Antik dünyanın en ilginç ve bugün hâlâ birçok yönü tam olarak çözülememiş inanç sistemlerinden biri Mitraizm, daha doğru ifadeyle antik kaynaklarda geçen adıyla Mithras Gizemleri’dir. Birinci yüzyılın sonlarından itibaren Roma İmparatorluğu içinde görülmeye başlayan bu kült, birkaç yüzyıl içinde Roma’dan Britanya’ya, Tuna sınırından Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Özellikle Roma ordusunda, tüccarlar ve imparatorluk bürokrasisiyle bağlantılı çevrelerde taraftar buldu. Fransız tarihçi Ernest Renan’ın “Eğer Hristiyanlık doğuş yıllarında ölümcül bir hastalık tarafından durdurulsaydı, dünya bugün Mitras dininde olurdu” sözleriyle önemine vurgu yaptığı bu kült, özellikle Roma İmparatorluğu’nun askeri ve toplumsal yapısında derin izler bırakmıştır.

Ancak Mitraizm hakkında bildiklerimizin önemli bir özelliği vardır: Mithras’ın kendi kutsal kitabı veya onun adına yazılmış kapsamlı bir dinî metin günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle araştırmacılar, inancı büyük ölçüde arkeolojik buluntular, yazıtlar, heykeller ve kabartmalar üzerinden yeniden oluşturmaktadır.

İran’daki Mithra ile Roma’daki Mithras
Mithra adı Roma’dan çok daha eskidir. Mithra, eski Hint-İran dinî geleneğinde tanınan bir tanrıdır ve İran’ın Zerdüşt öncesi ve Zerdüştî geleneklerinde önemli bir yere sahiptir. Adının temel anlamlarından biri “anlaşma, sözleşme” kavramıyla ilişkilidir. Bu nedenle Mithra, yeminlerin, anlaşmaların ve doğruluğun koruyucusu olarak düşünülmüştür.

Daha önceki inanç sistemleriyle etkileşimleri:
Pers / Mazdeizm (Zerdüştlük): Mitra ismi köken olarak eski İran geleneklerine dayanır. Zerdüştlüğün ilk evrelerinde Güneş tanrısı Mitra, kutsal melek/varlıklardan (Yazata) biri olarak kabul ediliyordu. Partlar döneminde ise Mitra; Zervan ve Ahuramazda/Hürmüzle birlikte bir üçlemenin parçası ve kurtarıcı bir figür haline gelmişti.
Anadolu Kutsalları ve Helenizm: Anadolu’nun güney kıyılarında (Kilikya), Grek mitolojisindeki Perseus kültü ve bölgedeki yerel inançlar ile etkileşime girmiştir.
Akdeniz Gizem Kültleri: Roma dünyasında Mitraizm; Frigya kökenli Kibele, Suriye kökenli Adonis ve Mısır kökenli İsis kültlerinin de kabul gördüğü senkretik/bağdaştırmacı dinî atmosferin bir parçası olmuştur.

Antik tarihçi Plutark’a göre Mitraizm, M.Ö. 67 civarında Anadolu’nun Kilikya kıyılarındaki korsanlar arasında ortaya çıkmış, Tarsus’taki gökbilimsel/astral gelişmeler ve Perseus kültüyle birleşerek biçimlenmiştir. Komagene kralının Doğu Batı dinleri sentezi amacıyla Nemrut’ta oluşturduğu tanrılar arasında Mitranın da bulunması dikkat çekicidir. Günümüzde birçok araştırmacı, Roma Mithras’ının İranî unsurlardan esinlenmiş olmakla birlikte Roma dünyasında yeniden şekillenmiş özgün bir gizem dini olduğunu düşünmektedir. Özellikle Roma Mithras’ının arkeolojik olarak ancak birinci yüzyılın sonlarında belirgin biçimde ortaya çıkması bu tartışmanın temel noktalarından biridir.



Boğanın öldürülmesi: Tauroctony
Mithras kültünün merkezinde, bugün onu diğer Antik dinlerden ayıran çok karakteristik bir görüntü vardır: Mithras’ın bir boğayı öldürmesi...

Mithras, boğanın üzerine diz çökmüş, bir eliyle hayvanın başını tutarken diğer eliyle hançerini boğanın boynuna saplamaktadır. Çevrede ise köpek, yılan ve akrep görülür. Mithras’ın iki yanında ellerinde meşale taşıyan Cautes ve Cautopates bulunur. Meşalesi yukarı bakan Cautes doğuşu/aydınlığı; meşalesi aşağı bakan Cautopates ise batışı/karanlığı temsil eder. Üst kısımlarda ise Güneş tanrısı Sol ve Ay tanrıçası Luna yer alabilir.

Bu sahnenin anlamı konusunda kesin bir açıklamaya sahip değiliz. Araştırmacılar, boğanın öldürülmesini kozmik düzenin yaratılması, yaşamın yenilenmesi ve kurtuluş düşünceleriyle ilişkilendirmişlerdir. Boğanın kuyruğundan çıkan başaklar, kan, yılan, köpek ve akrep gibi ayrıntılar da sembolik bir bütünün parçalarıdır. Ancak bu sembollerin her birinin kesin anlamını bildiğimizi söylemek mümkün değildir.



Mithraeum: Mağaradaki gizli toplantılar
Mithras’a ibadet edilen yerlere mithraeum denirdi. Bunlar çoğunlukla küçük, kapalı mağarayı andıran mekânlardı. Adana’daki Zerzevan Kalesi altında bulunan tapınağın doğudaki ilk tapınak ve Heykeldeki Mitras’ın başındaki Frig şapkası Romalılarda bu kültün Anadolu’da başladığına dair ipuçları vermekte.

