Haber Fotoğrafı: Ekolojik bir girişim olan FİTO Antigoni projesinin yaratıcısı MEİR RAZZON
(Fotoğraflar: Sennur Çevik Onan, Meltem İnanç, Koenraad Marinus Van Lier )
Bir Büyükadalı olarak Adalar’ın kendine has ruhuna, rüzgârına ve insanına aşinayımdır aslında. Fakat bir sonbahar günü, içimde tatlı bir merakla Burgazada’nın yolunu tuttuğumda, beni bu kadar şaşırtacak ve kendine hayran bırakacak bir hikâyeyle karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. Orada; hayatı tek bir sıfata sığdırmayı reddeden, çocuksu merakını kaybetmeyen Meir ve kardeşiyle tanıştım ve böylesine güzel gençlerle tanışmışken uzun uzun sohbet ettim.
Lise yıllarını Robert Kolej’de geçirip ardından Amerika’da parlak bir mühendislik eğitimi alan Meir, geri döndüğünde herkesin beklediği o alışılmış salt kariyer yollarını değil, Burgazada’nın toprağına emek vermeyi seçmiş. Akranlarının plazaları veya tüketimle iç içe geçmiş metropol hayatını seçtiği bir yaşta; onun yaz kış demeden adada kalmayı, dostları Albert Berk Toledo ve Koenraad Marinus Van Lier ile kurduğu; doğa, üretim ve topluluk odaklı ekolojik bir girişim olan FİTO Antigoni projesini hayata geçirmesini görmek ezberimi bozdu. Kız kardeşi Lora’nın ve gönüllülerin omuzlarında yükselen, mutfaktan çıkan atıkları çöp olmaktan kurtarıp toprağa can veren bu cesur yaşam vizyonu, bende hem bambaşka bir hayranlık uyandırdı hem de içime coşku verdi.
Bu içten söyleşinin ardından, onların yarattığı o ilham verici cesareti düşünerek İstanbul’a geri döndüm. Zihnimde ise Meir’in şu felsefesi kaldı: Doğru koşullarda hiçbir şey çöp değildir, her şey dönüşebilir. İşte, başka bir hayatın sadece mümkün olmadığını, adanın toprağında çoktan yeşerdiğini kanıtlayan MEİR RAZZON’un hikâyesi...

Öncelikle okuyucularımız için Meir Razzon kimdir, bize kendinizi tanıtır mısınız?
Hayatı merakla, keyifle ve macerayla deneyimlemek isteyen biriyim. Doğayla ve sevdiğim insanlarla derin bağlar kurmayı seviyorum. Benim için dünyayı keşfetmek ve dönüştürmek, kendimi keşfedip dönüştürmekle hep iç içe oldu.
Geçmişimden bahsetmem gerekirse, Amerika’da doğdum ve çocukluğum İstanbul’da geçti. Ailem, arkadaşlarım ve hobilerim hep vardı. Lisede Robert Kolej’in ardından Los Angeles’ta University of Southern California’da, Endüstri ve Sistem Mühendisliği ile Dijital Girişimcilik okudum. Kaliforniya’da geçirdiğim yıllar bana farklı bir hayat tarzını, birey olarak gelişmeyi, turizmi ve konaklama sektörünü, girişimciliği ve startup dünyasını tanıttı. O yıllarda çok seyahat ettim, farklı kültürlerle, doğa sporlarıyla, yoga ve meditasyonla tanıştım.
Covid döneminde Türkiye’ye geri döndüm. İş olarak turizm alanında hizmet vermek için Airbnb işletmek üzere bir iş kurdum. Permakültür1, dans, eğitim ve farklı topluluklarla bir arada olma gibi alanlarda daha derinleşmeye başladım. Bu süreçte de yazları çocukluğumu geçirdiğim Burgazada’ya taşındım. Şimdi geriye baktığımda, aslında bütün bunların birbirini beslediğini görüyorum. Hepsinin merkezinde merak, bağ kurmak ve hayatı özgürce deneyimlemek var.

