(Fotoğraflar: Seda İkizoğlu)
Baharın tazelenen nefesiyle, bu ayki röportajımızda nefes eğitmeni ve Kokular Ruhun Nefesidir kitabının yazarı ALEGRA BENARDETE ile bir araya geldik. Bu söyleşi benim için ayrı bir anlam taşıyor; çünkü Alegra’nın bu yolculuğuna yakından tanıklık etmiş biri olarak, anlattıklarının her biri benim için canlı birer hatıra. Burada ifade ettikleri yalnızca kelimelerden ibaret değil; yıllar içinde gözlerimin önünde dönüşen bir hikâyenin, içten bir yansıması.
Şimdi sizi, bu derin ve ilham verici yolculuğun ayrıntılarını Alegra’nın kendi sözlerinden dinlemeye davet ediyorum.
Alegra Benardete, çocukluğunu babasının kurduğu Reyna Parfümeri’nin Nişantaşı’ndaki dükkânında, kokuların büyülü dünyasının içinde geçirdi. O yıllarda bu deneyimin ileride kendi yolculuğunun merkezine yerleşeceğini henüz bilmiyordu. 2009 yılında nefesle tanışması hayatında bir dönüm noktası oldu. Uzun yıllar boyunca kıdemli nefes eğitmeni olarak çalışarak seminerler, atölyeler ve bireysel seanslarla pek çok kişiye rehberlik etti. Nefes çalışmalarını derinleştirdikçe, çocukluğunun kokuları hafızasında yeniden canlanmaya başladı. Bu içsel çağrıyı dinleyerek 2016 yılında ALEGRIA ISTANBUL’u kurdu ve ilk parfümü “XVII”yi yarattı. Böylece nefesle açılan içsel alan, koku aracılığıyla somut bir ifadeye dönüştü. 2025 yılının başında yaşadığı omurga kırığı ise onu yavaşlamaya ve tüm bu yolculuğa yeniden bakmaya davet etti. 2009’daki ilk nefes deneyiminden bugüne uzanan dönüşümünü kaleme aldığı “Kokular Ruhun Nefesidir” isimli ilk kitabı da bu sürecin bir ürünü olarak ortaya çıktı.

Sen öncelikle bir nefes eğitmenisin, nefesle seni çalışmaya iten kırılma anın neydi?
Yaşamda kendi yönümü bulmak istediğim fakat ne yapmam gerektiğini bilemediğim bir dönemde ses tellerimde nodüller tespit edilmişti ve bu durum beni yoruyordu. Enerjim düşük uyanıyor, isteksizlik, halsizlik ve kimseye anlatamadığım panik ataklarım oluyordu. Tüm bunlara alternatif yoldan çözüm ararken Reiki enerjisi ile tanıştım. Sonrasında gittiğim bir merkezde bir nefes tanıtım toplantısına katıldım ve o ana kadar hiç hissetmediğim sebepsiz bir huşu hali ve adeta kendi ruhumla yeniden kavuşma hissi yaşadım. Benim için sıra dışı ve büyüleyici bir deneyimdi. Nefes o kadar içime işlemişti ki, hiç kopmadan seanslarla kendimi destekledim ve kısa sürede enerjim yükseldi, daha çok anda kalarak gücüme kavuştum. Ve bana açılan bu yolda ilerledim.
"Siz niyet ettiğinizde ve değişmek istediğinizde evren sizin önünüze kolaylaştırıcı her şeyi sunuyor. Fark etmek ve istemek başlamak için bir adım. Herkesin kendi nefesiyle tanışmasını dilerim."

Mirey Nasi - Alegra Benardete (Fotoğraf: Önem Çerçel)
Nefes eğitmeni olmak için bu yolculukta aldığın eğitimleri bizimle paylaşır mısın?
