Haber fotoğrafı: Tarihî Nakş-ı Rüstem (Naqsh-e Rostam) nekropolisi 

Haftalardır bir enerji ve güç savaşının taraflarından biri olan 90 milyonluk İran’ın kalbinde, Şiraz’ın 60 km açıklarında yükselen taştan sessizlik yer alıyor: Persepolis arkeolojik alanı... “Sessizlik” desem de aslında her sütunu, her kabartması, her merdiven basamağı bir zamanlar imparatorlukların nabzının attığı bir merkezin yankısını taşıyor.


Suzan Nana Tarablus, İran'ın antik Pers şehri Persepolis'teki Tüm Milletler Kapısı'nın önünde

Persepolis’e adım atıyorum… Burası sadece bir arkeolojik alan değil, burada insanlığın en erken “küresel” düzenlerinden birini ziyaret ediyorum. Persepolis, M.Ö. 6. yüzyılda I. Darius tarafından kurulan imparatorluğun sahnesiydi. Çünkü burası sıradan bir başkent değildi; daha çok bir tören şehri, bir güç vitriniydi. Ahameniş İmparatorluğu’nun dört bir yanından gelen elçiler, farklı halklar ve kültürler burada toplanırdı. Bu nedenle Persepolis, yalnızca Perslerin değil; Babil’den Mısır’a, Anadolu’dan Hindistan’a uzanan bir coğrafyanın ortak sahnesiydi. En etkileyici yapı olan Apadana Sarayı’nın merdivenlerindeki duvara işlenmiş, her ziyaretçisini büyüleyen bu çok kültürlü dünyanın izleri hâlâ canlı… Bu sahneler bir fetih anlatısından çok, bir düzenin ve birlikte var olmanın estetiği gibi...


Suzan Nana Tarablus, Persepolis'teki saraylardan kalan, kartal başlı ve aslan vücutlu iki başlı bir Griffin (Huma kuşu) önünde


Apadana Sarayı’nın ünlü kabartmaları
Persepolis’teki Apadana Sarayı’nın ünlü merdiven kabartmalarına hayranlıkla bakıyorum: Salt bir sanat eseri değil, aynı zamanda Ahameniş İmparatorluğu’nun çok uluslu yapısının taşlara kazınmış bir envanteri adeta. Bu kabartmalarda yaklaşık 23 farklı halk temsil edilmiş ve her biri kendi kimliği, kıyafeti ve getirdiği hediyelerle tasvir edilmiş...


Apadana Sarayı'nın doğu merdivenlerini süsleyen ünlü kabartmalar

İmparatorluğun kurucu ortakları addedilen, uzun giysileri ve yuvarlak başlıklarıyla Medler; İmparatorluğun merkezî gücü, diğer halklara rehberlik eden Persler; Bölgenin kadim halklarından Elamlılar, ellerinde kumaş ve değerli eşyalarla; İnce işçilikli kaplar ve tekstiller taşıyan Babilliler; Zengin hediyeler ve işlenmiş eşyalarla temsil edilen Asurlular; Egzotik hayvanlar ve değerli objelerle betimlenen Mısırlılar; Altın ve metal işçiliğiyle tanınan Lidyalılar; Anadolu’nun batısından gelen İyonların ellerinde ince dokumalar; Anadolu’nun iç bölgelerinden Frigyalılar hayvanlar ve tekstil ürünleri getirirken; At ve değerli kaplar sunan Ermeniler; Orta Asya’dan Baktriyalılar getirdikleri develer ve değerli eşyalarla; Altın tozu ve egzotik hediyelerle temsil edilen Hintliler; Afrika’dan gelen Nubyalılar (Etiyopyalılar) fildişi ve egzotik hayvan sunularıyla… İpek Yolu’nun erken tüccarları Soğdianalar; Farklı başlıkları ve atlarıyla ayırt edilen göçebe savaşçılar İskitler

Rehberimiz, betimlenen halklara değinirken konu olan kabartma manzaralarının bir fetih anlayışıyla değil de sahnelerinde bir düzen anlatısının sahnesi olduğuna dikkat çekerken şöyle vurguluyor: “Hiçbir halk zincirlenmiş ya da aşağılanmış şekilde gösterilmez. Aksine hepsi onurlu bir yürüyüş içindedir… Pers görevliler tarafından nazikçe yönlendiriliyorlar. Her biri kendi kimliğini korumuş. Bu da I. Darius ve haleflerinin vermek istediği mesajı açıkça ortaya koyar: Bu bir imparatorluk… ama aynı zamanda bir uyum sistemi.”