Bugün sizi bir iş insanı, bir girişimci ya da öncülük ettiğiniz kompost2 projelerinin kurucusu olarak tanımlamak mümkün. Siz kendinizi hangisi olarak görüyorsunuz?
Günden güne aldığım roller değişiyor. O yüzden kendimi tek bir tanıma sabitlemek bana biraz zor ve yanlış geliyor.
Kendimi daha çok hayatın farklı dönemlerini aynı anda taşıyan bir canlı gibi görüyorum. İçimde hem bebek Meir, hem çocuk Meir, hem yetişkin Meir, hem de yaşlı Meir var. Bazen merak eden çocuğum öne çıkıyor, bazen sorumluluk alan yetişkinim, bazen de sadece oturup hayatı seyretmek isteyen tarafım.
Dolayısıyla “iş insanı” veya “girişimci” benim için kimliğin tamamı değil, hayatın belli dönemlerinde üstlendiğim roller.
FİTO Antigoni nedir? Nasıl ve kimler tarafından kuruldu?
FİTO Antigoni, Burgazada’da doğa, permakültür, üretim ve topluluk etrafında bir araya gelmeyi amaçlayan ekolojik bir girişim. Yalnızca bir kompost alanı ya da bir bahçeler ağı değil; insanların doğayla ve birbirleriyle ilişkilerini dönüştürebilecekleri bir alan.
2025 yılında ben ve iki arkadaşım -Albert Berk Toledo ve Koenraad Marinus Van Lier- tarafından tek başımıza yaşadığımız doğa sevgisini ve gündelik rutinlerimizi üretken ve paylaşımcı bir şekilde yaşamak üzerine kuruldu.

Kurucular: (soldan sağa) Meir Razzon, Koenraad Marinus Van Lier ve Albert Berk Toledo
Biz kurucular olsak da bu fikre emek veren, toprağa dokunan herkes bunun bir parçası. Neredeyse her Cuma atık toplayan ve kompost yığınları karıştıran kardeşim Lora, yıllardır bu alanda çaba harcayan Eser, bahçemize gözü gibi bakan Esra, Sağlık Bahçesi’nin filizlenmesini sağlayan doktorumuz Sosın, ilk gönüllülerimizden Maksim ve daha nice gönüllümüz ve ziyaretçimiz…
Benim yaptığım, kendime hayalini kurduğum dünyayı şekillendirirken, bu insanların ve değerli fikirlerinin bir araya gelebileceği zemini hazırlamak.
Şu anda en büyük faaliyetlerimizden biri kompost üretmek. Kompostu en basit haliyle, organik atıkların kontrollü bir şekilde ayrışarak yeniden toprağı besleyen, canlı ve verimli bir maddeye dönüşmesi olarak düşünebiliriz. Mutfaktan çıkan sebze ve meyve artıkları, kahve telvesi, yapraklar, karton gibi malzemeler aslında “çöp” değil; doğru koşullarda gübreye dönüşen kaynaklar...
Bu ismi nasıl buldunuz?
Burgazada -eski adıyla Antigoni- bir zamanlar meyve bahçeleri, sebze tarlaları ve kır çiçekleriyle doluydu. İnsanlar toprağın ritmiyle yaşar, yedikleri ürünü kendileri yetiştirir, ellerindeki bereketi paylaşırdı.
“Fito”, Yunancada fide anlamına geliyor. “Antigoni” ise Burgazada’nın eski Rumca ismi.
Bu iki kelimeyi bir araya getirmemizin hoşuma giden tarafı şu: Bir tarafta yeni bir hayatın, tazeliğin ve yeşilin sembolü olan fide var; diğer tarafta ise adanın geçmişi ve hafızası.
Antigoni ismi bizim için yalnızca eski bir coğrafi isim değil. Burgazada’nın azınlık kültürünü, adalarda yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış farklı toplulukların izlerini ve bu çok kültürlü yaşamın hafızasını da taşıyor.
Projemiz de ismi gibi: Kökleri geçmişte, gözü gelecekte.

Neden Burgazada? FİTO Antigoni başka bir yerde doğabilir miydi?
