Haber Fotoğrafı: Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ev, Selanik
Siz hiç doğduğunuz evin müze haline getirilmesini ister misiniz? Ne güzel olurdu ilk patiğinizin, ilk okul çantanızın ve buna benzer sayısız anınızı barındıran bir ev…
Konu bir tarihçi, bir sanatçı, bir bilim adamı veya bir siyasetçi olunca onların yaşadıkları ortamları görmek, sessiz sığınaklarına ve yalın hallerine tanık olmak oldukça ilginç. Duvarlarda hala o muazzam fikirler dolaşmakta, notalar yankılanmakta…
SELANİK - MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
İlk durağımız Selanik. Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evi görmek için heyecanlıyız. Üç katlı geleneksel Osmanlı mimarisini yansıtan konakta, liderin doğumundan itibaren, kişisel eşyaları ve döneme ait mobilyalar ve tarihsel anlatımlar bulunmakta. Yapının 19. yüzyılda inşa edildiği düşünülmekte. Bina, 1930’larda Konstantinos Keramopoulos tarafından Selanik Belediyesi’ne satıldı. Belediye de 1937 yılında evi Türkiye’ye armağan etti. 1953 yılında yapılan kapsamlı bir restorasyondan sonra da müze olarak ziyarete açıldı. Ev, Türkiye ile Yunanistan arasında kültürel ve tarihî öneme sahip simgesel mekânlardan ve iki ülke arasında değerli bir bağ olarak görülmektedir. Müzenin bahçesindeki nar ağacı da sıkça anlatılan ayrıntılardan biridir.

Günümüzde bahçede bulunan ağaç, Atatürk’ün çocukluğundaki ağaç değildir; zaman içinde yenilenmiştir. Buna rağmen nar ağacı, Balkan kültüründe bereket ve yaşamın simgesi olduğu için ziyaretçiler tarafından ilgi görür ve fotoğraflanır.
Atatürk’ün doğduğu ev yıllar boyunca devlet adamlarının, sanatçıların, öğrencilerin ve halkın ziyaret ettiği bir mekân oldu. Ziyaret defteri birçok duygusal notlarla doludur. “Bu evden bir çocuk çıktı; sadece kendi ülkesinin değil, milyonların kaderini değiştirdi” cümlesi bunların arasında en etkileyici olanıdır

BİR LİDER BİR BAŞKAN… ABRAHAM LINCOLN
1809-1865 yılları arasında yaşayan Amerikalı avukat, devlet adamı ve ABD’nin 16. Başkanı olan Abraham Lincoln sadece başarılı bir siyasetçi değildi. Aynı zamanda bir özgürlük savaşçısı idi. Etkileyici konuşmaları ile tarihe imzasını attı. Bir suikasta kurban gitti. Ölümünü rüyasında görmesine rağmen önleyemediği, anlatılanlar arasında... Lincoln, Kentucky’de tek odalı küçük bir kütük kulübede doğdu. İki yaşına geldiğinde ailece başka bir çiftliğe taşındılar. Zamanla Başkan’ın doğduğu kulübe söküldü. 19. Yüzyılın sonlarında bazı kişiler bu evi ziyaret etmek istediler. Ortada öyle bir ev yoktu. Bazı kişiler Lincoln’ün doğduğu kulübeye ait olduğunu düşündükleri kütükleri topladıklarını iddia etti. Bu kütükler yıllarca sergilendi. Daha sonra tarihçiler bu kütüklerin gerçekten Lincoln’ün doğduğu eve ait olduğunun kanıtlanamadığını ortaya koydu. Bun rağmen Başkan’ı onurlandırmak için bir anıt inşa ettiler ve içine kulübeyi temsilen bir kütük ev yerleştirdiler. Amaç mütevazı bir başlangıçtan ve sıradan bir aileden çıkıp ülkenin önemli liderlerinden olan Abraham Lincoln’ün doğum evini bir anıt olarak gözler önüne sermektir. Bu hikâye bir mirasın bir bina ile değil, temsil ettiği değerlerle iletildiğini anlatır.
SALZBURG - MOZART
Notalar size neyi ifade eder? Müzik dünyası hepimizin yaşamında mutlaka bir yer tutar. Mozart’ın babası Leopold, oğlunun olağanüstü yeteneğini fark ettiğinde onun saatlerce piyano ve keman çalışmasını sağladı. Beş yaşına geldiğinde Mozart kendi küçük bestelerini yapabiliyordu. Baba, oğlunun daha da gelişmesi için onu Avrupa’nın birçok sarayına götürdü. Mozart daha çocuk yaşta kralların ve kraliçelerin huzurunda konser verdi.

