Çöle duyduğum tutkunun izinde Büyük Sahra’daydım. Moritanya’da…

Yüzölçümü Türkiye’nin bir buçuk katı olan Moritanya İslam Cumhuriyeti dört milyon kadar bir nüfusa sahip. Geçmiş dönemlerde Berberi bir krallık, %70’i çöl olan Moritanya’da Orta Çağı andıran zorlu koşullar altında, neredeyse bir hafta süren bir seyrüseferde. Çöl insanları -özellikle kadınlar ve çocuklar- yoksulluğun ve yoksunluğun en dip katmanında yaşıyor. Güneşin altında kavrulan, suyla, gıdayla, umutla sürekli pazarlık hâlinde olan hayatlar… İnsan, orada yalnızca doğayla değil, insanlığın kendi kırılganlığıyla da yüzleşiyor.


Bedensel olarak son derece zorlayıcı bu yolculuk sırasında, inanması güç ama bir vahayla karşılaştım. Yaklaşık 9,2 milyon km²’lik bir alanı kaplayan ve Moritanya dışında Cezayir, Çad, Mısır, Libya, Mali, Nijer, Batı Sahra ve Sudan’ın büyük bir bölümünü ve Fas’ın güneyi ile Tunus’un bazı kısımlarını kapsayan devasa bir çölün ortasında bir cennet adacığı… Yeşil bir örtü, palmiye ağaçları, akan dereler, kayaların arasından sızan sular… Hayat, en kurak yerin kalbinde bile bir yol bulabiliyordu. Doğa, çelişkilerini böylesine zarifçe taşırken, dünya da kendi çalkantısını sürdürüyordu.

Sahra’nın kitap kalbi Chinguetti
Sahra’nın sessizliğinde 4x4 arazi araçlarıyla ilerlerken çölde bir hafıza mekânı Sahra’nın Kitap Kalbi Chinguetti’ye ulaşıyoruz. Kumdan çok, kelimelerle inşa edilmiş Chinguetti… Yolun bittiği, rüzgârın başladığı yerde yükselen bu kadim yerleşim, Orta Çağ boyunca sadece bir kervan durağı değil, İslam dünyasının en önemli entelektüel merkezlerinden biriydi. Bugün UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Chinguetti, yüzyıllar boyunca Sahra’yı geçen tüccarların, hacıların ve âlimlerin buluştuğu bir bilgi vahasıydı.


Timbuktu ve Tuwat ile birlikte, Sahra’nın üç büyük “bilgi kapısı”ndan biri olan bu çöl şehri 13. yüzyılda, Mekke’ye giden Batı Afrikalı hacıların toplandığı bir durak olarak kuruldu. Ancak zamanla bu kutsal yolculuk, yalnızca bedeni değil, zihni de taşıyan bir harekete dönüştü. Yanlarında altın, tuz ve fildişi taşıyan kervanlar, aynı zamanda el yazmaları, fetvalar, matematik kitapları, astronomi risaleleri ve felsefe metinleri de getiriyordu. Böylece Chinguetti, bir ticaret şehrinden çok daha fazlasına dönüştü: Bir Sahra üniversitesine. Orta Çağ İslam dünyasında Moritanya bölgesi için kullanılan ad şuydu: Bilād Shinqīṭ - Chinguetti Ülkesi. Bu ad, bölgenin sıradan bir çöl değil, ilim ve ahlak merkezi olarak görüldüğünü gösteriyor. Kahire, Fez, Kurtuba ve Bağdat’ta okuyan âlimler, Chinguetti’den gelen öğrencileri tanır ve onlara özel bir saygı gösterirdi. Çünkü buradan gelenler, sadece bilgi değil, ezberlenmiş kitaplar taşırlardı.


Suzan Nana Tarablus

Bugün Chinguetti’de, yok olma tehdidi altında edebi hazineler olan 12 aile kütüphanesi bulunuyor. Çölde saklanan kütüphanelerden birini ziyaret ediyoruz. Ziyaret ettiğimiz ailelerin evinde saklanan yüzlerce, binlerce el yazması… Baba-oğul, anne-kız yoluyla aktarılan özel aile koleksiyonları. Burası minyatür bir çöl üniversitesi adeta: Kur’an tefsirleri, fıkıh kitapları, astronomi ve takvim hesapları, matematik, coğrafya, tıp, mantık ve felsefe… Endülüs ve Mağrip edebiyatı. Bize bilgi veren genç bazı metinlerin 10. yüzyıla kadar uzandığını anlatıyor. Ancak dert büyük: Bu el yazmaları asırlardır iki düşmanla – kum ve zamanla savaşıyor.



Birçok aile, kitaplarını keçi derisine sarıp ahşap sandıklarda saklıyor, her nesil bir öncekinin emanetini korumaya ant içmişçesine. Elektrik yok. Klima yok. Devlet desteği yok. Ama hafıza var. Chinguetti’de kitap saklamak, sadece kültür değil, bir tür ibadet. Sahra’nın Sessiz Bilgeliği Chinguetti küçülmüş, kumların istilasına uğramış bir şehir. Ama onun evlerinde hâlâ binlerce sayfa fısıldıyor. Her el yazması şunu söylüyor: “Çöl yalnızca boşluk değildir. Çöl, hafızadır.” Büyük Sahra’nın ortasında, bir zamanlar dünya ilmini taşıyan bu küçük şehir, bize şunu hatırlatıyor: Medeniyet bazen kütüphanelerle değil, onları saklayan insanlarla ayakta kalır.