Mithraeumlar yer altında bulunuyordu. Ortada dar bir geçit, iki yanında ise duvar boyunca uzanan yükseltilmiş platformlar vardı.

Bu platformlarda oturuluyor ve ritüelik yemekler yeniyordu. Bu yemek, Mithras ile Güneş tanrısı Sol’un ilahi ziyafetinin insanlar tarafından tekrarlanması olarak yorumlanmaktadır.

Roma’nın liman kenti Ostia’da çok sayıda mithraeum bulunmuştur. Dar, tonozlu mekânın iki yanında yemek için kullanılan yükseltilmiş bölümler ve sonunda Mithras’ın boğayı öldürdüğü heykel bulunmaktadır.



Yedi basamaklı bir gizem dini
Ezoterik Mithras topluluklarında yedi dereceli bir inisiyasyon sistemi bulunmaktaydı. Üyeler aşamayla yükseliyordu. Bu dereceler aynı zamanda yedi gök cismiyle ilişkilendiriliyordu. Sistem, kişinin yalnızca bir topluluğa katılmasını değil, sembolik olarak göksel bir yolculuktan geçmesini ifade ediyordu.

MERKÜR – Corax – Karga
VENÜS – Nymphus – Damad / Gelin
MARS – Miles – Asker
JÜPİTER – Leo – Aslan
Y/LUNA – Perses – Pers
GÜNEŞ/SOL – Heliodromus – Güneş Koşucusu
SATÜRN – Pater – Baba

Mithras kültünün erkeklere özgü bir din olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle, kadınların da önemli roller üstlenebildiği İsis gibi bazı çağdaş kültlerden ayrılır.

Roma askerleri neden Mithras’a yakındı?
Mithras kültünün Roma ordusuyla güçlü bir bağlantısı olduğu açıkça görülmektedir. Mithraeumların önemli bir bölümü askerî sınır bölgelerinde, özellikle Ren ve Tuna nehirleri boyunca ortaya çıkarılmıştır. Ancak Mithras yalnızca askerlerin tanrısı değildi; imparatorluk köleleri, azatlılar, tüccarlar ve imparatorluk çevresinden kişiler arasında da takipçileri vardı.

Küçük gruplar halinde örgütlenmesi de dikkat çekicidir. Büyük halka açık tapınakların aksine mithraeumlar genellikle küçük toplulukların bir araya geldiği mekânlardı. Bu nedenle Mithras kültünü bir bakıma Roma İmparatorluğu’nun şehirlerinde ve askerî merkezlerinde oluşan kapalı kardeşlik toplulukları olarak da görmek mümkündür.


Nemrut Dağı'nda Mitra heykeli başı, Doğu Batı dinleri eşleşmesi adına aynı zamanda Apollonu da temsil ediyor. Mitras gizeminin Romada gelişiminin tetikleyicisi olarak düşünülebilir. 

Hristiyanlık karşısında sonu
Mithras kültü özellikle II. ve III. yüzyıllarda güçlü bir yayılma gösterdi. Fakat I. Constantinus, Theodosius dönemlerinde Hristiyanlığın kabulü, pagan kültlerinin yasaklanması Mitraizm’e ağır darbe indirdi. Kadınların dışlanması, sadece gizli topluluklar/askeri gruplar şeklinde örgütlenmesi kitlesel bir direnç göstermesini imkânsız kıldı. Öğretilerini yazılı metinler yerine şifahi ve gizli inisyasyonlarla aktardıkları için kurumsal bir doktrin korunamadı.

 Zamanla mithraeumlar tahrip edilmiş, bazıları terk edilmiştir. Kültün izleri IV. yüzyılın sonlarına doğru büyük ölçüde kaybolmuş V. yüzyılın başlarındaysa yaşayan bir din olarak ortadan kalkmıştır.

Mitraizm yok olurken, yerini bıraktığı Hristiyanlık üzerinde derin ritüelistik ve simgesel izler bırakmıştır:
25 Aralık Doğumu: Mitra’nın kış gündönümü / 25 Aralıkta bir kayadan/bakireden doğduğuna ve ona ilk inananların çobanlar olduğuna inanılırdı. Bu tarih Hristiyanlıkta Noel/İsa’nın doğumu olarak benimsenmiştir.
Ritüel Benzerlikleri: Vaftiz ayini, kutsal ekmek ve içecekle yapılan toplu yemekler, ruhun ölümsüzlüğü, kıyamet günü, diriliş ve son yargı gibi kavramlar iki kült arasındaki belirgin ortak noktalardır.
Mabet Kullanımı: Roma’daki ilk Hristiyanlar, ibadet yeri olarak sık sık yeraltındaki terk edilmiş Mitra mabetlerini kullanmışlardır.

Gizemi neden hâlâ sürüyor?
Mithraizm’in en büyüleyici tarafı belki de kendisi hakkında çok az konuşmuş olmasıdır. Bize uzun kutsal metinler bırakmamış, inançlarını sistematik biçimde açıklamamıştır. Onun yerine yeraltındaki küçük tapınakları, boğa kabartmaları, yazıtları ve sembolleri kalmıştır.

Bu nedenle bugün Mithras’ı anlamaya çalışmak, adeta parçaları kaybolmuş büyük bir mozaiği yeniden birleştirmeye benzer.

Belki de onu Roma dünyasının diğer dinlerinden ayıran en önemli özellik budur: Mithras’ın hikâyesini bize kitaplar değil, taşlar anlatmaktadır.