Bu konuda çok şanslıydım; eğitimlerimi tekniklerin yaratıcılarından ve o ekollerin bizzat eğitmenlerinden alma fırsatı buldum. İlk olarak REIKI ile tanıştım ve master eğitmenliğini aldım. Sonrasında hayatıma en değerli hediye olan nefes girdi. Transformational Breath- Transformal Nefesin tüm koçluk ve eğitmenlik eğitimlerini bu sistemin kurucusu Dr. Judith Kravitz’den birebir alarak tamamladım. O dönem İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde Genel Müdür görevinde olan ve aynı zamanda şeflik yapan Kevork Tavityan’dan şan dersleri alarak sesimi çok daha verimli kullanmayı öğrendim. Eş zamanlı olarak Arsen-Can Gürzap’ın kurucusu olduğu Diyalog’tan da seslendirme eğitimi aldım. Tüm bu çalışmalar sayesinde sesimi ve nefesimi doğru kullanarak enerjimi yükseltmenin kalıcı ve köklü etkisini tüm bedenimde hissettim ve yaşama yansımasında sağlık, huzur, mutluluk ve yaratıcılığımın artması olarak deneyimledim. Ses çalışmalarının bedenimizde ve hücrelerimizde yarattığı etkiyi kendi üzerimde deneyimledikten sonra, yine bu alanda Kanadalı eğitmen Ron La Place’dan Acutonics Sesle Şifa Eğitimi alarak yüksek frekans çalışması olan dünya ve gezegenlerle uyumlu ses çatallarını kullanmayı öğrendim.
Kadim Mısır öğretisi olan MERKABA Aydınlanmış Kalbin Uyanışı meditasyon tekniğini kullanarak kalp, 3. göz epifiz ve hipofiz aktivasyonunu sağlayan bu çok güçlü tekniği yine Ron La Place’dan öğrendim. Shiatsu, Refleksiyoloji ve en son Kinesiyoloji ile çalışan JAAS bilinçaltı arınma tekniğinin kolaylaştırıcı eğitimini aldım.
Seanslarımda tüm teknikleri uyguluyorum. Gelen danışanımın neye ihtiyacı varsa seans açılımı o teknikle oluyor ancak nefes her zaman temelimiz.

Nefes ne demektir, bize nefesi ve bir nefes seansını nasıl tanımlarsın?
Nefes, yaşam ve ölüm arasında çok ince bir çizgi, bizi yaşama bağlayan ve motive eden çok güçlü bir bağ. Bu bağ ne kadar kuvvetli ise yaşam o kadar sürdürülebilir. Nefes çalışmalarında amacımız; doğuştan açık olan bebeklik nefesimize geri dönmek... Aslında bir hatırlama yolculuğu ve bu yolculukta tehlike anlarında kısıtladığımız ve durdurduğumuz nefesin, bedenimizde yarattığı sıkışıklığı ve blokaj haline gelen enerjisini serbest bırakmasına yardımcı olmak. En başta; yaşam enerjimizi ve oksijeni nefes ile akciğerlerimize alıyoruz. Nefesimizi güçlendirmek ve kapasitemizi arttırmak için diyafram kasımızı kullanmamız gerekiyor. Diyafram nefesi ile en uzun sinir olan ve tüm organlarımızdan geçen vagus siniri aktive oluyor, lenf sistemimiz toksin atılımı sağlıyor. Kan akışımız hızlanıyor, temiz kan kalbe pompalanıyor ve damar yollarımız rahatlıyor. Sempatik ve para sempatik sinir sistemimiz dengeye geliyor.
Bedenimizde nefes almamızı kolaylaştıran çok önemli bir kasımız daha var. Psoas kası (so-as olarak telaffuz edilir), ruh kası olarak da bilinen bu kas insan vücudunun en derin kasıdır. Yapısal dengemizi, kas bütünlüğümüzü, esnekliğimizi, gücümüzü, hareket aralığımızı, eklem hareketliliğimizi ve organ işlevlerimizi etkiler. Omurganın her iki yanından çıkan psoas, omurgayı bacaklara bağlayan tek “kas”tır. Sıkışmış bir psoas sadece yapısal sorunlar yaratmakla kalmaz, organları da sıkıştırır, sinirlere baskı uygular, sıvıların hareketini engeller ve diyafragmatik solunumu bozar.
