Haber Fotoğrafı: Lara Talvi, Fotoğraf: Anja Benko
“MAKE MY DAY” 10. yılını kutluyor
İstanbul’dan Barselona’ya uzanan renkli bir hikâye… Deneyim tasarımcısı, girişimci ve bağlantı kurmayı seven yaratıcı bir zihin. LARA TALVİ, yıllardır yaptığı işin özünü bugün tek bir cümleyle anlatıyor: “İnsanları, fikirleri ve deneyimleri birbirine bağlıyorum.” Şimdi ise yeni şeyler üretmenin yanı sıra Barselona’da kurduğu yeni hayatın tadını çıkarmayı öğreniyor.
Kendisi ile, “Make My Day” adını verdiği yaratıcı projesinin Kasım 2026’da 10. yılına denk gelen ve sonradan eklenen yeni projeleri hakkında yaptığımız keyifli sohbetimizi, siz Şalom DERGİ okurlarıyla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
Sosyoloji eğitimi almışsınız ama profesyonel hayatınıza konser ve etkinlik prodüksiyonuyla başlamışsınız. Sizi biraz en başa götürelim. Nasıl bir iş hayatı hayal ediyordunuz?
Aslında hayatım boyunca başka bir iş yapmayı hiç planlamıyordum. Çünkü yaptığım iş tam olarak hayalimdeki işti. Konserler, müzikaller, yeni ülkeler… Sahnenin önünde birkaç saat izlediğiniz olayın arkasında aylarca süren bir hazırlık vardı. Planlama, insan ilişkileri, krizler, üretim, operasyon… Hepsinin içinde olmak beni çok mutlu ediyordu.
Yani kendi işinizi kurmak çocukluktan beri taşıdığınız bir hayal değildi...
Hayır, hiç değildi. Kendimi olmak istediğim yerde hissediyordum.
Peki ne değişti?
Sektör ülke gündeminden etkilenmeye ve işler zorlaşmaya başladı. İlk kez o zaman “Acaba kendi işimi kurabilir miyim?” diye düşünmeye başladım. Büyük bir planım yoktu. Araştırdım, dünyada neler yapılıyor diye baktım, farklı fikirler düşündüm. Sonunda sevdiğim şeylerden, iyi bildiğim bir alandan ve “Bunu nasıl yapabilirim?” sorusundan yola çıktım. 2016 yılında “Make My Day” doğdu.
İsmi, bugün yaptığınız işi düşününce çok anlamlı geliyor. Ama “Make My Day” aslında bir deneyim kutusu olarak başlamış...
Evet. O dönemde subscription box iş modeli dünyada yeni yeni büyüyordu; yani insanların abone olduğu ve her ay evlerine farklı içerikte bir kutunun gönderildiği bir sistemdi. Ben de bunu hobilere uyarlayıp her ay insanların evine farklı bir hobi deneyimi göndermeyi düşündüm. Kutunun içinden gerekli malzemeler ve yönlendirmeler çıkıyor, insanlar belki daha önce hiç denemedikleri bir hobiyi evlerinde deneyebiliyordu. Örneğin mum yapımı için hazırlanan bir kutuda mum bazı, fitil, esans ve gerekli malzemeler yer alıyor; kişi kutudan çıkanlarla kendi mumunu yapabiliyordu.

Bugün geriye baktığınızda, o ilk kutunun içinde bugünkü Lara’yı görüyor musunuz?
Kesinlikle... Make My Day’in özünün daha ilk kutularda olduğunu görüyorum. İnsanlara yeni bir şey denetmek, üretmenin keyfini hatırlatmak ve sıradan bir günü biraz farklı hale getirmek… Aslında hâlâ yaptığım şey bu.
İnsanlara yeni bir şey denetmek sizin için neden bu kadar önemli?
Çünkü yeni bir şey denediğimizde kendimizle ilgili de yeni bir şey keşfedebiliyoruz. Hiç tanımadığımız bir tarafımız ortaya çıkabiliyor. Bir de hayatın içinde çok fazla “yapmamız gereken” şey var. Ben insanlara biraz da “Bunu sadece keyif için yapabilirsiniz” alanı açmayı seviyorum.

Peki, Make My Day nasıl oldu da deneyim kutularından, bugün şirketler ve markalar için deneyimler tasarlayan bir yapıya dönüştü?
