Mustafa Kemal Atatürk Avustralya’da saygıyla anılan az sayıdaki yabancı liderden biridir. Bunun nedeni, Gelibolu’da hayatını kaybeden ANZAK askerleri için söylediği ünlü sözlerdir. Bu sözler Avustralya’da okul kitaplarında yer alır ve birçok anma töreninde okunur.

Sidney’in kalbinde, gökdelenlerin ve hızlı şehir hayatının ortasında beklenmedik bir sessizlik… Kentin en güzel parklarından biri olan Hyde Park’ın güney ucuna doğru yürüdüğümde şehir ansızın yavaşladı. Palmiye ağaçlarının gölgesinde uzanan geniş havuzun ortasında, ağırbaşlı bir yapı yükseliyor: “ANZAK Memorial”. Avustralya’nın ve Yeni Zelanda’nın askerlerini simgeleyen bu anıt, salt bir savaş anısı değil, uzak coğrafyaların birbirine bağlanan kaderlerinin bir sembolü adeta.



Çünkü burada hatırlanan askerlerin önemli bir kısmı, dünyanın öteki ucunda, Gelibolu’da hayatlarını kaybetmiştir. Ve bu hikâyenin merkezindeki isim, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

Hyde Park’taki havuzun suyu neredeyse aynaya dönüşmüş… Gökyüzü, ağaçlar ve anıtın çizgileri suyun üzerinde birleşiyor. Ağır adımlarla anıtın içine girdiğimde ışık loş, sessizlik hâkim. Merkezde heykeltıraş George Rayner Hoff’un yaptığı ünlü heykel duruyor: “Sacrifice” (Fedakârlık).

Bir askerin bedeni, arkadaşları tarafından taşınmakta. Yüzlerde acıdan ziyade bir kader kabullenişi. İsimler… Binlerce isim… Ve o isimlerin çoğunun yolu bir zamanlar Gelibolu Yarımadasına çıkmış.

"Sacrifise - Fedakârlık", George Rayner Hoff

Atatürk’e saygı - ANZAC Day
1915’teki Gallipoli Campaign Avustralya ve Yeni Zelanda tarihinin en derin travmalarından biri oldu. Australian and New Zealand Army Corps askerleri, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başlatılan harekâtın ön saflarında yer almıştı. Birçoğu geri dönemeyen genç asker için bu, hayatlarında gördükleri ilk yabancı ülkeydi, ta dünyanın öbür ucunda. Ama Gelibolu savaşlarının ardından tarihte nadir görülen bir şey oldu: Bir düşman, karşı tarafın acısını anlamayı seçti.

Atatürk’ün sözleri 1934 yılında, Gelibolu’da hayatını kaybeden Anzak askerleri için söylenen şu sözler bugün hâlâ Avustralya’da ders kitaplarında yer alıyor: “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Bu sözler, savaş tarihinin en insani metinlerinden biri olarak kabul edilir. Günümüze değin Avustralya’da Atatürk’e duyulan saygının temelinde de bu sözler vardır.


Suzan Nana Tarablus


ANZAK’ların Atatürk’e Saygısı ANZAK Day her yıl 25 Nisan’da kutlanıyor.
O gün binlerce Avustralyalı ve Yeni Zelandalı Gelibolu’ya gider. Şafak törenlerinde Türk askerleriyle yan yana dururlar. Bir zamanların düşmanları, artık ortak bir hafızanın parçasıdır. Sidney’deki Hyde Park’taki anıtta da bu duygunun izleri vardır. Birçok ziyaretçi Türkiye’den söz eder. Çanakkale’den söz eder. Ve Atatürk’ten…

Bazı savaşlar, zaman içinde beklenmedik bir saygıya dönüşür. Gelibolu bunun en güçlü örneklerinden biri: Bugün Avustralya’da birçok şehirde Atatürk’ün adı bir parkta, bir anıtta ya da bir cadde tabelasında yaşar. Türkiye’de ise Anzak askerlerinin mezarları özenle korunur. Bir zamanların cepheleri artık hatıra mekânlarıdır.

