya “kunik” denilen bu selamlaşmada burnunuzu ve üst dudağınızı karşınızdakinin yanağına veya alnına koyarsınız.

Güney Afrika’ya yayılmış 12 farklı etnik grup vardır. Ellerini birbirini çakmayı nazik bir selamlama sayarlar. Yeni Zelanda yerlileri “hongi” diye bilinen bir saygı göstergesi ile selamlaşırlar. Burun ve alın karşısındakinin burun ve alnına yerleştirilen bu selamlaşma şeklinde samimiyet ve saygı ön plandadır. Kaşınızı kaldırdınız mı karşınızdakinin varlığını kabul ettiniz demektir. O halde Marshall adalarında bulunuyorsunuz anlamına gelir. Çin’de alın yere değdirilir, ABD’de eller yumruk yapılır. Bu gelenek, motosikletlilerin 1940’larda yaydıkları bir selamlaşma türüdür. Nihayet, Malezya ve “salame”: iki elinizle karşınızdakinin ellerine hafifçe dokunun, sonra kalbinizin üzerinde birleştirin. Bir Nijer kabilesinde ise insanlar yumruklarını sallaya sallaya selamlaşırlar: “Wooshay”. Zambiya’da başparmağı sıkınca selamlaşmış oluyorsunuz.

Ama siz siz olun bu orijinal selamlaşma türlerini kendi ülkenizde kullanmayın. Yanlış anlaşılabilirsiniz...

Kaynakça:
https://tr.wikipedia.org
http://sapkatasarım.com
http:// marmaralife.com
https://haberturk.com
https://vttravel.com
https://aiesec.org.tr
https://www.hurriyet.com
https://kristmorrisphoto.com
https://dergipark.org.tr
https://m.bianet.org
https://librakitap.com.tr
https://onedio.com
https://www.kastamonu.gov.tr