Başlangıçta deneyim kutularını bireylere satıyordum. İşi büyütmek için şirketlere toplu kutu satma fikriyle kurumlarla görüşmeye başladım. Şirketlerin aslında üründen çok, ekipçe birlikte yapabilecekleri deneyimlere ihtiyaç duyduğunu görünce workshop’lar yapmaya başladık. Ardından, çalışan deneyimleri ve markalara özel aktivasyonlarla işin kapsamı kendiliğinden büyüdü. Bugün ihtiyaca göre doğru fikri geliştiriyor, yıllar içinde oluşan sanatçı, eğitmen, şef, üretici ve yaratıcı girişimci ağımızdan doğru insanları ve disiplinleri bir araya getirerek deneyimler tasarlıyoruz.
Make My Day de hep dönemin ihtiyaçlarıyla birlikte değişti. Pandemide deneyimleri online’a taşıdık; katılımcıların evlerine paketler gönderip ekran başında birlikte üretmelerini sağladık. Bugün ise, neredeyse tam tersi bir ihtiyaç var. İnsanlar ekranlardan uzaklaşmak, yeniden yüz yüze gelmek, elleriyle bir şey yapmak, öğrenmek ve gerçekten sosyalleşmek istiyor. Biz de daha fiziksel, yaratıcı, hatta zaman zaman telefonsuz deneyimler tasarlıyoruz.
Sanırım Make My Day’in değişmeyen tarafı tam da bu: Formatlarımız değişiyor ama yaptığımız şey aynı kalıyor: dönemin ihtiyacını okuyup insanları gerçek bir deneyimin etrafında bir araya getirmek…
Kendinizi bugün “deneyim tasarımcısı” olarak tanımlıyorsunuz, ama yaptığınız iş bundan daha geniş gibi.
Benim için temelinde insanları, fikirleri, markaları ve yaratıcı dünyaları bir araya getirmek var. Sanırım insan meraklısıyım. İnsanların ne yaptığını, ne ürettiğini, nasıl düşündüğünü merak ediyorum. İyi bir fikir gördüğümde de onu doğru insanlarla buluşturmak çok hoşuma gidiyor.
Bu durumda size “bağlantı kurucu” diyebilir miyiz?
Kesinlikle; hatta yaptığım tüm işlere bakınca sanırım en doğru tanım bu olabilir. İnsanları, fikirleri ve deneyimleri birbirine bağlıyorum.

Sonra İstanbul’dan Barselona’ya taşınıyorsunuz. Bu kez bağlantılarınızın çoğunu geride bırakıp neredeyse sıfırdan başlıyorsunuz.
İstanbul’da yıllardır kurduğum bir işim, çevrem, yüzlerce kişilik network’üm ve nasıl çalıştığını bildiğim bir düzenim vardı. Barselona’da yeni bir şehir, yeni bir dil, yeni insanlar ve neredeyse sıfır network vardı.
Ülke değiştirmeyi de bir deneyim olarak değerlendirdiğinizde, bundan ne öğrendiniz?
İnsanların sizi tanımadığı bir yerde kendinizi yeniden anlatmak kolay değil. İstanbul’da yaptığım işi anlatmama bir noktadan sonra gerek bile kalmıyorken, Barselona’da yeniden bir network ve güven oluşturmam gerekiyordu. Öte yandan çok şey öğrendim tabii. Bildiğim kimliklerin ve alışkanlıkların dışına çıktım.
Zorlandığınızda “Ben ne yapıyorum?” dediğiniz oldu mu?
Oldu tabii. İşler beklediğim kadar kolay ve hızlı gitmedi. Ama bir taraftan da yeni bir şey oluşum kurmanın heyecanı vardı. İstanbul’da yıllar içinde oluşturduğum sistemi Barselona’da yeniden kurmaya çalışırken yeni sanatçılar, eğitmenler, üreticiler ve mekânlarla tanıştım. İşte bu süreçte de “Born to Color” ortaya çıktı.
“Born to Color”ı biraz açar mısınız?
Tasarımlarım arasında sevdiğim birçok şeyi, tek bir yerde, bir araya getiren bir deneyim sunuyor “Born to Color”... Sanat, müzik, yaratıcılık, birlikte bir şey yapmak ve biraz da oyun.
Oyun ve oynamak, aslında çoğu yetişkinlerin gündelik hayatta unuttukları bir kavram olabiliyor.
İş-ev ev-iş şeklinde rutine bağlanan ve yoğun geçen yaşamımızda gerçekten oyun oynamayı unutabiliyoruz. Her şeyi doğru yapmamız, kontrol etmemiz, verimli olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Oysa bazen sadece boya fırlatmak, dans etmek, kirlenmek ve gülmek gerekiyor. Orada yaptığımız şeyin güzel olmak zorunda olmadığını biliyoruz. Bir resim ortaya çıkarmak için değil, deneyim yaşamak için oradayız.
