Haber resmi: Sir Timothy Dexter


Çok eksantrik, çok şanslı, cahil ama kurnaz, tuhaf mı tuhaf bir iş adamından bahsetmek istiyorum size bu sayımızda. Midas gibi bir adam: Timothy Dexter (1747-1806). Her dokunduğu altın olmuş. Gündem ağır; ekonomi, savaş, politika haberleri can sıkıcı. Amacım sizi güldürmek, en azından gülümsetmek… Müthiş bir komedi filmi olurdu bu adamın hayatından. Yabancı bir filmde Peter Sellers veya Gene Wilder’ı, yerli bir uyarlamada ise Kemal Sunal’ı yakıştırırdım ben bu role.

Doğru düzgün okuma yazması yoktu
Dexter, Amerika’nın Massachusetts körfezi bölgesinde doğdu. İngiltere ve İrlanda kökenli göçmenlerin soyundan geliyordu. Doğru düzgün okuma yazması yoktu, zira sekiz yaşındayken okulu bırakıp tarlada çalışmaya başlamıştı. 16 yaşındayken de derici çıraklığı yaptığı biliniyor. 22 yaşındayken kendisinden on yaş büyük zengin bir dul kadınla evlenen Dexter, eline geçen parayla bir malikâne aldı. Malikânenin bodrumunda da eşiyle deri kıyafetler, balina yağı ve çeşitli ıvır zıvırlar sattıkları bir dükkân açtı.


Amerikan Bağımsızlık Savaşına ait kâğıt para

Dexter, zengin insanların resmî kâğıt para satın aldıklarını keşfetti. Bu kâğıt paralar Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında (1775-1779) Kıta Kongresi tarafından devrimi finanse etmek amacıyla, gelecekte gerçek madeni para karşılığının ödeneceği sözüyle basılmışlardı. (Koloniler tarafından savaş masraflarını karşılamak için kullanılan ve altın/gümüş karşılığı olmayan bu paralar, zamanla değer kaybederek tarihe geçmiştir.) Ancak zenginler temkinli bir şekilde küçük miktarlarda para alırken, Dexter her şeyini ortaya koydu. Muazzam miktarlar aldı.

“Eskiden tabakladığı deriden bile değersiz paraları alıyor!” diye kıkırdadılar ona kâğıt para satanlar.

Ancak daha sonra, ilk Hazine Bakanı Alexander Hamilton, borç üstlenme planını yürürlüğe koydu. Birdenbire “değersiz” banknotlar tekrar değer kazandılar. Diğer eyaletler banknotların düşük bir yüzdesini öderken, Massachusetts eyaleti tüm bedeli ödedi. Dexter’ın aşırı coşkusu ona büyük servet kazandırdı.

Rakipleri onu kandırmak istedi
Onu sevmeyen rakip tüccarlar, Dexter’ı Batı Hint Adaları’na yatak ısıtma tavası satmanın iyi bir fikir olduğuna ikna ettiler. O devirde soğuk kış gecelerinde yatakları ısıtmak için, içine sıcak kömür konan kapaklı tavalar kullanılırdı. Batı Hint Adaları’nda insanların soğuktan değil, sıcaktan ölme olasılığının daha yüksek olduğu, oraların tropikal bir cennet olduğu gerçeği galiba Dexter’ın dikkatinden kaçmıştı.


Timothy Dexter’ın zamanında yatak ısıtma tavaları bu pirinç tavaya benzerdi. Ama her zaman delikli değillerdi. Bakır veya başka bir metalden de yapılabilirlerdi

Dexter bulabildiği tüm ısıtma tavalarını satın aldı. Gemileri ısıtma tavalarıyla doldurup, tropik bölgelere gönderirken rakipleri güldüler. Ancak Dexter’ın Batı Hint Adaları’ndaki temsilcisi, patronundan çok daha zekiydi. Şeker endüstrisindeki büyüme döneminde oraya varan temsilci, ısıtma tavalarının şeker melası üretiminde kullanılabileceğini gördü. Uzun sapları ve kapaklı üstleriyle, sıcak şeker şurubunu alıp taşımak için mükemmeldiler. Sıcak melası taşımanın tehlikeli yönüyle boğuşan plantasyon sahipleri, tavaları hemen kaptılar. Hatta daha fazla sipariş verdiler. Newburyport’ta ise tüccarlar, Dexter’ın gemilerinin kârla geri dönmesini şaşkınlıkla izlediler.

