Seyahati çok sevmeme rağmen Japonya gezi destinasyonlarım arasına girmemişti. Nedense hiçbir zaman Japonya’yı ziyaret etmek gibi bir düşüncem yoktu. Nasıl oldu bilemiyorum, kendimi Japonya gezisinde buldum. Seul’da bir gece kaldıktan sonra rotamız Osaka şehriydi…
Kansai bölgesinin metropolü: Osaka
Japonya’nın ilk başkenti olan Osaka, körfez boyunca birçok kanal ve nehirle kesiştiği için su şehri olarak da anılırdı.

1900’lü yıllarda modern yönetim sistemiyle birlikte şehir büyüyerek, giderek ülkenin sanayi merkezi haline gelmeyi başarmış ve Doğu Ülkelerinin Manchester’ı olarak tanınmıştır. Coğrafi konumu sayesinde de, uluslararası gemi-feribot bağlantıları Tokyo’dan fazla. Ayrıca Paris ve Londra ile birlikte dünyanın en verimli hinterlantlarından birine sahip. ABD dışındaki ilk Universal Studio tema parkı bu şehirde inşa edilmiş. Ben gruptan ayrılarak Osaka’daki Güzel Sanatlar Müzesi’ni görme fırsatını buldum. Müze’de, Paris ve Tokyo sanat müzelerinden getirilmiş koleksiyonlardan düzenlenmiş çok kapsamlı bir sergi vardı. Geleneksel Japon mimarisinin güzel bir örneği olan, şehrin simgesi haline gelmiş Osaka Kalesi’ni gezdik. Yapılışı 16. yüzyıla uzanan Kale, günümüze gelene kadar yıkıma uğramış, daha ileride yıldırım çarpmasından ötürü yandıktan sonra tekrar inşa edilmiş
Nara Şehri
Osaka’nın 40 km kadar doğusunda bulunan ve 8. yüzyılda imparatorluğun başkenti olan Nara şehrinde, içinde dünyanın en büyük Buda heykelini barındıran Tōdai-ji Tapınağı’nı gezdik.

Tōdai-ji Tapınağı
Tōdai-ji, sadece Nara’nın değil, tüm Japon Budizmi’nin en önemli tapınaklarından biri olup aynı zamanda Kegon olarak bilinen Budizm okulunun merkezi olarak da hizmet vermekte. Ayrıca 3.000 fenerle süslenmiş Kasuga-taisha Şinto Tapınağı ve 1.200 ceylanın serbestçe etrafta gezindiği Kutsal Nara Ceylan Parkı’nı görmek oldukça ilginçti.
Kyoto Şehri
Kyoto şehrini Sakura zamanı ziyaret etmek çok muhteşem olduğunu duymuştum ama maalesef bizim gezimiz Eylül ayındaydı ve sıcaklık 35 dereceyi gösteriyordu. Gezdiğimiz Fushimi İnari Tapınağı, turuncu ve göz alıcı renkle bezenmiş “toril” adı verilen duvar kapıları ile oldukça çarpıcıydı.

Fushimi İnari Tapınağı
İnşasına 711’lerde başlanıp günümüzdeki halini 1499’da aldığı tahmin ediliyor. Japon inancına göre şans getiren bu kapılar, ziyaretçilerin dileklerini yerine getiriyorlar. Kyoto’da muhteşem mimarisi ile Golden Pavillion Zen Tapınağı ve altında akan su kaynağının kutsal olduğuna inanılan Kiyomizu Tapınağı da gezdiğimiz yerler arasındaydı.
Tokyo Şehri
Sabah saatlerinde, Kyoto’dan bindiğimiz hızlı trenle önce, 2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine dahil olmuş Fuji Dağı’nın eteğindeki Hakone bölgesine, oradan da otobüsle, akşam saatlerinde Tokyo’ya vardık.

Hokkaidō Koma-ga-take volkanik tepesi
Maalesef Hakone’de planlanan Ashi Gölü’ndeki tekne gezisi ve Hokkaidō Koma-ga-take volkanik tepesine teleferikle çıkışımız hava muhalefeti yüzünden iptal edildi. Hava kapalı ve yağmurluydu. Koyu bir sis de bastırınca ihtişamlı Fuji Dağı’nı uzaktan bile göremedik. Tabi yazık oldu bu güzel geziyi kaçırdığımıza.
Tokyo kalabalık, hızlı Japon sanayinin ve modernleşmenin sembolü olmuş bir şehir. Gezilecek yerler arasında Tokyo Ulusal Müzesi, Tokyo Kulesi, 95 yaşındaki dünyaca ünlü Japonya’nın Avangard Sanatçısı Yayoi Kusama’nın müzesi, Asakusa bölgesindeki 628 yılında inşa edilmiş Tanrıça Kannon’a adanmış Senso-ji Tapınağı, Kabuki Tiyatrosu, Shinjuku Gyoen Ulusal Bahçesi, 144 dönümlük alana yayılan Shinjuku Gyoen Parkı ve on sekiz sanat müzesi barındıran Naoshima Adası… Sadece iki gün kaldığımız Tokyo’da bütün bu muhteşem yerleri ziyaret etmek tabi ki olanaksızdı. Japon geleneksel restoranlarının yer masalarında yemekler yedik. Bir gece Geyşa gösterisine katıldık.
Ester Almelek, Geyşa gösterisinden...
1700’lerde geyşalık, vesikalı hayat kadınlığı ile aynı görülüyordu. Ancak Edo Dönemi’nin sonlarına doğru geyşalar, resmi toplantılar dahil olmak üzere birçok sosyal, politik etkinlik ve toplantıya çağrılmaya başlandı ve zamanla bugünkü eğlendirici, sanatçı sıfatlarını aldılar. Geyşaların hayatı bana eski Venedik’teki “cortigiana”ların statüsünü hatırlattı.
Japonya izlenimlerim
Başkentin simgelerinden biri olan Tokyo Kulesi, neredeyse Eyfel Kulesinin aynısı; New York’taki Özgürlük Anıtı’nın aynısı, ikisi de boy gösteriyorlar Tokyo semalarında. 
Tokyo'da Özgürlük Anıtı ve Gökkuşağı Köprüsü
Sanayide, endüstride ve hızlı modernleşmede başa güreşen Japonya’nın, Batı’nın taklitleri ile uğraşması beni çok şaşırttı. Dinlediğimiz Samuray kafa kesme hikâyeleri de beni şaşırtan şeyler arasındaydı. Geçenlerde okuduğum bir yazı da böyle düşünmeme sebep olmuş olabilir: “Samuray hayaleti Japon toplumunda halen varlığını sürdürüyor. Orta çağ savaşçılarının efsanevi cesareti, askerî açıdan kuvvetli bir Japonya’nın özlemini çeken insanlara güç veriyor. Geçenlerde bir General Kuzey Kore’den gelecek olası bir tehditle ilgili konuşmasına ‘Biz Samurayların torunlarıyız’ diyerek başlamıştı.”
Ancak Japonya’nın, bu seyahatimde göremediğim kültür duraklarını, yakın bir gelecekte tercihen Sakura mevsiminde, kiraz çiçeklerinin zarif dansını görmek için tekrar ziyaret etmek isterim.






