Çocukluğumda mektup, birbirinden etraflıca haber almak isteyenler için emsalsiz bir haberleşme aracıydı. Sabit telefon dost ve akrabalarda mevcut olmakla birlikte, uluslararası görüşmeler zahmetliydi: Aranacak telefon numarası operatöre yazdırılır; en az dört-beş saat beklenir; görüşmenin süresi de maliyetin yüksek olması nedeniyle sınırlı tutulurdu.

Mektup yazmak ciddi bir işti… Yokluğunu sözcüklerle telafi etmeye çalışan azimli mektup yazarı, bu işe mesai harcardı. Söze, günümüzün anlık mesajlaşma uygulamalarında olduğu gibi “N’aber?” ile başlamaz; aldığı yanıt da “İyi, senden?” şeklinde olmazdı! Sözcüklerini kuyumcu tartısı titizliğiyle tartar; eğer yazdıkları içine sinmemişse, kâğıdı buruşturup çöp kutusuna fırlatır; yeni baştan yazmaya başlardı. Bazı kızgınlıklar demlenmeye vakit bulur; “Gönder” tuşu henüz icat edilmediği için, insan öfkesini en azından bir süre kendi içinde yaşardı. Bir mektubun yerine ulaşması için, önce düşüncenin, sonra kalemin, sonra da postacının devreye girmesi gerekirdi.

Bugün ise iletişim, yeri geldiğinde düşünceden hızlı. Aradaki fark yalnızca kâğıdın ve mürekkebin kaybolması değil; cümlelerimizi kurmak için ayırdığımız zaman da tarihe karıştı. Gelin birlikte, mektubun geçmişte gönül tahtımıza kurulduğu yere ve “Ah nerede o eski mektuplar…” dedirten, tarihe geçmiş yazışmalara göz atalım…



Atatürk, çocukluk arkadaşı, sırdaşı ve başyaveri Salih Bozok ile birlikte

Atatürk’ten sadık yol arkadaşı Salih Bozok’a mektup
Büyük önder Atatürk, ortak dostlarının evliliği vesileyle, çocukluk arkadaşı ve sırdaşı (ileride başyaveri) Salih Bozok’a (1881-1941), hayat, aşk ve evlilik üzerine düşüncelerini paylaştığı bir mektup1 yazmıştı. Mustafa Kemal’in bu mektubu, askerî dehasının ve devlet adamlığı vasfının yanında, dile ve edebiyata duyarlılığının da gençlik yıllarından itibaren var olduğunu gösteren güzel bir örnek…

Sofya, 18 Teşrinievvel 1330 (31 Ekim 1914)
“(…) Yeni evlenen bir zatın gönlü hayat, aşk ve saadet hisleriyle meşbudur (doludur). Bu en kıymetli bir zamandır. İnsan hayatında bu nurlu ve sürurlu (sevinçli) dakikaları ölünceye kadar hep aynı suretle mütehassıs olarak pek mühim ve hayatı için tarihî bir hadise olarak yâd ve tahattur eder (hatırlar). Sen bunu kendinden bilirsin. Ben bunu tecrübe etmedim. Fakat az çok hayatı ve insanları tahlil ettiğim için bu neticeyi buldum… Biz Fuat için latif ve saadetli manzaralarla hayat-ı izdivaciyesinin (evlilik hayatının) tetevvücünü (taçlanmasını) dua edelim (…) Bir Fransız şairi hayatı şöyle tavsif ediyor (tanımlıyor): La vie est brève/Un peu de rêve/Un peu d’amour/Et puis bonjour/La vie est vaine/Un peu de haine/Un peu d’espoir/Et puis bonsoir2. Salih, bunları ezberle. Ve sen hayatı nasıl anladınsa, ona göre bunlardan birini benimse…”




Fikirlerini ve dostluklarını mektuplarla ölümsüzleştiren bilim insanları, Albert Einstein ve Marie Curie 

Einstein ve Curie - İki dehanın mektup arkadaşlığı
Polonya kökenli bilim insanı Marie Curie’nin, Fransız Bilimler Akademisi’nde fizikçilere ayrılan tek boş koltuk için adaylığını koymasıyla birlikte, Fransız sağcı basınında kendisine karşı şiddetli bir saldırı kampanyası başlatıldı. Dünyaca ünlü teorik fizikçi Albert Einstein, 23 Kasım 1911 tarihli mektubunda, Curie’ye şu sözlerle destek verdi:

“(…) Şu sıralar o ayak takımının size reva gördüğü o aşağılık muamele karşısında öylesine öfkeliyim ki, bu hislerimi mutlaka dışa vurmam gerekiyor. Yine de şundan eminim ki; ister hayranlık taslıyor, ister sansasyona açlıklarını gidermek için sizi kullanıyor olsunlar, siz o ayak takımını küçümsüyorsunuzdur! Ruhunuza, yaratıcılığınıza ve dürüstlüğünüze ne denli hayranlık duyduğumu size ifade etmeliyim. (…) Eğer o ayak takımı sizinle uğraşmaya devam ederse, o zırvaları sakın okumayın…”

İki dehanın 21 yıllık bir zamana yayılan ve 32 mektuptan oluşan yazışmaları, 2025 yılında yayınlanan Maria Sklodowska-Curie • Albert Einstein. Letters /1911–1932/ adlı kitaba konu oldu.



