Haber Fotoğrafı: Mývatn Gölü
Volkanların, buzulların, şelalelerin ve sonsuz sessizliğin arasında, doğanın en güçlü hâliyle buluştuğu bir ülke olan İzlanda; Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde, Grönland’ın güneydoğusunda, İskandinavya ve Büyük Britanya’nın kuzeybatısında yer alan bir ada ülkesi. Kuzeyinde Arktik Okyanusu uzanıyor. Volkanları, gayzerleri, fümerolleri, buzulları, buzul mağaraları, kanyonları ve şelaleleriyle doğanın en çarpıcı yüzlerini bir arada sunuyor. Daha önce gördüğüm hiçbir ülkeye benzemiyor. İlk bakışta yalnızca doğanın peşinden yapılan bir yolculuk gibi görünse de İzlanda, insanı şaşırtan tarihiyle de baş döndürücü bir hikâye anlatıyor.
Tarihi ve demokrasi anlayışı
874 yılında Ingólfr Arnarson, eşiyle birlikte adaya gelerek bugün İzlanda’nın başkenti olan Reykjavík’te ilk kalıcı çiftliği kurmuş. Ardından pek çok göç yaşanmış. 
Başkent Reykjavík
Vikinglerin en güçlü olduğu dönemde Norveçliler adaya gelerek toprakların Norveç Krallığı’na ait olduğunu ilan etmişler. İlerleyen yıllarda krallıklar arasındaki evlilikler sırasında ada, Danimarka Krallığı’na geçmiş. 1876 yılında Danimarka Kralı İzlanda’ya özerklik vermiş; 1904’te İzlanda’ya vali atanmış, 1918’de ise ülke bağımsızlığa biraz daha yaklaşmış. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde İngilizler İzlanda’yı işgal etmiş, savaşın ardından ise ada kendi kaderini belirleme yolunda ilerlemiş. Nihayet 1944 yılında İzlanda bağımsızlığını ilan ederek modern cumhuriyetini kurmuş.
İzlanda’da bildiğim pek çok bilginin farklı ve şaşırtıcı versiyonlarıyla karşılaşıyorum. Bunlardan biri demokrasi tarihine ilişkin. 15 Haziran 1215’te İngiltere Kralı John ile isyancı baronlar arasında imzalanan Magna Carta, günümüz anayasal düzeninin ve insan hakları anlayışının temel taşlarından biri kabul edilir. Oysa İzlanda’da M.S. 930 yılında Viking kabile liderleri, anlaşmazlıklarını çözmek ve ortak yasalar oluşturmak için Thingvellir bölgesinde bir araya gelerek Alþingi adlı açık hava meclisini kurmuşlar. Yasama ve yargıyla ilgili görevleri burada belirlemişler. İzlanda ulusunun temellerini atan bu meclis, ülkenin Hristiyanlığı resmî din olarak kabul etmesi ve yüzyıllar sonra bağımsızlığını ilan etmesi gibi önemli dönüm noktalarıyla da özdeşleşmiş. Geç özgürlüğüne kavuşmuş bir ülkenin, demokrasinin temellerini bu kadar erken atmış olması gerçekten etkileyici.
İzlanda aynı zamanda dünyanın en güvenli ve refah seviyesi yüksek ülkelerinden biri olarak anılıyor. Ülkenin ordusu yok. Polislerin büyük bölümü silah taşımıyor. Nüfusu yaklaşık 400 bin kişi ve kilometrekare başına yalnızca birkaç kişi düşüyor. Avrupa’nın en seyrek nüfuslu ülkelerinden biri olması, ülkenin her köşesinde hissedilen o sonsuzluk duygusunu da açıklıyor. Nüfusun büyük bölümü şehirlerde yaşarken, ikinci büyük şehir Akureyri’nin nüfusu bile 20 bin civarında. Başkent Reykjavík ise kutuplara en yakın başkentlerden biri.