Dexter yine kâra geçti
Daha sonra Dexter, aynı bölgeye yünlü eldivenler gönderdi. Tam eldivenler gemilerle bölgeye vardığı sırada, Portekizli tüccarlar da alışveriş için gemilerle oradaydı. Eldivenleri, Sibirya’ya ve Çin’e satış yapan tüccarlar satın aldı, Dexter yine kâra geçti.

O dönemde Newburyport’un iki sorunu vardı: çok sayıda başıboş kedi ve Timothy Dexter’ın durdurulamaz başarısı. Şehrin elitleri, bütün zenginlerin egzotik hayvanlar topladığına işaret edip Dexter’ı yerel kedileri satın almaya ikna etti. Dexter, tuzağa düştü. Kasabadaki her başıboş kediyi satın aldı ve her biri için iyi paralar ödedi. Kısa süre sonra, malikânesi bir kedi cennetine dönüştü - ya da kime sorduğunuza bağlı olarak bir kâbusa. Karısı, dehşete düşmüştü.

Ancak daha sonra Dexter, limandaki tüccarların Karayip plantasyonlarının depolarında ciddi bir fare sorunu olduğu hakkında konuştuklarını duydu. Çoğu iş adamı fare tuzağı veya zehir satmayı düşünebilirdi, ancak Dexter’a ilham geldi. Kimseye planlarından bahsetmeden, “egzotik fare avcılarını” Karayipler’e giden gemilere yüklemeye başladı. Kasaba halkı onun gerçekten delirdiğini düşündü - ta ki plantasyon sahiplerinin kediler için kavga ettikleri ve bu uzman fare avcıları için yüksek fiyatlar ödedikleri haberi gelene kadar.


Lord Timothy Dexter’ın Malikânesi


Artık Timothy Dexter ultra zengindi...
Ama para yeterli değildi, saygı istiyordu. Ve Dexter’ın tuhaf zihninde saygı tek bir anlama geliyordu: soylu olmak. Girmek istediği elit çevre Dexter’ı kabul etmiyordu. “Eğer beni bir beyefendi olarak kabul etmezlerse,” diye ilan etti, “Bir Lord olacağım!” Amerika’da soyluluk sisteminin olmaması umurunda bile değildi. Kendisine “Lord Timothy Dexter” demeye başladı ve herkesin de öyle demesini bekledi. Olmayınca, kendi malikânesini kurarak onlara yardımcı olmaya karar verdi. 😊

Tüccarların bir araya geldiği bir toplantıda biri, kömür madenleriyle ünlü İngiliz şehri Newcastle’dan bahsetti ve Dexter’a “Neden Newcastle’a kömür satmıyorsunuz,” dedi. İngilizcede “Newcastle’a kömür taşımak” bir deyimdi, anlamsızca aptalca bir şey yapmak anlamına gelirdi. Bunu okula giden herkes bilirdi. Ancak Dexter sekiz yaşında okuldan ayrılıp tarım işçisi olmuştu, bunu ciddiye aldı.

Rakip tüccarlar, Dexter’ın gemilere kömür yüklemesini hayretle ve sevinçle izlediler. Sonunda Dexter denen bu sinir bozucu adam batacaktı. Ancak Dexter’ın gemisi Newcastle’a yaklaşırken beklenmedik bir şey oldu. Yerel kömür madencileri greve gitmişti. Yakıta muhtaç olan şehir, kömür için yüksek fiyatlar ödemeye razıydı. Dexter’ın sevkiyatı tam doğru zamanda geldi ve normal şartlarda felaket olması gereken durum bir başka zafere dönüştü. Newburyport’ta bir tüccar, “Bu adam bir gübre yığınına düşse bile gül kokusuyla çıkabilir” demiş bu olaydan sonra.

Çok yüksek kârla İncil sattı
Bir gün, “Lord” Timothy Dexter, seyyar bir satıcının Amerika’nın Güneyinde yeterince İncil bulunmadığını söylediğini duydu ve yeniden çılgın yatırım planları yapmaya başladı. Dexter sadece birkaç sandık İncil satın almakla kalmadı; ortalığı kasıp kavurdu. Bulabildiği her kopyayı satın aldı. Kitapçılara, kilise tedarikçilerine ve özel satıcılara gitti. Bunların stokları tükendiğinde, doğrudan kiliselerden İncil satın almaya başladı.