Mozart’ın doğduğu ev Avusturya’nın Salzburg kentinin en ünlü tarihî binalarından biridir. 12. Yüzyıldan kalma bu tarihî yapıda Mozart 1747-1773 yılları arasında yaşadı. Her yıl binlerce ziyaretçi ünlü müzisyenin çocukluğunda kullandığı kemanı, orijinal mektupları ve aile belgelerini, aileye ait kişisel eşyaları bu binada görebilirler. Evin odaları büyük ve gösterişli değildir; bu da dünyanın en büyük bestecilerinden birinin oldukça mütevazı bir aile ortamında yetiştiğini hatırlatan dikkat çekici ayrıntılardan biridir. Mimari özellikleri arasında alçak tavanlar, masif ahşap tabanlar ve odaları birbirine bağlayan dar koridorlar dikkat çeker. Joseph Lange tarafından yapımına başlanmış olan evde yarım kalan ünlü Mozart portresi de bulunmakta.
MEKSİKA - FRIDA KAHLO
20. Yüzyılın en tanınmış ressamlarından biri olan Frida Kahlo için ev, yaşam deneyimlerini yaşadığı aylarca yatağa bağlı kaldığı bir yer. Hem atölyesi hem de hastalığını atlatmak üzere yaşadığı alan... 18 yaşında iken geçirdiği ağır otobüs kazasının ardından kökten değişen bir hayatı oldu Frida’nın. Birçok ameliyat geçirdi. Annesi yatağının üzerine bir ayna yerleştirdi. Frida aynaya bakarak kendi portrelerini çizmeye başladı. Daha sonra şöyle dediği aktarılır: “Kendimi resmediyorum, çünkü en iyi tanıdığım kişi benim.” Bu nedenle yaptığı eserlerin büyük bölümü oto portredir. Meksikalı duvar ressamı Diego Rivera ile olan evliliği inişli çıkışlı olsa da birbirilerinin sanatına büyük ölçüde katkıda bulundular.
Frida Kahlo, duvarları canlı mavi renkte olan “La Casa Azul” adıyla anılan Mavi Ev’de doğdu. Babası tarafından Fransız mimari tarzında inşa ettirilen bu bina, Diego’nun hikâyeye dahil olmasından sonra kobalt mavisi rengine büründü. Bu rengin, Meksika inançların göre evi kötü ruhlardan koruduğuna inanılır. Bahçesi de mısır, avokado, kakao çiçeği, kadife çiçeği gibi Meksika’ya özgün bitkilerle doludur.
Frida, gençliğini, hastalık sürecini bu evde yaşadı. Hayatının son günlerinde gene bu eve döndü. 1937-1939 yılları arasında Mavi Ev dünya siyasetinin merkez noktalarından biri oldu; Leon Troçki ve eşi Natalie Sedova’nın barınağı oldu. Ev gizli geçitler ve barikatlarla adeta bir kale oldu. Bu süreçte Frida ile Troçki arasında yaşanan kısa ama yoğun aşk hissinin de yine bu duvarların arasında filizlendiği söylenir. Frida 1954 yılında aynı evde hayatını kaybetti. La Casa Azul’da kendisine ait birçok özgün eşya bulunmaktadır. Şövalesi, fırça ve boyaları, özel yatağı ve tekerlekli sandalyesi, Diego Rivera ile birlikte kullandıkları eşyalar bunlardan bazı örneklerdir.