Vincent ve Theo van Gogh Anıtı. Heykeltıraş Ossip Zadkine'in iki kardeş arasındaki sarsılmaz bağı simgeleyen eseri. Zundert, Hollanda. Fotoğraf: G.Lanting / CC BY-SA 3.0

Vincent ve Theo - Kardeş sevgisinin gücü
Dünyaca ünlü Hollandalı ressam Vincent van Gogh’un, 37 yıla sığdırdığı kısacık ve acılarla dolu yaşamından geriye, 900’den fazla tablo ve 1.000’den fazla çizim kaldı. Yazmış olduğu, 651’i kardeşi Theo’ya olmak üzere, toplam 820 mektup, sanat dünyasının en değerli belgeleri arasında yer alıyor. Bu mektuplar, Theo ile olan yakın bağlarını, arkadaşları ve sanatçı dostlarıyla zaman zaman sorunlu olan ilişkilerini, korkularını ve sanatına olan tutkusunu gözler önüne seriyor.

Van Gogh’un Theo’ya 1880 yılı Haziran ayında yazdığı ve sağladığı maddi destek için teşekkür ettiği mektuptan bir bölüm: “(…) Ve eğer bir gün senin için bir şey yapabilirsem, sana bir şekilde faydam dokunabilirse, bil ki emrindeyim. Bana verdiklerini kabul ettiğime göre, eğer sana şu ya da bu şekilde bir hizmetim dokunacaksa, sen de aynı şekilde benden bir şey isteyebilirsin; bu beni mutlu eder ve bunu bir güven belirtisi sayarım. (…) Bugünlük, bana gösterdiğin nezaket için sana tekrar teşekkür ederek elini sıkıyorum…”



İmparator Napoléon ve İmparatoriçe Joséphine’in Taç Giyme Töreni, Jacques-Louis David & Georges Rouget. Görsel: Wikimedia Commons

Napoléon Bonaparte’tan Joséphine’e mektuplar
Henüz genç ve hızla yükselen bir general olan Napoléon Bonaparte, 17 Temmuz 1796 tarihinde kaleme aldığı mektubunda, eşi Joséphine’e duygularını şu sözcüklerle ifade ediyordu: “Mektubunu aldım sevgilim; kalbimi büyük bir sevinçle doldurdu. Bana haber gönderme zahmetine katlandığın için sana minnettarım. (…) Yalvarırım bana biraz kusurlarını göster; daha az güzel, daha az zarif, daha az şefkatli ve özellikle de daha az kibar ol. (…) İyice dinlen. Gel ve bana katıl; böylece en azından ölmeden önce, ‘Ne çok gün mutlu yaşadık!’ diyebilelim...”

Ancak Bonaparte, bu ve benzeri destansı mektuplarına kimi zaman geç ya da baştan savma yanıtlar veren Joséphine’e sitemkâr ve öfkeli mektuplar göndermekten de geri kalmadı. Ünlü askerin 13 Kasım 1796 tarihli mektubundan: “Seni zerre kadar sevmiyorum; aksine, senden nefret ediyorum. Sen hiçbir işe yaramayan, kaba saba, patavatsız ve rüküş birisin. Bana hiç mektup yazmıyorsun; kocanı hiç umursamıyorsun; mektuplarının ona ne kadar büyük bir keyif verdiğini biliyorsun, ama baştan savma altı satır karalayıp gönderiyorsun. (…) Sizin bütün vaktinizi çalan, günlerinize hükmeden ve kocanızla ilgilenmenizi engelleyen bu kusursuzluk timsali yeni sevgili kim olabilir? (…) Joséphine, tetikte ol; güzel bir gece kapın yerle yeksan olacak ve beni ansızın karşında bulacaksın...”

Napoléon’un mektupları, aşkın sözcüklerle nasıl hem yüceltilebildiğini hem de yerle bir edilebildiğini gösteren çarpıcı örneklerden...

Al mektuplarını, ver mektuplarımı
Anlık mesajlaşma uygulamalarının hayatımıza henüz girmediği o yıllarda, ayrı düşen âşıklar birbirlerine sayfalarca hasret dolu mektuplar yazarlardı. İçine gül yaprakları serpiştirilmiş, gözyaşıyla ıslanmış, hatta kimi zaman ucu yakılmış o kâğıtlar, ayrılığın yarattığı yakıcı özlem ve tutkunun birer canlı kanıtıydı. Postacının yolu sabırsızlıkla gözlenir; beklenen o zarfın gelmediği gün büyük bir hüsranla son bulurdu.

