Haber fotoğrafı: Prof. Dr. İlber Ortaylı (21 Mayıs 1947 – 13 Mart 2026)
İlber Ortaylı Hocamla yıllar önce, üniversitede Orta Doğu Tarihi derslerini okuduğum yıllarda karşılaştım. Çok renkli, bilgili ve neşeli biriydi. Onu şimdiki gibi ilgiyle dinlerdik. Tekrar karşılaşmamız UÖMO’da bir konferansında gerçekleşti. Yanına gidip kendimi tanıttıktan sonra, onun da yakından tanıdığı müşterek hocalarımı anmıştık. O günden sonra, “Bir Ömür Nasıl Yaşanır” kitabında İlber Hoca’nın dediği gibi, “Değer kim varsa onun peşine düştüm, bu konuda tesadüfe inanmıyorum, ben insanları arar bulurum. Kişiye değer katan insanlarla bulunun. Kendin gayret etmezsen ortada şans da olmaz” deyişinden esinlendim ve ben de aynen öyle yaptım.
İlber Hoca’nın peşinden birçok konferansına, ofisine ziyaretine gittim, onunla söyleşi yaptım. Televizyon programlarının hemen hepsini yurt dışında bile izledim, notlar aldım. İlber Hoca, hepimizin bildiği gibi sonsuz bir bilgi hazinesiydi. Ayrıca her zaman bitmez tükenmez merakı, daha çok bilgi, daha çok okumak, daha çok gezmek isteğiyle dolu dolu yaşadı. Aynı günde sabah birkaç yerde konferans verip akşam başka bir şehirdeki bir etkinliğe gidebilirdi. Her aradığımda onu başka bir şehir veya ülkede bulmak çok olağandı. Sağlığı hiç de iyi olmadığı zaman bile çok sevdiği İtalya, İran, Azerbaycan veya yurdun her şehrine yorulmadan gidebilirdi.

İlber Ortaylı - Elda Sasun
Zamanla dostluğumuz, sohbetimiz arttı, birçok davet, sergi veya etkinliklere birlikte katıldık. Kitapçıların bir kısmını sayesinde tanıdım, gezdim. Her zaman, aynı coşkuyla yeni kitaplar almayı pek sevdi. Birlikte bir yere gideceğimiz zaman çay içmeden çıkmazdık, çay onun yakın dostuydu. Dostluğu, vefası sonsuzdu diyebilirim. Aracı olduğum birçok davet veya etkinliğe gelmiştir. Genelde kimseyi kıramaz, pek hayır diyemez, her kişiye layık olduğu onuru verirdi. Ben ona hep, “siz” ile hitap ettim, onu aradığımda da beni “bizim Elda mı” diye sıfatlandırırdı. Böyle demesi beni çok mutlu ederdi.
Hiçbir şeyi ertelemeden yaşamayı önerirdi. Gündelik programını yazdığı, çantasında taşıdığı kırmızı defteri vardı. Bir program yaptığımızda mutlaka oraya bakar öyle karar verirdi. Klasik müzik bilgisi ve hafızası tüm diğer alanlarda olduğu gibi akıl almaz bir kütüphane gibiydi. Parçaları ezbere mırıldanır konserleri hiç kaçırmazdı. Son yıllarda sıkça, ünlü orkestra şefi Zubin Mehta’yı tekrar görmeyi arzuladığını söylemişti. Hemen araştırdım ve Milano, La Scala’da ünlü keman virtüözü Vengerov ile sahne alacağını gördüm. Çok sevindi, “Ben konser biletlerini alıyorum hocam” dedim. Hiç üşenmedi ve bir geceliğine bu konser için Milano’ya geldi. Konser esnasında notlar aldı ve ertesi sabah erkenden İtalya’nın başka bir şehrine doğru yola çıktı.
İşte İlber Hoca aynen buydu; hayatı koca bir âlim, tarihçi gibi verimli yaşamanın dışında, onu güzel kılmak gerektiğini de anlatırdı. Bazen, onun tabiriyle, çokbilmiş yarı cahil insan ve konuşmalardan sıkıldığı gibi aksi cevaplar verebilir, diğer taraftan bir çocuk saflığı ile ufak şeylerden çok keyif alırdı. İlber Hocamızın gülüşü, kahkahası hakikatten yüreğinizi ısıtırdı. Kafa TV bu kahkahalarını harika bir şekilde yayınladı. İlber Hoca yaşamı gibi bir çerçeve içine sığamayacak sıra dışı bir kişilikti. Birçok insanın hayatına dokundu. Bence tek kusuru sağlığını hiç önemsememesiydi. Kıymetli doktorlarının söylediklerine kulak asmadı. Her tedavi için hastaneye gittiğinde orada kalmamak, programından hiçbir şey kaçırmamak için elinden geleni yaptı. Son ayları maalesef hastanede geçti. Benim gözümde İlber Hoca ölümsüzdü. Ölüm ona yakışamazdı. Kızı Tuna’nın da dediği gibi, “Hastane sürecinde etrafı kitapları, sözlükleri ve gazetelerle çevriliyken bir yandan da çıkacak kitabının tashihini yapıyordu. Düşününce, hayatını dolu dolu yaşamış ama hala yaşamaya doyamamış bu adamla, baba olarak daha gezilecek çok yer, torunlarıyla geçireceği çok vakit, yapılacak çok iş ve gülünecek çok an vardı.”
Hocanın o hiç bitmeyecek gibi duran, yorulmayan enerjisi maalesef bedenine yenildi. İlber Hoca çok sevildi, sevgiyle büyüyen insan iyi insan olur derdi. Sevgisini, bilgisini çok geniş bir kitleyle paylaştı. Sokaktaki simitçiden, en yüksek makamlardaki insanlara kadar sohbeti vardı. Sohbetlerimizden bana çok değerli anılar kaldı. Benim için Hocam, kadim bir dost ve çok kıymetli bir ağabeyimdi. İyi ki onu tanımışım, dostluğu büyük bir ayrıcalıktı. Daha konuşacak, ona danışacak çok şeyim vardı. Telefon edince “N’apıyosun, ne anlatıyorsun” demesini çok özleyeceğim, seni çok özleyeceğim İlber Hocam… Nurlar içinde uyu, eminim oralarda da araştıracak bir şeyler bulacaksın.





