Pesah’ı kutladığımız Nisan ayında klasik anlatıyı tekrar etmek kolay. Zor olansa şu soruyu sorabilmek: Ya mucize ile doğa arasında düşündüğümüzden daha ince bir çizgi varsa?

M.Ö 1628 civarında gerçekleşen Thera (Santorini) patlaması, Minoa uygarlığının yok olmasına sebep olmuş ve insanlık tarihinin kaydedilmiş en büyük volkanik olaylarından biri olarak kabul edilmiştir. Atmosfere kilometrelerce yükselen kül sütunu, Akdeniz havzasında iklim anomalilerine yol açmıştır.

Günümüzde jeologlar, Grönland buz çekirdeklerinde bu döneme tarihlenen sülfat izlerine rastlamıştır. Doğu Akdeniz’de (Levant bölgesi) ise döneme ait tsunami kanıtları tespit edilmiştir. Patlamanın yarattığı şok dalgası o kadar büyüktü ki, yalnızca Ege’yi değil, tüm Levant kıyılarını etkilemişti.

Barbara J. Sivertsen’ın “The Parting of the Sea: How Volcanoes, Earthquakes, and Plagues Shaped the Story of Exodus” adlı çalışması, bu çevresel felaketin Antik Yakın Doğu’daki kolektif hafızada yer etmiş olabileceğini savunur.

Tezin özü şudur: On Bela bağımsız mucizelerden ziyade, birbiri ardına tetiklenen zincirleme ekolojik reaksiyonun halkaları olabilir.

Büyük patlamanın ardından zincir nasıl işlemiştir?

1. Nil sularının “kana dönmesi”
Kül partikülleri ve kırmızı alg patlaması (red tide) Bölgenin can damarları sayılan Nil Nehrinin ve tüm kollarının kırmızıya dönmesine neden olmuştur.

Modern limnoloji (tatlı su ekosistemlerini inceleyen bilim dalı), su sıcaklığı ve besin yüklenmesinin suyu kırmızı renge dönüştürebileceğini kanıtlıyor.

2. Kurbağa istilası
Oksijensiz kalan ve zehirlenen suların, bu bölgedeki canlı yaşamını derinden etkilemesi sonucu, kurbağa ve sürüngenler karaya doğru göçe zorlanmıştır.



3. Haşereler ve sinekler belası
Çürüyen biyokütle, sinek ve zararlı popülasyonunu patlatmıştır.

4. Hayvan ölümleri
Yukarıdaki sebepler neticesinde başta hayvanları, akabinde insanları büyük çapta etkileyen salgın hastalıklar baş göstermiş olmalıdır.

5. Dolu ve ateş
Volkanik fırtınaların oluşturduğu elektrik yüklü atmosfer olayları…

6. Üç gün karanlık
Yoğun kül bulutundan kaynaklanması olasıdır.

Bu model ilk bakışta modern anlatı gibi görünse de ilginç olan şudur ki: Antik Mısır metinlerinde geçen “Ipuwer Papirüsü” gibi belgelerde, kaos, kanlı nehirler ve sosyal çöküş tasvirleri bulunur. Metnin Exodus ile birebir bağlantısı tartışmalıdır, ancak atmosfer benzerliği dikkat çekicidir.


“Denizin Yarılması” ve Rüzgâr Mekaniği
Tevrat’ta geçen ‘Denizin Yarılması’ hadisesi, orijinal metinlerde “Yam Suf” diye tabir edilir. Bu ifade geleneksel çevirilerde Kızıldeniz olarak geçse de birçok filolog bunun “sazlık denizi” veya ‘sığ lagün’ anlamına geldiğini belirtir.

Bilim insanlarının 2010 yılında yaptığı hidrodinamik modellemeler, güçlü ve sürekli doğu rüzgârlarının, sığ sularda geçici kara koridorları oluşturabileceğini göstermiştir. Rüzgâr durduğunda ise su geri döner.

