Haber resmi: Truva-Wilusa
Luviler, Anadolu’nun tarih öncesi dönemlerinden itibaren varlık göstermiş, kültürel ve siyasal açıdan önemli izler bırakmış kadim bir halktır. M.Ö. 2000 yılın başlarından itibaren Anadolu’nun batı ile güney bölgelerinde görülen bu halk, Hititlerle çağdaş olup, Luvice konuşmaktaydılar. Günümüz Avrupa Birliği’ni çağrıştırmakta olan Luvi Uygarlığının bilim, sanat ve felsefede döneminin çok ilerisinde oldukları biliniyor. İleri bir matematik ve mühendislik bilgisiyle yaptıkları şehirler birçok Avrupa kentinin yapımına ilham kaynağı olmuş ve Anadolu uygarlıklarının gelişiminde büyük bir rol oynamıştır.

M.Ö. 1200 civarında Anadolu’daki siyasal coğrafya; Luvi devletleri kırmızı renkte gösterilmiştir (Frank Starke; Fred Woudhuizen; Luwian Studies)
Luvilerin kökeni
Luvilerin kökeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, muhtemelen M.Ö. 3000’li yılların sonlarında, ya da M.Ö. 2000’li yılların başlarında Anadolu’ya göç etmişlerdir. Bu göç dalgası, diğer halklar olan Hititler ve Palalarla benzer dönemlere denk gelir. Türk arkeologlarından Ekrem Akurgal, bu toplulukların Kafkasya’dan geldiklerini düşünmekle beraber, bu gelişin hızla ve birden oluşan istila bir göç dalgası olmadığı, yavaş yavaş, bir nevi sızma yöntemi ile olduğu fikrini ortaya koymuştur.
Luviler, yazılı tarihte ilk olarak Asur çivi yazılı belgelerinde “Luwiya” olarak geçerler. Hitit kaynaklarında da Luvilerden sıkça söz edilir. Özellikle M.Ö. ikinci binyılın ortalarından itibaren Luvilerin politik varlıkları daha belirgin hale gelir. Güney ve batı Anadolu’da kurdukları kentler ve krallıklarla önemli bir bölgesel güç haline gelirler.

Demir Çağı Luvi hiyeroglif steli (Aksaray Müzesi)
Luviler, Hititlerin aksine Orta Anadolu’nun dışında, daha çok Batı ve Güneybatı Anadolu’da, özellikle günümüz Ege ile Akdeniz bölgelerinde yaşamışlardır. Bu bölgelerde çok sayıda yerleşim yeri, yazıt ve arkeolojik kalıntı bulunmuştur. Arzawa, Mira, Seha Nehri Ülkesi ve Wilusa gibi krallıkların, Luviler tarafından kurulduğu ya da Luvileştiği düşünülmektedir.
Wilusa’nın (çoğu araştırmacı tarafından Troya ile özdeşleştirilir) Luvi kültürüyle bağlantısı, Truva Savaşı gibi efsanelerin arkasındaki gerçek tarihsel olayların Luvilerle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.
Luvice dili
Alman jeoarkeolog Eberhard Zangger, “Luviler ve Troya Savaşı” adlı kitabında Anadolu’da çok eski kültüre sahip Luvi adında bir halkın yaşadığını, Avrupa’nın Türkiye’ye karşı ideolojik nedenle bu kültürü görmezden geldiğini savunuyor. Zangger, Miken krallığının, Troya’ya savaş açmasının sebebinin, Ortadoğu’yu yakıp yıkan ve büyük bir imparatorluk kuran Luvileri yok etmek olduğunu ve sonunda Troya’yı yerle bir ettiklerini iddia ediyor.

Luviler Işık İnsanları
Hititlerin başkenti Hattuşa’da bulunmuş ve Akatça çivi yazısında yazılmış belgelerde, Luvi dilini konuşan halkların yaşadığı bölgeye Luwiya deniyordu. En az 900 yıl boyunca kullanımda kaldığı belgelenen Luvice, hiyeroglif işaretleriyle yazılırdı. Güney ve Batı Anadolu’nun tamamında konuşulurdu. Luvice yazıtlar, Karabel Anıtı (İzmir yakınlarında), Aleppo, Zincirli gibi bölgelerde bulunmuştur. Bu yazıtlar, sadece Luvilerin tarihi açısından değil, aynı zamanda Anadolu’nun politik yapısı, şehir devletleriyle dış ilişkileri hakkında da önemli bilgiler sunar. İsviçreli Asurolog ve Hititolog Emil Forrer 1919 yılında ilk defa çivi yazılı arşivlerdeki Luvi dilini okumayı başardı. 1953’ten sonra Hattuşa’daki Luvi metinlerinin yayımlanmasıyla beraber Luvi çivi yazısı, Luvi hiyeroglifleri ile ilişkilendirildi, 520 işaretten oluşan Luvi hiyeroglif yazısı anlaşılmaya başlandı. İsviçreli dilbilimci Emil Forrer, 1920’li yılların başında Luvilerin Hititlerden çok daha büyük bir halk olduğunu yazdı. Kibele, Afrodit, Apollon ve Artemis gibi tanrı ve tanrıça adları da Anadolu’da en yaygın dil olan Luvicedir. Luvi, Hititçede “ışık insanı” anlamına geliyor. Birçok dilde de ışık kelimesi Lu kökünden türemiştir: İngilizcede light, Almancada licht, İspanyolcada luz, İtalyancada lure, Latincede lux gibi.
Luviler ve Hititlerle ilişkileri
Luviler, Hititlerle hem kültürel hem de politik açıdan sıkı bir ilişki içerisindeydiler. Hitit Devleti’nin resmî belgelerinde “Luvi dili” birçok kez anılır ve bazı Hitit kraliyet ailesi üyelerinin Luvi kökenli olduğu düşünülür. Aynı zamanda Hitit dini, Luvi kültüründen birçok unsuru almış ve sentezlemiştir. Örneğin, Hititlerin “fırtına tanrısı” kültü, Luvilerden etkilenmiştir.