Hyde Park’tan ayrılırken
Hyde Park’taki anıttan çıktığımda dünyanın iki ucunda yaşayan insanların kaderlerinin, bir yarımadada kesiştiğini düşündüm. Belki de bu yüzden Gelibolu yalnızca bir savaş alanı değildi, aynı zamanda düşmanların birbirini anlamayı öğrendiği ender yerlerden biriydi ve o anıt, o sessiz anlaşmanın taşlaşmış haliydi.

 

ANZAC
Australian and New Zealand Army Corps, kısaca ANZAK, I. Dünya Savaşı sırasında kurulan Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusunun adı. 1915’te Gelibolu’ya çıkarma yapan birlikler bu kolorduya bağlıydı. O günlerden sonra “ANZAK” kelimesi yalnızca askeri bir birlik değil, Avustralya ve Yeni Zelanda ulusal kimliğinin sembollerinden biri hâline geldi. Her yıl 25 Nisan, ANZAK Day olarak anılır. O gün şafak törenleri yapılır, savaşlarda hayatını kaybeden askerler hatırlanır ve Gelibolu’daki törenlere binlerce kişi katılır.

 

ANZAK’ların dünyanın öteki ucuna uzun yolculuğu
1915 yılında Avustralya ve Yeni Zelanda’dan yola çıkan Australian and New Zealand Army Corps askerleri için Gelibolu yalnızca bir savaş alanı değil, dünyanın öteki ucu anlamına geliyordu. Genç askerler önce gemilerle Hint Okyanusu’nu geçerek Mısır’a ulaştılar. Kahire yakınlarındaki kamplarda kısa bir eğitimden sonra Akdeniz’e açıldılar. Son durakları ise Osmanlı İmparatorluğu’nun savunduğu Gelibolu Yarımadası oldu. 25 Nisan 1915 sabahı karanlıkta başlayan çıkarma, tarihe Gallipoli Campaign olarak geçti. Bu yolculuğa çıkan askerlerin çoğu yirmili yaşlarının başındaydı. Birçoğu Avustralya dışına ilk kez çıkıyordu. Kimileri çiftçiydi, kimileri madenci, kimileri de üniversite öğrencisi. Aylar süren savaşın ardından binlercesi Gelibolu tepelerinde hayatını kaybetti. Bugün Avustralya’dan Türkiye’ye gelen ziyaretçiler için bu yolculuk hâlâ güçlü bir anlam taşır. Çünkü Gelibolu, onlar için yalnızca bir savaşın değil, ulus olma bilincinin doğduğu yerlerden biri sayılır.



Heykeltıraş Matthew Harding tarafından tasarlanan Melbourne’daki Türk-Avustralya Dostluk Anıtı

Melbourne’daki Türk-Avustralya Dostluk Anıtı (Australian Turkish Friendship Memorial)
13 Nisan 2015’te Anzak Günü’nün 100. Yılı anısına açılan, iki ülke arasındaki dostluğu ve Çanakkale Savaşı’nın barışa dönüşümünü simgeleyen, Melbourne’un ikonik Shrine of Remembrance yakınında yer alan önemli bir anıt yapıdır. Heykeltıraş Matthew Harding tarafından tasarlanan anıt, denizcilik sınıfı paslanmaz çelikten yapılmış, hilal şeklinde telkâri bir çelenkten oluşur. Çelenk, şehitleri ve çelenk bırakma geleneğini simgeler. Çelenk önünde, Avustralya kaju ağacı ve Türk çam kozalağından esinlenilen, dostluğu simgeleyen granit tohum kabukları bulunur. Atatürk’ün mesajı: Anıtın tabanında, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında Anzak annelerine yazdığı, “Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır,” sözleri yer alır.