Ay yüzeyine benzeyen Lav Tarlaları
İzlanda seyahati tam bir “coğrafya” gezisi
Dünyanın en temiz ve şifalı sularının bulunduğu ülkede 100’den fazla aktif yanardağ bulunuyor. Yine Avrupa’nın en aktif yanardağları ve en büyük buzulu bu ülkede. Bu yüzden ateş ve buz ülkesi diye anılıyor. Yanardağlar nedeniyle oluşan lav tarlalarında yürümek oldukça zorlu olabiliyor. Mars’ın doğal yapısına en yakın topraklar olduğu için, Apollo, Ay’ın yüzeyine inme çalışmalarını İzlanda’da gerçekleştirmiş. 
Thingvellir Ulusal Parkı-İzlanda- Kuzey Amerika-Avrasya Fay hattı
UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Thingvellir Millî Parkı; Orta Atlantik Sırtının tepesini ve Kuzey Amerika ile Avrasya tektonik plakaları arasındaki sınırı işaret eden bir yarık vadisinde yer alıyor. Yani Amerika ve Avrasya jeolojik sınırı burada. Bu yarık hareket halinde ve her yıl 2 cm birbirinden uzaklaşıyor.
Yanardağlardan söz açılmışken yine bir tarih bilgisi ekleyeyim. 8 Haziran 1783 yılında Laki Yanardağı’nda başlayan patlamayla 14 kilometreküp lav püskürtüldü ve lavlar 1.500 km2 alana yayıldı. Püsküren flor ve kükürt dioksit gazları adadaki otlakların ve hayvanların çoğunu zehirledi; İzlanda nüfusunun yaklaşık beşte biri açlık ve zehirlenmeler yüzünden hayatını kaybetti. Atmosfere yayılan milyonlarca ton kükürt dioksit gazı nedeniyle güneş ışınları dünyaya ulaşamadı ve küresel sıcaklıklar düştü, kuraklıklara ve tarımsal kıtlıklara yol açtı. Bu durum Fransa’da 1783-1784 kışının olağanüstü sert ve dondurucu geçmesine neden oldu. Kış donlarının ardından gelen yıllarda Avrupa’da ekstrem yaz kuraklıkları, şiddetli fırtınalar ve büyük dolu yağışları görüldü. Bu hava anomalileri Fransa’daki tarım hasatlarını tamamen baltaladı ve Fransa genelinde devasa bir gıda yoksulluğu ve kıtlık başlattı. Temel besin maddesi olan ekmeğin fiyatları halkın satın alamayacağı seviyelere fırladı. Halk açlıktan kırılırken ve soğuktan donarken, Kral XVI. Louis ve Kraliçe Marie-Antoinette’in Versay Sarayı’ndaki lüks yaşamı toplumsal öfkeyi zirveye taşıdı. Ve 1789’da Bastille Hapishanesi’nin basılmasıyla devrim patlak verdi. Aynı şekilde bu yanardağ patlamasının Asya muson döngüsünü bozduğu ve Mısır’da kıtlığa yol açtığı düşünülür. Doğanın bir ülkede başlayan öfkesinin binlerce kilometre uzakta bile hissedilebileceğini görmek oldukça ürpertici.
İzlanda ile Türkiye arasındaki ilginç tarihsel bağ
1627 yılında Cezayirli ve Osmanlı korsanlarının İzlanda kıyılarına düzenlediği baskın, ülkede “Türk Seferi” olarak biliniyor. Köyler yağmalanmış ve yüzlerce kişi esir alınmış. Bu olayın ardından İzlanda’da “Türk öldürmenin serbest olduğuna” dair bir inanışın ortaya çıktığı anlatılsa da bunun tarihsel bir iddia olduğu belirtiliyor. Cezayirli korsanların Osmanlı tebaası olması nedeniyle İzlanda halkının gözünde “Türkler” olarak anılması ise bu hikâyenin günümüze kadar ulaşmasının nedenlerinden biri. Ancak günümüzde Türkleri çok seviyorlar, İzlanda Başbakanı Türkiye için “ikinci evim” diyor.