Peki siz kontrolü bırakabilen biri misiniz?
Sanırım öğreniyorum. (Gülüyor) İş hayatında kontrolü bırakmak kolay değil. Bir şeyin nasıl sonuçlanacağını bilmek istiyor insan ancak hayat bana birçok kez şunu öğretti: “Her şeyi planlayamazsın. Bazen planın dışına çıkan şey, insanı asıl güzel olan yere götürebiliyor.”
Bugün “Make My Day” ve “Born to Color”ın yanı sıra “Shared Paths” ve “Make Inspire Create” adlı projeleriniz de var. Hepsinin ortak bir noktası var mı?
Dışarıdan bakınca hepsi farklı işler gibi görünüyor. Ancak aslında hepsinde aynı şeyi yapıyorum: İnsanların kendileriyle, birbirleriyle ve yeni fikirlerle bağ kurabilecekleri alanlar yaratıyorum. “Shared Paths”te kadınların gerçek hayatta tanışabildiği, birbirinden öğrenebildiği ve birlikte yol alabildiği bir topluluk yaratıyoruz. “Make Inspire Create” ise planlama, yaratıcılık, ilham ve kendinle bağlantı kurma halini bir ajandaya dönüştürdüğümüz bir proje.
Kadınlar bugün eğitimde, iş hayatında, girişimcilikte çok daha görünür. Ama hala birbirimizin yolunu açmaya, birbirimize alan yaratmaya ihtiyacımız var. Sizce kadın dayanışması neden bu kadar önemli?
Kadınların ürettikleri işlerden para kazanabildikleri, görünür olabildikleri ve birbirlerine alan açabildikleri yapılar kurmak benim fikir ajandamda önemli bir yer tutuyor. Birbirimizden öğrenebileceğimiz çok şey var. Bazen ihtiyacımız olan şey sadece birinin “Ben de bunu yaşadım” demesi bile olabiliyor.
İstanbul, Barselona, farklı projeler, yeni insanlar ve fikirler… Bütün bunların içinde bugün ne arıyorsunuz?
Artık tek bir şeyin peşinde değilim. Eskiden hedefim Make My Day’i büyütmek ve daha fazla proje yapmaktı. Bugün daha geniş bakıyorum. Yeni şeyler kurmayı, iyi bir fikrin peşinden gitmeyi, yaratıcı insanlarla tanışmayı ve onların yaptıklarını başka insanlarla ve markalarla buluşturmayı seviyorum. Artık birbirini besleyen insanlar, fikirler, topluluklar ve deneyimlerden oluşan daha büyük bir yapı hayal ediyorum.
On yıl önceki Lara’ya bugün bir şey söyleyebilseydiniz ne derdiniz?
Her şeyi baştan bilmek zorunda olmadığını söylerdim. Çünkü ben gerçekten büyük bir planla başlamadım. Bir fikrim vardı ve “Bunu nasıl yapabilirim?” diye sordum. Sonrası yolda şekillendi.

Lara Talvi, Fotoğraf: Anja Benko
Ve şimdi yolun sizi nereye götürdüğünü biliyor musunuz?
Tam olarak değil. (Gülüyor) Ama artık bundan eskisi kadar korkmuyorum.
Son olarak, hayallerinizi Şalom okurlarıyla paylaşmak ister miydiniz?
Elbette. İstanbul, Barselona ve zamanla başka şehirler arasında yaşayan, sürekli yeni insanlar ve fikirlerle büyüyen uluslararası bir sistem kurmayı hayal ediyorum. Tek bir şirketten çok daha fazlası. Ve sanırım beni en çok heyecanlandıran da bu: Yeni bir fikir görmek, doğru insanları bir araya getirmek ve onun bir gün gerçek bir deneyime dönüşmesini izlemek.
LARA TALVİ KİMDİR?
Kendini bildi bileli neşeli, dışa dönük, sanata meraklı ve bir şeyler organize etmeyi seven Lara Talvi… Onu çok iyi tanıyan birinin “Lara bunu da yapar” demesi boşuna değil. Aklına düşen bir şeyi denemekten, olmayacak gibi görünen bir şeyin başka bir yolunu aramaktan vazgeçmiyor. Biraz cesaret, biraz merak ve güçlü bir “bir yolunu bulurum” duygusu taşıyor içinde. Ama bugün, sadece kafasına koyduğunu gerçekleştirmeyi değil, o yolda nasıl ilerlediğini de önemsiyor. İstanbul ile Barselona arasında kurduğu yoğun hayatın içinde, üretmeye devam ederken bir yandan da yavaşlamayı, kendine zaman ayırmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğreniyor.