Bu durumda Volkanın patlaması sürecinde açığa çıkan olağanüstü şiddette rüzgâr ve sismik dalgalar, sığ bir lagünde suyun geçici olarak çekilmesine yol açmış olabilir. Rüzgâr durduğunda su geri gelmiştir. O dönemin Antik tanıklarının gözünde bu, “denizin ikiye ayrılması” olarak tanımlanmış olabilir.

Burada kritik soru değişir: Mucize, doğa yasalarının askıya alınması mıydı? Yoksa doğa yasalarının olağanüstü bir anda eşzamanlı işlemesi mi?

Mucize mi, kozmik zamanlama mı?
Antik dünyada doğa ile ilahi olan ayrışmış kategoriler değildi.

Fırtına, Tanrı’nın sesi olarak görülür, depremler ilahi uyarıdır, karanlıksa kozmik mesaj kabul edilirdi.

Belki de Tevrat’taki anlatı, yaşanan travmatik bir doğa olayının teolojik yorumuydu ve bu, fiziksel olayın tarihe yansımasından daha kalıcı bir etki yaratmış olabilir.

PESAH VE İÇSEL YARILMA
Şimdi odağı bu olayın ezoterik yorumlamasına doğru çevirelim.
Yam Suf – “Sazlık Denizi”
Sefer HaZohar
Isaac Luria

Kabala’da deniz, bilinçaltı ve kaosu temsil eder. Mısır (Mitzrayim) ise “daralma, bilinç kısıtlanması, korkunun hüküm sürdüğü hal” anlamına gelir.

Denizin yarılması nasıl yorumlanır?

Bilincin ikiye ayrılması, kaosun ortasında yol açılması, korkunun içinden geçilmesi olarak.

Zohar’a göre denizin yarılması sadece fiziksel bir olay değil, üst âlemlerle alt âlemlerin perdesinin aralanmasıdır.

Isaac Luria’nın öğretisinde Evren başlangıçta “kırılmış kaplar” içerir (Şevirat HaKelim). İlahi ışık kıvılcımlar halinde dağılmıştır. İnsanın görevi ise bu kıvılcımları özgürleştirmektir.

Yani volkan teorisi doğru olsa bile, mistik anlamı ortadan kalkmaz. Tam tersine: Eğer doğa zincirleme reaksiyonlarla ilerlediyse, bu zinciri başlatan “zamanlama” ilahî olabilir mi?

Kabala şunu söyler: Mucize doğa yasalarının iptali değil, sadece doğa ile senkronize olmasıdır.

İnsanlık için Pesah’ın anlamı, bilinç daralmasından genişlemeye geçiştir. Bir nevi uyanıştır.

Şimdi kritik soru şu: Eğer gerçekten bir volkan patladıysa ve gerçekten karanlık çöktüyse, ya da sular çekilip geri geldiyse, bu olayın içsel anlamı ortadan kalkar mı?

İnanç ve Bilim çatışmak zorunda mı?
Pesah, bir arkeoloji sınavı değildir bir özgürleşme anlatısıdır. Volkan hipotezi inancı küçültmez, tam aksi şu soruyu akla getirir: Tanrısal irade, evrenin yasalarını kullanamaz mı?

Belki mucize, tam zamanında esen rüzgârdır.

Belki de mucize, korkuya rağmen yürüyen insandır.

Deniz gerçekten ikiye ayrıldı mı bilmiyoruz ama insanlık tarihinde bir halk, korkunun içinden yürüyerek karşı kıyıya geçti o kesin.

Ve aslında her Pesah’ta aynı soru yeniden hatırlatılır:

Sen kendi daralmış bilincinin önünde durduğunda, o adımı atabilecek misin?

Tanrı zaten mucizelerini doğa üstü değil, doğal olaylarla gerçekleştirir; başka türlüsü de mümkün değil…