Sonuç itibarıyla, Persepolis’i ve dönemin en büyük imparatorluğunun temsili sembolü olan Apadana merdivenleri kanımca aslında bir çeşit antik dünya haritası. Ama bu harita sınırlarla değil, insanlarla çizilmiş. Her figür, yalnızca bir halkı değil; aynı zamanda bir dili, bir kültürü ve bir yaşam biçimini temsil ediyor. Ve belki de en çarpıcı olanı: Bugün bile o merdivenlerde yürürken, insan kendini yalnızca geçmişte değil, insanlığın ortak hikâyesinin içinde hissediyor olması.


Nakş-ı Rüstem arkeolojik alanında bulunan Sasani dönemine ait kaya kabartmaları


Taşlarda yazılı bir dil: Güç ve Zarafet
Persepolis’in dili kelimelerden çok görüntüsüyle çok güçlü. İnsan figürleri sakin ve vakur, hiçbir savaş sahnesi yok, her şey ölçülü, halkların kendi kimlikleriyle temsil edildiği eşitlik duygusu içinde dengeli ve ritmik… Ahamenişlerin dünyaya verdiği mesaj ise: “Biz düzeniz. Biz sürekliliğiz.” Bu da imparatorluğun sadece askerî değil, kültürel bir yapı olduğunu hatırlatıyor.

Yöre tarihine geri dönecek olursak, M.Ö. 330 yılında Büyük İskender Persepolis’i ele geçirdi. Ardından çıkan yangın, şehri büyük ölçüde yok etti. Bu yangının bir intikam mı yoksa bir sarhoşluk gecesinin sonucu mu olduğu hâlâ tartışılıyor. Ama kesin olan bir şey vardır: Persepolis o gece yalnızca bir şehir değil, bir çağın sembolü olarak yanmıştı.

Persepolis’te yürürken rüzgârın taşıdığı şeyin sadece toz olmadığını düşünüyorum… Orada yürürken bir soru düşüyor aklıma: Bir medeniyet neyle ayakta kalır? Güçle mi, hafızayla mı? Persepolis’in yanıtı net: Saraylar yanabilir. Sütunlar yıkılabilir. Ama bir fikrin estetiği, bir düzenin hatırası, taşlarda yaşamaya devam eder.

Bana göre Persepolis, yalnızca geçmişin ihtişamını değil, aynı zamanda kırılganlığını da hatırlatıyor. Belki de bu yüzden insan oradan ayrılırken bir zafer duygusu değil de belirgin bir tevazu taşıyor. Çünkü Persepolis herkese şunu fısıldıyor: En büyük imparatorluk bile zamana yenilir… ama anlam, eğer zarafetle kurulmuşsa, kalır.


Ahameniş İmparatorluğu'nun tören başkenti olarak hizmet veren Persepolis'teki bir anıtsal kabartma


Ahameniş İmparatorluğu
M.Ö. 550’de kuruldu ve üç kıtaya (Asya, Afrika, Avrupa) yayıldı. Farklı din ve kültürlere hoşgörü politikası uyguladı. İlk küresel sistemiyle, ortak yönetim dili ve yollar sistemi geliştirdi. Günümüzün çok uluslu yapılarının erken bir örneği olarak kabul ediliyor.

 

Persepolis’in en önemli işlevlerinden biri, Nevruz kutlamalarıydı. Baharın başlamasıyla imparatorluğun dört bir yanından temsilciler buraya gelir, hediyeler sunar ve yeni yıl birlikte karşılanırdı. Bu nedenle Persepolis, sadece bir güç merkezi değil, aynı zamanda bir “yeniden doğuş” mekânıydı.

 

Kabartmalardaki gizli mesajlarda her ayrıntı görünenden daha derin bir anlam taşır. Aslanın boğayı yakaladığı sahneler: Mevsim döngüsü… Lotus çiçeği: Sonsuzluk ve yeniden doğuş. Merdiven kompozisyonları: Hiyerarşi değil uyum…