FRANSA - LOUIS PASTEUR
Louis Pasteur’ün başarılı bir ressamdan, dünyanın tıp alanındaki en büyük buluşların sahibi bir bilim adamına geçişi hiç de kolay olmadı. Gençliğinde yaptığı portreler umut vadederken bilime yöneldi ve hayatını mikroorganizmalarla ilgilenerek geçirdi. Yıllar sonra dostlarına, “Resim yapmayı bıraktım çünkü kimya beni tamamen yuttu” diyecekti. Sanattaki o keskin gözlem yeteneğini ve detaycılığını daha sonra mikroskop altındaki mikropları incelerken kullandı. Louis Pasteur 1822’de Fransa’nın Dole kentinde mütevazı bir deri işçisinin oğlu olarak dünyaya geldi. Müze haline getirilen evi ve laboratuvarı ölümünden sonra ailesi tarafından büyük ölçüde korundu. Evin en dikkat çekici bölümü, Pasteur’ün üst katta kurduğu kişisel laboratuvarıdır. Şarap, bira ve mayalanma üzerindeki çalışmalarını yürüttüğü bu alanda orijinal cam deney tüpleri, mikroskoplar, teraziler ve sterilizasyon gereçleri ilk günkü düzeninde sergilenmektedir. Pasteur evinin yakınındaki bağlardan topladığı üzümleri, evinin hemen arkasındaki nehir suyunu ve kendi geliştirdiği cam düzenekleri kullanarak mayalanma sürecini inceledi. Pastörizasyon tekniği işte bu evin çatı katındaki laboratuvarda doğdu ve sadece Fransa’nın şarap sanayisini değil, tüm dünyanın gıda güvenliğini kurtardı. Bugün Musée Pasteur ve Maison natale de Louis Pasteur, onun yalnızca bir bilim insanı olarak değil, insan hayatını korumaya adamış bir kişi olarak hatırlanmasını sağlar.
ASTRID LINDGREN KİMDİR?
Astrid Lindgren dünyanın en sevilen çocuk kitabı yazarlarından biridir. En ünlü karakteri Pippi Uzunçorap’tır. Pippi cesur, özgür ruhlu, kurallara zor boyun eğen sıra dışı bir kızdı. Bu karakter, Astrid’in, hastalanan kızına eğlenmesi için anlattığı bir hikâyenin kahramanıydı. İlk etapta bu hikâyeyi basacak yayınevi bulunamadı. Kimse asi ve isyankâr bir kızın hikâyesinin okunmak isteneceğini düşünmedi. Bu riski göze alan basımevi büyük bir servet kazandı çünkü Pippi herkesin söz ettiği bir karakter oldu.

Astrid Lindgren İsveç’te doğdu. Doğduğu çiftlik bugün Astrid Lindgrens Näs adıyla bir kültür merkezi ve müze olarak korunmaktadır. Bu güzel çiftlik ormanı, göleti, hayvanları ile yazara ilham kaynağı oldu. “Çocukların dünyası küçük değildir; sadece yetişkinlerin dünyasından farklıdır.” diyen Astrid bu sözü ile çocuklar hakkındaki fikrini anlatır. İlerleyen yıllarda “Burada hem tam bir özgürlük içinde büyüdük hem de kendimizi güvende hissettik” demiştir. Evin hemen yanında kurulan modern bölümde yazarın hayatını, edebiyatını, aktivizmini ve siyasi duruşunu anlatan kapsamlı sergiler yer alır. Bugün bu evi ziyaret edenler yazarın büyüdüğü çevreyi, bahçeleri ve Astrid Lindgren dünyasını besleyen manzaraları görebilirler.
Kaynakça:
https://selanik-bk.mfa.gov.tr
https://tr.wikipedia.org
https://kids.britannica.com
https://www.thecollector.com
https://www.oltensanat.com
https://www.arkeolojikhaber.com
https://sbu.edu.tr.
https://www.herkesebilimteknoloji.com