Ama aşk bu; sağı solu belli olmaz! Aylarca özlemle beklenen sevgili, vuslat sonrası kimi zaman hayal kırıklığı yaratır; ya da mesafenin yarattığı yanılsamayla parıldayan o tılsım, gerçeğin ışığında sönüp giderdi. İşte o zaman, artık hissedilmeyen duyguların nişanesi olan o tutkulu mektuplar, günü geldiğinde pimi çekilebilecek birer bomba gibi sessizce beklerdi.

Sabık âşıklar, eğer ilişki karşılıklı anlaşmayla ve dostane bir şekilde bitmişse, son kez bir araya gelip mektuplarını -ve bazı durumlarda aldıkları armağanları- birbirlerine iade ederler; akabinde herkes kendi yoluna giderdi. Öte yandan, eğer perde yırtılmış ve taraflar birbirlerinin yüzünü dahi görmek istemiyorlarsa, sonrasını mesafe belirlerdi: Mektuplar ve sabık sevgiliyle özdeşleştikleri için artık kasavet kaynağı olan armağanlar, güzelce paketlenip kapıcı marifetiyle ulaştırılır; eğer uzaklık daha fazlaysa, genellikle karşı taraf ödemeli (!) bir posta paketiyle geçmiş noktalanırdı.




İrlanda kökenli İngiliz filozof-yazar Iris Murdoch (1919-1999); felsefi derinliğe sahip romanlarıyla, edebiyat dünyasında derin izler bıraktı

Söz uçar, yazı kalır

Dünyanın en saygın edebiyat ödüllerinden Booker sahibi yazar Dame Iris Murdoch, gününün dört saatini yazmaya ayırdığı mektuplarının ne gibi riskler taşıdığının farkındaydı. The Black Prince (Kara Prens) adlı romanında, bir karakteri şöyle der: “Mektuplar ne tehlikeli araçlardır. Modalarının geçiyor olması belki de iyi bir şeydir. Bir mektup sonsuz defa yeniden okunup yorumlanabilir; hayal gücünü ve fanteziyi tetikler; kalıcıdır; silinmez bir kanıttır…”

Edebi yorumculara göre, Murdoch’ın hareketli aşk hayatı, entelektüel serüvenlerini besleyen ana unsurdu. Tez danışmanı olduğu David Morgan’ın, aralarındaki öğretmen-öğrenci ilişkisinin ötesindeki yakınlaşmayı böbürlenme aracı olarak kullandığını duyan Murdoch, öğrencisini şu sözlerle dizginlemeye çalıştı: “Bu mektubu ve tüm diğerlerini imha et! Ve çeneni kapat!” Morgan laf dinlemedi! Ünlü yazarla yazışmalarını temel alan 2010 tarihli kitabı With Love and Rage: A Friendship with Iris Murdoch (Aşk ve Öfkeyle: Iris Murdoch ile Arkadaşlık) çok ses getirdi. Kitaptaki ifşaatlar kimine göre, 1999 yılında vefat etmiş olan Murdoch’ın anısına saygısızlıktı. Kimine göre ise, yazarın insani yönüne ışık tutan kıymetli bir arşiv niteliğindeydi…

Dipnotlar:
1) Atatürk bu mektubu, Latife (Uşşakî) Hanım’la evliliğinden (29 Ocak 1923 – 5 Ağustos 1925) yıllar önce kaleme aldı.
2) Léon de Montenaeken, “Peu de chose” (1887) – Türkçeye çevirisi: “Hayat kısa/Biraz hayal/Biraz aşk/Ve sonra merhaba/Hayat boş/Biraz öfke/Biraz umut/Ve sonra hoşça kal”

Kaynakça:
Bozok, S. (1985). Hep Atatürk’ün yanında (C. S. Bozok, Haz.). Çağdaş Yayınları.
Einstein, A. (1911, November 23). Letter to Marie Curie (B. Schwarzschild, Trans. & annot.). Physics Today. https://doi.org/10.1063/1.1881887
Napoleon I. (1901). Napoleon’s letters to Josephine, 1796–1812: For the first time collected and translated, with notes social, historical, and chronological, from contemporary sources (H. F. Hall, Ed. & Trans.). J. M. Dent & Co. https://www.gutenberg.org/ebooks/37499
Van Gogh Museum, & Huygens Institute. (n.d.). Van Gogh as a letter-writer. Vincent van Gogh: The Letters. https://vangoghletters.org/vg/letter_writer_1.html
Van Gogh Museum, & Huygens Institute. (n.d.). 155: To Theo van Gogh. Cuesmes, between about Tuesday, 22 and Thursday, 24 June 1880. Vincent van Gogh: The Letters. https://vangoghletters.org/vg/letters/let155/letter.html