Aslında, “Psoas, temel fiziksel ve duygusal tepkilerle o kadar yakından ilgilidir ki, kronik olarak gergin bir psoas vücudunuza sürekli olarak tehlike altında olduğunuzu bildirir ve sonunda adrenal bezleri tüketir ve bağışıklık sistemini zayıflatır.” Bu kası rahatlatmak için yapmamız gereken, diyafram nefesine dönmektir. Doğru alınan nefesle (burundan derin ve uzun alıp, ağzımızdan rahat ve kolaylıkla nefesimizi bıraktığımızda), tüm kaslarımız gevşer, bedenimizde dengeli bir akış başlar, duygusal-zihinsel ve ruhsal olarak enerji bedenlerimiz de güçlenmiş olur.
Nefes kapasitesi ne kadar güçlü ise kişinin odak noktası da o kadar kendisi olmaya başlar, baş etme kapasitesi artar. Bu yaşama gelme nedenimiz olan “hakikatimizi yaşama ve deneyimleme”yi yeniden hatırlamaya başlarız. Tozlu raflarda sakladığımız, bastırdığımız duygu ve düşünceler (bilinçaltı) nefes alış-verişimizde kopukluk yaratır. Bu durum bizi ya geçmişe ya geleceğe sürükler. Aslında her şey paradoksal olarak ŞİMDİ’de yaşanıyor. Şimdiki andan uzaklaştığımız her şeyin altında yatan sebebi bulduğumuz zaman dönüşüm değişim kaçınılmaz olur. Kişi seansında, kaynakla - Yaradan’la yeniden bağ kurarak ruhsal düzeyde birlik ve bütünlük deneyimliyor. Tamlık hissi kişinin yolculuğunda yaratıcılığını aktive ediyor. Neşe ve huzur hiçbir çabaya girmeden kendiliğinden var oluyor.
Şimdiye kadar pek çok danışan ile çalıştın; özellikle bugünün dünyasında sence en çok hangi duygunun nefesi tutuluyor?
Gözlemlediğim, en çok korktuğumuz ve kaygıya kapıldığımız zamanlarda nefesimizi tutuyoruz. O anda çaresizlik, endişe, donma hali, panik, suçluluk gibi duygular su yüzüne çıkıyor. Bu duygularla baş etmek için o anda nefes farkındalığını hayata geçirmek ve sakince derin ve uzun nefes almak bizi rahatlatıyor. Aslında kendimizi eğitebiliriz; bu kullanmadığımız kasları yeniden hatırlamak için bir dizi alıştırma var. Nefesin, bedendeki akışını takip ederek, nefes alımı ile bedendeki hareketsiz yerleri tespit ediyor, nefesin bedende dengeli akışını sağlamak için kolaylaştırıcı olarak beraber yolculuğa çıkıyoruz. Anne olmak isteyen fakat korkan birçok aday ile çalışma fırsatı buldum. Her seferinde doğum mucizelerine tanıklık ettim. Fobiler konusunda da; kapalı kalma, asansör, uçak, panik atak şikâyeti ile gelenlerde diyafram nefesini doğru kullandıklarında bu sorunların büyük ölçüde ortadan kalktığını gördüm.
“Dengede bir yaşam ruhun huzuruna hizmet eder.”
Nefes çalışmaların devam ederken “Kokular Ruhun Nefesidir” adlı bir kitap yazdın…
Kitap yazma fikri aslında ilk nefese başladığım yıllarda ortaya çıktı ancak yarım kaldı. Geçtiğimiz sene yaşadığım bir kırık her şeyin yeniden ortaya çıkmasına vesile oldu. Yaraların olduğu yer ışığın içeri girdiği yerdir der Hz. Mevlâna. Bu kırık çok derindi. Şifalanmak ve dönüşmek isteyen enerjilerin adeta serbest kalmasına vesile oldu. Bu bir eve dön çağrısıydı benim için. Üzerimde yük olarak gördüğüm ağırlıkları serbest bırakma zamanı gelmişti. Bedenim önden koşuyor, ruhum geriden geliyordu adeta. İtiraf edeyim, kilitler açıldıkça hafifledim ve tarif edemediğim huzuru yaşamımda yakaladım.