Grábrókargígar
İzlanda’ya yaptığım seyahat boyunca, bu büyüleyici ülkenin doğal güzelliklerine hayran kaldım. Volkanik bir krater olan Grábrók, çevredeki dağların nefes kesen panoramik manzarasını sunarken, aynı zamanda bir kraterin kalbine doğru yolculuk yapmış oluyorsunuz. 
Diamond Beach
Simsiyah kumlarıyla dikkat çeken Black Sand Beach ilginç bir manzaraya sahip ancak dünyanın en tehlikeli plajlarından biri sayılıyor. Bir başka göz kamaştırıcı manzaraya sahip olan Diamond Beach, buzdağlarının elmas gibi parladığı simsiyah kumsalın göz alabildiğine uzandığı olağanüstü bir yer. İzlanda’nın en büyük parkı Skaftafell Ulusal Parkı’nda meşhur Jökulsárlón buzul gölünde farklı boyutlarda ve şekillerde buzulların arasında amfibot ile gezerek hayatınızda eşsiz bir deneyim yaşayabilirsiniz. 
Jökulsárlón Buzul Gölü
Bu gezi sırasında buzdağlarının lagünün durgun sularında zarafetle süzülmesine hayran kalıyorsunuz.
Dünyada magma tabakasına en yakın topraklar
İzlanda’da gezerken, dünyada magma tabakasına en yakın topraklarda dolaşıyor olacaksınız. Kaynak suları yeraltı sularının magmaya dokunması ya da magmanın çok yakınından geçmesi sonucunda ısınmasıyla oluşuyor. Strokkur Gayzeri’nin 5-15 dakikada bir metrelerce yükselerek gökyüzüne fışkırmasını izlemek, doğanın enerjisini birkaç metre öteden seyretmek gibi.

Gayzerin etrafında ellerinde fotoğraf makinaları ile hazır bekleyen turist grupları patlama sırasında hayret nidaları eşliğinde en güzel görüntüyü yakalama peşinde koşuyorlar.
İzlanda denince akla gelen The Blue Lagoon ise mineral bakımından zengin, 12 ay boyunca yaklaşık 40 °C sıcaklığındaki jeotermal suyuyla Dünyanın özel kaplıcalarından biri olarak size unutulmaz bir deneyim sunuyor. Ancak Mývatn Doğa Banyoları’nın masmavi sularında yüzmek de en az Blue Lagoon kadar etkileyici.
Ülkenin şelaleleri ise bambaşka bir hikâye. İzlandaca “foss” şelale anlamına geliyor. Gullfoss, Goðafoss ve Skógafoss sayısız şelaleden yalnızca birkaçı. 
Gullfoss Şelalaesi
Her biri farklı bir görsel şölen sunduğu için insan, bir şelaleden diğerine giderken hiç yorulmuyor.
İzlanda değişik bir faunaya sahip
Ülkenin tek yerli memelisi kutup tilkisi; sivrisinek ve kurt yok. Dünyanın en özgür ve mutlu koyunları bu ülkede. Her sene beş ay boyunca doğada özgürce dolaşıyorlar. Bu nedenle dünyanın en güzel yünleri yine bu ülkede bulunuyor. Tölt adı verilen özel bir at cinsi var ve özel bir yürüyüşe sahip. “Kahveniz dökülmeden at ile gezebilirsiniz” derler. “Özgür Willy” adlı balina da İzlandalı. Húsavík veya Akureyri gibi şehirlerinde düzenlenen balina turları yaklaşık 2 ila 3,5 saat sürüyor; bu turlarda balinaları görebilmek ve fotoğraflayabilmek için özel kıyafetler dahil ne giyerseniz giyin içinize işleyen soğuğa katlanmak zorundasınız.
Balina İskeleti
Güneşin çok az göründüğü ya da hiç batmadığı bu ülkeyi birkaç sayfaya sığdırmak kolay değil. İzlanda; ateşin ve buzun, sessizliğin ve vahşi doğanın, tarihin ve bugünün aynı coğrafyada buluştuğu benzersiz bir dünya. Ne kadar anlatsam da eksik kalacak. Bu yüzden İzlanda’yı anlatmanın benim için en doğru yolu şu: İzlanda anlatılmaz, yaşanır.