Benzer işler yapan çok değerli birçok inisiyatif var. Ama FİTO Antigoni’yi FİTO yapan şey yalnızca yaptığımız iş değil; buradaki insanların hikâyeleri, ilişkileri ve yıllar içinde oluşmuş ağları. Bu anlamda FİTO’nun başka bir yerde aynı şekilde doğabileceğini düşünmüyorum.
Burgazada bizi şekillendiriyor. Ölçeği çok önemli; birbirimizi tanıyabileceğimiz, bir fikrin adanın içinde hızla yayılabileceği ama aynı zamanda gerçek bir etki yaratabileceği bir büyüklükte. İstanbul’a bu kadar yakın olup şehirden belirgin biçimde farklı bir ritme sahip olması da büyük bir avantaj.
Bir de arabasız yaşamın getirdiği güçlü bir dayanışma kültürü var. İnsanlar birbirleriyle daha çok karşılaşıyor, birbirine yardım ediyor, gündelik hayat daha fazla ortaklaşıyor. Bu da topluluk temelli bir ekolojik girişim için çok özel bir zemin yaratıyor.
Dolayısıyla FİTO sadece Burgazada’da kurulmuş bir proje değil; bir bakıma Burgazada’nın kendisi tarafından da oluşturuluyor. Buradaki coğrafya, ölçek, insanlar, ilişkiler ve ağlar bir araya gelerek FİTO’yu şekillendiriyor.
Başka bir yerde olsaydık belki yine doğayla, kompostla ve toplulukla ilgili bir şey yapardık. Ama FİTO Antigoni tam olarak bu haliyle ancak burada ortaya çıkabilirdi.

Projeyi oluştururken yerel yönetimler ile iş birliğiniz nasıl oluştu?
Kompost alanını oluşturmak ve bu çalışmayı adalara yaymak için Burgazada Mahalle Meclisi ve yerel aktörlerle görüşmeler yaptık. Amacımız yalnızca kendi alanımızda bir şey yapmak değil, mümkün olduğunca dört adaya yayılan bir kompost ve permakültür kültürünün oluşmasına katkı sağlamak.
Bunun da tek başımıza yapabileceğimiz bir şey olmadığını biliyoruz. Yerel yönetimler, mahalleler, okullar, işletmeler ve bireylerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Bu noktada da Sevgi, Sema ve Neslihan’a projemize katkılarından ve süregelen desteklerinden dolayı teşekkür ederiz.
Bize eklemlenerek büyüdüğünüz topluluk ile de ilgili bilgi verir misiniz? Kimlerle yol alıyorsunuz? Bir şirketi yönetmekle bir ekosistemi yönetmek arasında benzerlik görüyor musunuz?
FİTO Antigoni’nin kapısı, doğaya ilgi duyan, emek koymak isteyen, çocuklarını doğayla daha fazla tanıştırmak isteyen, üretmek veya sadece öğrenmek isteyen herkese açık.
Açıkçası ben burada “yönetmekten” çok bir parçası olmayı tercih ediyorum. Sorumluluğu keyfi, zorlukları ve güzel sonuçları da paylaşmak önemli.
Bir yere yön vermek gerekiyor ama bunu obsesif bir şekilde kontrol etmeye çalışmamak da gerekiyor. Bence hem topluluklarda hem şirketlerde hem de doğada en zor ama en değerli denge bu: yön vermek ve aynı zamanda kontrolü bırakabilmek.
Bu projenin kazanımları ne olmuştur? Geri dönüşüm, sosyal alan, eğitim, üretim?
Hepsinden biraz var… Adalarda kompost konusunda ciddi bir farkındalık oluşmaya başladı. Bunun İstanbul ve Türkiye’deki permakültür çevreleriyle de bağlantıları oluştu. Çocuklarla eğitimler yaptık, komşular arasında yeni bağlar kuruldu, farklı projeler birbirini desteklemeye başladı.
Anaokulundan üniversite çağına birçok öğrenci ve eğitmen bahçemizi ziyaret etme ve destekleme fırsatını buldu.
Benim için belki en değerli kazanım, dostluklar ve bahçe kültürü vasıtasıyla hayatın döngüselliğini göz önüne sermek. Bir mutfak artığının aslında son değil, başka bir döngünün başlangıcı olduğunu görmek çok basit ama çok güçlü bir fikir.