Evde dinlendiğim zamanlarda kendime notlar alıyordum. Sonra bu notlar çoğaldı ve bir arkadaşım kitaba dönüşmesi için vesile oldu, editörüne yollamam için beni motive etti. Okuyanların faydalanması için de minik ve kolay uygulanabilir egzersiz ve meditasyonlar ilave ettim. Aynı zamanda, kitapta koku ve çocukluk hafızamızın yetişkin bizlerin üzerimizde bıraktığı etkiye dikkat çekmek istedim.
Koku hafızamız ile çocukluğumuza inebiliyoruz orada bizi mutlu eden zaman, olay ve durumları ana getirebiliyoruz ve hatırlıyoruz. Çok kıymetli çünkü bu alana ulaşmamız doğru nefes ile mümkün oluyor. İşte bu kitapta hepsi bir araya geliyor.
Bu kitabı kimler için yazdın?
Bu kitap; kendini yeniden duymaya, içsel çocuğuna sarılmaya, korkularının içinden geçerek hafiflemeye, durup düşünmeye ve okuduklarını hayata geçirme cesaretini göstermek isteyenler için yazıldı. Kitabımda, hayallerimize ulaşmanın bir NEFES kadar yakın olduğunu yeniden hatırlatmak istedim. Korkuyu sevgiye dönüştürerek, kendi gerçeğimizin bilinçli farkındalığıyla yaşamaya yardımcı bir kaynak olması için yazdım. “Şifa, duygulardan kaçmakla değil onları kucaklamakla başlar.” Bu sadece bir kitap değil, aslında kendinden kendine bir yolculuk…
Senin bir de ALEGRIA XII adını verdiğin parfüm yolculuğun var…
Kadınlar kendi özlerini temsil eden koku ile ortama zarafetlerini katarlar. Kullandıkları koku onların imzasıdır. “Kendi özünü kucaklayan kadının imzası ise neşe ve mutluluktur” diyerek yola çıktım ve ALEGRIA İstanbul markasını yarattım, XVII ismini verdiğim parfümümü 2016 sonunda ürettim...
Bu yolculuk, yaklaşık 10 yıl önce bir nefes çalışmasında iç sesimi dinleyerek aldığım “ALEGRIA ve parfüm yarat” mesajıyla başladı. Parfüm benim için çocukluktan gelen bir tutku. Küçük yaşlardan itibaren babamın mağaza ve deposunda geçirdiğim zamanlar, kokularla tanışmamı ve bu dünyaya hayranlık duymamı sağladı. Işık, koku ve güzelliğe olan ilgim bu yolculuğun temelini oluşturdu.
Çocuklukta kokulara olan sevgim, yıllar sonra yeniden hayatıma girerek parfüm yaratma yolculuğuma ilham oldu. İçsel çalışmalarım ve meditasyonlardan aldığım ilhamla ALEGRIA markasını kurdum.
Amacım, parfümü kullanan kadınların neşe, özgürlük ve yaratıcılıklarını ifade etmeleri ve hayallerine cesaretle adım atmalarıydı.
Benim de şimdi sizlere bir sorum var. Sizin bir kokunuz olsaydı bu ne olurdu? Bu soruyu içinizdeki çocukla yeniden bağlantıya geçmeniz ve kendi özünüzden akanlara “BEN HALA BURADAYIM... HAYALİN HALA YAŞIYOR” demeniz için bırakıyorum.
Buraya kadar sizlerle yol arkadaşı olduk. Benim hikâyeme eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bu satırlarda sizlerle buluşmama vesile olan ve alan açan Şalom Dergi’ye ve röportajı keyifle gerçekleştirdiğim canım arkadaşım Mirey Nasi’ye de teşekkür ederim. Okuyan herkesin, hayatlarında farklı bir bakış açısı ile önlerinde açılan pencerelerden takıldıkları, sıkışıklık hissettikleri yerlere çözümün içlerinde olduğunu fark ederek, cesaretle o alanlara bakmalarını diliyorum.