İvriz'deki Luvi fırtına tanrısı olan Tarhundas
Luviler, Hitit İmparatorluğu yıkıldıktan sonra (M.Ö. 12. yüzyıl) bu boşluğu doldurarak Geç Hitit Krallıkları adı verilen küçük bağımsız beyliklerin temelini atmışlardır. Bu krallıklar arasında Karkamış, Melid (Malatya), Zincirli ve Tabal gibi devletler bulunur. Bu şehir devletlerinin resmi dili büyük ölçüde Luvice olmuştur.
Din ve inanç sistemleri
Luviler, doğaya dayalı çok tanrılı bir dine sahipti. Güneş, ay, fırtına gibi doğa olayları tanrısal varlıklar olarak görülür ve tapınılırdı. Aynı zamanda bereket tanrıçaları, yılan ve boğa gibi semboller Luvi dininde önemli yer tutmuştur. Luvilerin dinî yapıları ve figüratif sanatları, sonraki Frig, Likya ve Lidya gibi Anadolu medeniyetlerini de etkilemiştir.
Tanrıça Kubaba
Özellikle bereket, yaşam-ölüm döngüsü ve yeraltı tanrılarına dair inançlar, Luvi dininde çok yaygındı. Bu bağlamda Luvilerin inanç sisteminin, antik Anadolu’daki ölüm ritüelleri ve mezar yapılarında da izlerini görmek mümkündür.
Melid'den Gökyüzü tanrısı ve bir yoldaşının yılan gibi bir canavarla savaşmalarını tasvir eden geç dönem bir Luvi kabartması, Anadolu Medeniyetleri Müzesi (Ankara)
Luviler ve Ege uygarlıkları
Luvilerin Ege kıyılarına olan yakınlığı, onların Mikenler ve diğer Ege halklarıyla temas içinde olduğunu gösterir. Homeros’un destanlarında bahsedilen Troya Savaşı, bazı tarihçilere göre Luvi krallıklarının Ege dünyasıyla olan çatışmalarını temsil eder. Wilusa (muhtemelen Troya) bir Luvi krallığıydı ve bu krallığın Mikenlerle olan mücadeleleri, zamanla efsanelere dönüşmüştür.
Luviler, denizcilik konusunda da gelişmişlerdi. Akdeniz ticaret ağında yer alarak Kıbrıs, Suriye ve Girit gibi bölgelerle ticari ve kültürel ilişkiler kurmuşlardır.
Luvilerin mirası
Luviler, yazılı kaynaklara ve arkeolojik buluntulara göre Anadolu’nun kültürel ve siyasal şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Luvice, Hititçeden sonra Anadolu’da en yaygın dillerden biridir. Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Luviler, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kurdukları şehir devletleriyle bu mirası devam ettirmişlerdir.
Luvi dili ve kültürü, daha sonra Anadolu’da ortaya çıkan Frig, Lidya, Likya ve Karya gibi uygarlıkları da doğrudan etkilemiştir. Özellikle Lykia ve Karya uygarlıklarında görülen dil ve dinî semboller, Luvi etkisinin güçlü olduğunu göstermektedir.
Luviler hakkında bilgimizin yetersiz olması, tamamen politiktir. 20. Yüzyıla kadarki paradigmalar Avrupa uygarlıklarını büyük gösterip Türkiye topraklarındakileri küçük göstermek amacıyla geliştirilmiştir.
Şu ana kadar Truva’da bulunan tek belge, Truva VIIb2 katmanına ait, üzerinde bir kâtibi tanımlayan Luvi hiyeroglifleri bulunan bu küçük bronz mühürdür
Bugün Luvi uygarlığına dair bilgiler, büyük oranda arkeolojik buluntular ve yazıtlar sayesinde gün yüzüne çıkmaktadır. Araştırmacılar, bu kadim halkın Anadolu’nun kültürel tarihindeki yeri konusunda hâlâ yeni bilgiler elde etmeye devam etmektedir.
Türkiye, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerdeki üniversitelerle arkeoloji enstitüleri, Luvi metinlerini çözümleme ve onların siyasal yapısını anlamlandırma konusunda önemli çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca son yıllarda bazı araştırmacılar, Luvilerin deniz kavimleriyle bağlantılı olabileceğini ve bu halkların Batı Anadolu’dan göç ederek Ege adalarıyla Yunanistan’a kadar ulaştıklarını iddia etmektedir.
Batı Anadolu’da tipik bir kırsal Luvi yerleşimi olan, bütünüyle kazılmış Seyitömer Höyük’ün havadan fotoğrafı
“Luvi Araştırmaları Vakfı” gibi kuruluşlarsa, Luvi tarihinin kamuoyunda daha fazla bilinmesi için çalışmalar yürütmektedir. Bu vakıf, Luvilerin Anadolu kimliğinin önemli bir parçası olduğunu vurgulamakta ve arkeolojik kazılara destek vermektedir.
Sonuç
Luviler, Anadolu’nun tarihsel ve kültürel çeşitliliğinin temel taşlarından biridir. M.Ö. 2. binyıldan itibaren bölgedeki siyasal, dilsel ve dini yapıların şekillenmesinde büyük etkileri olmuştur. Hititlerle olan ilişkileri, bağımsız krallıkları, Luvice olarak bilinen dilleri sayesinde tarih boyunca kendilerine özgü bir iz bırakmışlardır.






