Gece gökyüzüne bakmayı ne zaman öğrendik? O karanlık boşluğun aslında bir boşluk olmadığını ve insanlığın ilk hikâyelerle doldurduğu bir hafıza olduğunu hiç fark ettik mi?

Gökyüzünde küçük bir yıldız kümesi var: Çıplak gözle bakıldığında birbirine yakın duran birkaç ışık noktası… Astronomlar Pleiades şeklinde adlandırdıkları, Ülker yıldız kümesi …  Lakin insanlık onu hiçbir zaman salt “yıldız” olarak görmedi. Binlerce yıldır Yedi Kız Kardeş olarak bilinir.

Geçmişi 65.000 yıl öncelerine dayanan Aborjin kültüründe, evrenin ve yaşamın kökenini açıklayan temel mitolojik kavram (Dreamtime) Düş Zamanı, dünyanın yaratılışı, doğadaki tüm canlıların ve varlıkların nasıl meydana geldiğine dair mitolojik hikâyeleri içerir. Aborjinlerin en eski anlatılarında, yani Dreamtime hikâyelerinde, Yedi Kız Kardeş bir kaçışın öyküsüdür:

Bir adam — bazı anlatılarda avcı, bazılarında takıntılı bir ruh — bu yedi kadını takip eder.
Kız kardeşler gökyüzünde kaçarlar. Sürekli… sonsuz bir kaçışın içinde. Kovalamaca sürer. Günümüzde gökyüzünde Pleiades kümesinin yakınında yer alan Orion takımyıldızı, Aborjin anlatılarında çoğu zaman o takip eden erkek figürü olarak yorumlanır. Mitin özü, kaçış-takip ve özgürlük-tehdit…


Aborjin sanatçının "Yedi Kız Kardeş" yorumu

Yunan mitolojisinde bu yıldızlar, (Zeus’a karşı savaşarak yenilmiş) Titan Atlas’ın kızlarıdır. Avcı Orion onları kovalar. Kızlar kaçmak için tanrılara yalvarır. Ve tanrılar onları gökyüzüne yerleştirir. Aborjin anlatısındaki aynı yapı: takip eden erkek, kaçan kadınlar… Göğe yükselme… Yıldızlara dönüşme…

Kuzey Amerika’nın birçok yerli halkında (Lakota ve Kiowa anlatılarında) hikâye biraz değişse de özünde aynı kalır: Bir grup genç kız, vahşi bir ayıdan kaçar, toprak onları korur, yükselir… yükselir… ve bugün ABD’nin Wyoming eyaletinde, Bear Lodge Dağları’nda yer alan Devils Tower adıyla bilinen kaya oluşur. Kızlar göğe çıkar ve yıldızlara dönüşür, gökyüzünde tamamlanan aynı motifle: tehlike, kaçış, göğe yükseliş, dönüşüm…

Güney Afrika’nın farklı bölgelerinde – San ve Khoisan halklarında Pleiades çoğu zaman ‘genç kızlar’ veya ‘kız kardeşler’ olarak anlatılır. Bazı hikâyelerde onlar kaybolur. Bazılarında saklanırlar. Bazılarında ise bir erkeğin bakışından kaçmak için göğe çekilirler.

Tüm anlatılara uyan ilginç bir ayrıntı: Bu yıldızların bazen “eksik” görünmesi — yani yedi yerine altı yıldız seçilebilmesi — mitlerde şöyle açıklanır: Bir kız kardeş saklanır. Bu kadar farklı coğrafyada, bu kadar benzer bir hikâye… Tesadüf mü? Belki değil. Çünkü mitler, insanlığın ortak bilinçaltının dili… Adeta dünya birbirinden habersiz kültürlerle değil, aynı rüyayı gören tek bir bilinçle anlatılmışçasına...

Bilim insanları bugün bu hikâyelerin 30–40 bin yıl öncesine kadar uzanabileceğini söylüyor. Yani insanlık Afrika’dan göç ederken, yanında sadece ateşi değil… farklı dillerde anlatılan bir hikâyeyi de taşıdı. Farklı korku ve sembollerle, aslen özü hiç değişmeden...

Bizlere gelince… Bugün şehir ışıkları altında gökyüzünü daha az görüyor olsak da hikâyeler hep orada. Belki de mesele yıldızları görmek değil… Onları elan hikâye olarak okuyabilmek. Çünkü Yedi Kız Kardeş sadece bir yıldız kümesi değil. O, insanlığın kendine söylediği en eski cümlelerden biri: Kaçtık. Korunduk. Ve sonunda… ışığa dönüştük.