Sevgili Okur,

Sevgili Okur,
YAYIN YÖNETMENİ´NDEN

Sevgili Okur,

Sivillere karşı nükleer silâhların kullanıldığı ilk savaş olan ve Holokost (Yahudi Soykırımı) gibi kitlesel sivil ölümlerin gerçekleştirildiği II. Dünya Savaşı, insanlık tarihinin en kanlı savaşı.

O yıllarda, yaşadığımız dünyanın sivil-asker 60 ilâ 70 milyon insanı, yaşamlarını kaybetti. Holokost’ta sadece 6 milyon Yahudi’ye değil, “bizden olmayana”… “ötekine”... “berikine”… “diğerine” mezar oldu, Avrupa.

***

II. Dünya Savaşı esnasında Kızıl Ordu’nun Auschwitz-Birkenau’ya girerek savaşın sonunu belirlediği ve ölümü bekleyen binlerce kamp tutuklusunu özgürlüğe kavuşturduğu 27 Ocak 1945 günü, Holokost’u Anma Günü olarak belirlendi.

Aradan 75 yıl geçti.

Ailem de kayıp verdi, Holokost’a:

Babam, lise yıllarında iken ailesi tarafından savaşın hemen başlarında Fransa’dan Türkiye’ye geri dönebilmişti, kıl payı. Ama dayısı David ile teyzesi Klara, Fransa’daki işbirlikçi Vichy Hükümeti tarafından tutuklanarak (Beate ve Serge Klarsfeld Vakfı’nın kayıtlarında yer aldığı üzere) “20 Mayıs 1944’te Drancy’den Auschwitz’e Kalkan 74 Numaralı Nakliye Konvoyu” ile yaşamlarının son duraklarına ulaştırıldıklarında, Klara 3 aylık hamile idi…

Babaannem, adaşım Sultana, o günlerden yaşamının son anına değin kardeşlerini anadurmuş, onların yasını tutmuş, katillerinin yola çıkış noktalarının, “çok büyük bir fenalık” diye adlandırdığının boyutunu zannımca hiç mi hiç algılayamamıştı…

Muhtemelen Holokost özelinde tüm haksızlıklara, adaletsizliklere karşı çıkmayı yaradılışımın hamuruna katan da, babaannemin derinliklerinde içselleşmiş bu acısıdır. Ait olduğum Holokost-ertesi-kuşağının bu benzersiz deneyimi “bir daha asla” yaşanmamasına yönelik andına her dem katıldım.

27 Ocak 1995’te oradaydım: Auschwitz-Birkenau’da… Kızıl Ordu tarafından kurtarılışının 50. Yıldönümü’nde…

İnsanoğlunun indirgenebileceği şerrin, günahın derinliğini açıklamak mümkün mü?

Neden milyonlarca “insan”, başka “insanlar” tarafından dehşetengiz plânlarla “yok” edildi!

Neden İNSAN böylesi bir yıkım yaşadı!

Bunları anlamlandıramayacaksam “yargı”yı salt “algı”ya, biraz da “merhamet”e dönüştürmeye halen çabalıyorum.

Böylesi bir harabenin ardından bizim kuşağın ve bizleri takip eden kuşakların sorumluluğu, inşa etmektir - yeni bir dünyayı… Bu nedenle, her zaman insan yaşamının kutsiyetini - hümanizmayı anlatmaya çalışmayı, seslendirmeyi yeğ tutuyorum.

Ve en nihayetinde Holokost’un öğretilmesi gerektiğinin bilincine ulaşmak zorundayız.

***

Geçen 75 yıl boyunca Holokost’un esası gerçekten gündeme alınsa idi:

Nobel Komitesi Avusturyalı Peter Handke 2019 Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görmezdi; çünkü o, binlercesinin imzaladığı dilekçedeki gibi ‘Irkçı Sırp Kasabı’ olarak ünlenen “Slobodan Miloseviç’in destekçisi”…

Holokost, eğitim programlarında değerlendirilse idi:

Avrupa’nın orta yerinde, Temmuz 1995’te, ilk ağızdan halkının bir kesim geride kalanıyla bire-bir söyleşiler gerçekleştirdiğim Bosnalı Müslümanlara yönelik Srebrenitsa Katliamı gerçekleşemezdi.

Eğer Holokost öğretileri sıradanlaştırılmadan dünya insanlarının dağarcıklarına yerleştirilebilse idi…

Afrika’da, 2000’li yılların başlarında Sudan’da Darfur Katliamı…

Yine Afrika’daki Ruwanda’da Hutu’ların Tutsi’leri katliamları…

Güneydoğu Asya’da, Myanmar’daki Rohingya Müslümanlarına uygulanan Arakan Soykırımı…

Çin’in, Sincan bölgesindeki Müslüman Uygur Türklerine uyguladığı sistematik operasyonlar…

Muhtemeldir ki, bunlar ve sayısız benzerleri gerçekleşmeyebilirdi.

***

Holokost’un 75. Yıldönümünde babaannemin kardeşleri Ester’in kızı Klara ile Ester’in oğlu David’in adlarını ve onlarla birlikte savaşların anlamsızlıklarında yiten insanlık ailesinin tüm fertlerini yâd ediyorum…

Sevgiyle kalın