FİTO Antigoni’de yetiştirdiğiniz en önemli şey toprak mı, sebze mi, yoksa topluluk duygusu mu?
Bence bunları birbirinden ayırmak mümkün değil.
Gönlümden geçen, bir gün kendi besinimizi üretebileceğimiz bir sistemin oluşması. Canlı toprağımızı beraber besleyelim, oradan çıkan yiyeceği beraber yiyelim ve birbirimizin projelerini destekleyelim.
Toprak olmadan sebze olmaz. Sebze olmadan ortak sofra olmaz. Ortak çabayla şekillenen sofralar ve hayat da topluluk duygusunu derinleştiriyor.
Bize kompost bahçeniz ile aldığınız ödüllerden bahseder misiniz?
Kompost bahçesi projemiz Adalar Vakfı’nın düzenlendiği Akillas Milas Araştırma Ödülü’nde eş birincilik aldı.
Bunun yanı sıra Enka Okulları’nda OELC’de (Outdoor & Experiential Learning Conference) konu üzerine sunum yaptık ve Apaçık Radyo’da Dünya Mirası Adalar programında konuk olduk.
Benim için değerli olan şey ödül almak değil, vizyonumuz ve hayallerimizde ortaklaşarak bir araya gelmek.
Bir gün dönüp “Ben toprağa dönmeliyim” dediğiniz an hangisiydi? O kararın arkasındaki duygu neydi?
Aslında tek bir an olmadı. Belki o an yaptığım yürüyüşlerde, kamp tatillerinde, gönüllülük projelerinde hep vardı.
Yoga, doğayla kurduğum ilişki, bedenimle ve çevremle bağlantım… Bunların hepsi zaman içinde beni toprağa yaklaştırdı. Permakültürle tanışmam da bunun başka bir kapısını açtı. Özellikle geçicilikle ilişkimi düşünmeye başladığım dönemlerde, yaşamın döngüsel olduğunu anlamama vesile oldu.
Adadaki bahçemi ve kompost yığınımı yapmaya başladığım ilk sonbaharın özel bir karşılığı var. Ama bunun daha eski bir hikâyesi de var. Üniversiteden kışın eve geldiğimizde ailecek lale ve sümbül ekerdik. Annem daha sonra onların fotoğraflarını gönderirdi. O zaman bunun hayatımda nasıl bir iz bıraktığını fark etmiyordum.
Ondan önce belki lisede çıktığımız yürüyüşler ya da çocukluğumda vakit geçirmeye anneannemle gittiğimiz çayırlar, parklar ve ip atlamalı piknikler…
Belki toprağa dönüş dediğimiz şey aslında hiçbir zaman toprağı terk etmemiş olduğumuzu fark etmek.
Uluslararası iş geçmişiniz ve eğitiminiz bu projeyi nasıl etkiledi? Toprak ile ilgilenmek romantik bir şey midir, yoksa aynı zamanda bir iş modeli midir?
Uluslararası iş deneyimim bana organizasyon, süreklilik ve bir projenin ihtiyaçlarını önceden görebilme konusunda çok şey kattı. Bir fikrin güzel olması yetmiyor; onu sürdürülebilir kılacak yapıyı ve birlik hissini de kurmak gerekiyor.
Toprakla ilgilenmek romantik mi, iş mi? Bence kime ve hangi koşullara göre baktığınıza bağlı. Elbette toprakla ilgili sürdürülebilir bir iş modeli kurulabilir. Ama günümüzde gerçekten kârlı ve sürdürülebilir bir model oluşturmanın şartları oldukça ağır.
Benim için ise toprakla ilgilenmek ne yalnızca romantik ne de yalnızca ticari. Bazen ikisi de. Ama çoğunlukla iyi oluşu, dünyayı, gıdayı, ölümü ve yaşamın döngülerini anlamak için bir yaşam biçimi.

Toprağa bakışınız değişince hayata bakışınız da değişti mi?
Kesinlikle. Toprak bana sürekliliği, sevgiyi, emeği ve kontrol etme çabasını yeniden düşündürdü. Ne kadar emek verirseniz verin her şeyi kontrol edemiyorsunuz.
Bir bakıyorsunuz bütün emeğiniz değerlendirilebilir ölçütlere göre gitmiş. Bir bakıyorsunuz hiç beklemediğiniz bir yerden yeni bir ağaç çıkmış. Bakım verilen toprak size hediyelerini kendi şeklinde veriyor.
Doğa bana kontrol ile kontrolsüzlük arasındaki dengeyi öğretiyor. Rekabetle birlikteliğin, çabanın ve bırakabilmenin aynı anda var olabileceğini gösteriyor.
Ve bir de bereket meselesi var. Bereket her an gerçekten hayatımızda ama siz yokluğa odaklanınca onu göremeyebiliyoruz.
Teknoloji yardımıyla topluluk oluşturma ve ortak yaşam tutkuyla bağlı olduğunuz kavramlar. Neden?
Çünkü günümüzde insanın çok önemli bir eksiklik yaşadığını düşünüyorum: Birlikte yaşama ve birlikte keşfetme eksikliği.
Teknoloji aslında insanları birbirine bağlamak için inanılmaz bir araç. Ama yanlış kullanıldığında tam tersine insanları yalnızlaştırabiliyor.
Benim ilgimi çeken şey, teknolojiyi insanları ekrandan uzaklaştırıp gerçek hayatta birbirlerine yaklaştıracak şekilde kullanmak. Herkesin kendine uygun, başkalarına zarar vermeyen bir yaşam yaratmasına destek olmaya çalışmak. Çünkü bence kimsenin tek başına mutlu olduğu bir dünya mümkün değil.
Belki yapabileceğimiz en güzel şey, keyifli birliktelikleri beraber keşfetmek.
Bize diğer projelerinizden de bahseder misiniz?
Çocuklarla yaptığım eğitim projeleri var. Bunun yanında Unveil isimli bir kart oyunu üzerinde çalışıyorum. İnsanların yakınlık, temas, arzu, cinsellik ve kendileriyle ve birbirleriyle kurdukları ilişkiler üzerine daha özgür bir alan açmasını amaçlayan bir oyun.
Bunların hepsi ilk bakışta birbirinden farklı projeler gibi görünüyor ama benim için ortak bir noktaları var: İnsanların kendileriyle, birbirleriyle ve hayatla daha sahici bir ilişki kurabilecekleri alanlar yaratmak.
Ticari meraklarım ve girişimcilik tarafım devam ediyor. Onlar beni besliyor. Ancak ticari olmayan, keşif dolu, her gün yüzebildiğim, doğayla ve insanlarla derin bağlar kurabildiğim iyi bir yaşam yaratmak olan hayat projem her gün devam ediyor.
“Yıllar sonra Burgazada’da bir çocuk FİTO Antigoni’nin içinde dolaşırken, sizin hiç adınızı bilmeden hangi düşünceyi hissetsin istersiniz?”
“Ne güzel bahçe… Meyve yiyorum, çiçekler var. Hadi koşalım.”
Bütün yollar toprak olsun isterim. Çocukların rahatça koşturabildiği, bir şeyler koparıp yiyebildiği, böcekleri merak ettiği, ellerini kirlettiği bir yer.
Ve açıkçası benim adımı bilmesine hiç gerek yok.
Hatta FİTO Antigoni’nin en güzel başarısı, yıllar sonra orada olan çocukların buranın kimin projesi olduğunu hiç düşünmemesi olabilir. Sadece “Burası bizim bahçemiz” demeleri…
Dipnotlar:
1 Permakültür, doğaya karşı değil, doğayla birlikte çalışarak sürdürülebilir, kendi kendine yeten yaşam alanları ve tarımsal sistemler tasarlama felsefesidir.
2 Kompost, bitkisel ve hayvansal atıkların; nemli ve oksijenli bir ortamda mikroorganizmalar aracılığıyla çürütülmesiyle elde edilen, tamamen doğal bir organik gübre ve toprak zenginleştiricisidir.