Kiliseler kalan İncillerini paylaşmak zorunda kaldı, onları değerli kutsal emanetler gibi ayinler arasında elden ele dolaştırdılar. Bazı Pazar okulları ezberden ders vermek zorunda kaldı. Ama Dexter henüz işini bitirmemişti. Komşu eyaletleri tarayıp bulabildikleri tüm İnciller için yüksek fiyatlar teklif eden acenteler tuttu.

Gezici vaizlerin toplantılarıyla tetiklenen büyük bir dinî canlanma Güney’i kasıp kavuruyordu. Yeni kiliseler pamuktan daha hızlı filizleniyordu ve her birinin İncillere ihtiyacı vardı. Zamanlama mükemmeldi. Siparişler yağmaya başladı. Dexter İncillerini çok yüksek kâr marjıyla sattı; özel ciltli bazı baskılar orijinal fiyatının on katına satılıyordu.

Yine kader devreye girdi
Timothy Dexter, Newburyport limanındaki balina avı gemilerine hayran kalmıştı. Balina avcılığı işine de girmeye karar verdi. Tek sorun: Balina avcılığı hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Gemi satın alıp mürettebat bulması gerektiğini öğrendikten sonra vazgeçti, balina avcılığı yerine çok ucuza satılan balina kemiklerini almaya karar verdi. Öyle bir-iki geminin sattığı balina kemiklerini değil. Nerede, ne kadar balina kemiği varsa, hepsini.


Balina avı

Yerel halk, Dexter’ın mülküne arabalar dolusu balina kemiğinin gelmesini şaşkınlıkla izledi. Depoları doldu. Bahçeleri kemik mezarlığına dönüştü. Koku iğrençti. Karısı özellikle mutsuzdu. “Önce her yerde kediler vardı, şimdi kendi bahçemde bile balina parçalarına takılmadan yürüyemiyorum!” diyordu.

Kasaba halkı bu yatırımın Dexter’ın sonunu getireceğinden emindi. Ancak yine kader devreye girdi. Avrupa ve Amerika’da kadın modası aniden dramatik bir değişime uğradı. Yeni stiller, büyük kabarık etekler ve son derece sert korseler gerektiriyordu; bunların hepsi de büyük miktarda balina kemiği gerektiriyordu. Ve Doğu kıyısındaki neredeyse tüm balina kemiklerine kim sahipti? Tabii ki “Lord” Timothy Dexter.

Moda evleri ve korse üreticileri onun tedarikine muhtaç kaldılar. Balina kemiğinin fiyatı dört katına, sonra tekrar dört katına çıktı. Kemiklerin ne için kullanıldığından hâlâ tam olarak emin olmayan Dexter, yöneticisinin önerdiği astronomik fiyatlardan onları seve seve sattı.

Balina kemiği işinden elde edilen kâr, Dexter’ın standartlarına göre bile şaşırtıcıydı. Paranın bir kısmı ile yeni bir malikâne yaptırdı. Evini minarelerle süsledi, damı kubbe şeklinde yaptırdı, üstüne de altın bir kartal kondurdu. Bir anıt/müze bölümü yaptırıp içine George Washington, Napoleon Bonaparte, Thomas Jefferson gibi 40 ünlü kişinin ahşap heykellerini koydu, tabii ki kendi heykelini de unutmadı.

Dexter’ın heykeli özellikle görkemliydi ve üzerinde şunlar yazan bir plaket taşıyordu: “Doğu’da birinciyim, Batı’da birinciyim ve Batı dünyasının en büyük filozofuyum.”

Balina kemiği zaferinden sonra Timothy Dexter, bilgeliğini dünyayla paylaşmanın zamanının geldiğine karar verdi. Yarım yamalak okuma yazma bilmesi onu en ufak bir şekilde caydırmadı. Cahil cesaretiyle “Bütün büyük Lordlar kitap yazarlar,” diye ilan etti sekreterine. “Benim de yazma zamanım geldi!”


Timothy Dexter’ın meşhur kitabı “A Pickle for the Knowing Ones”

Ve böylece “A Pickle for the Knowing Ones - Bilenler İçin Bir Turşu”nun yaratılışı başladı. Dexter düşüncelerini rastgele dikte etti, konudan konuya atladı. Düşmanlarından bahsetti, kendi dehasını övdü, tuhaf siyasi tavsiyelerde bulundu ve dinden bahçe bakımına kadar her şey hakkındaki görüşlerini paylaştı. Dexter’ın yazım konusunda kendine özgü yaratıcı bir yaklaşımı vardı: “hayalet” (ghost) “gost” oldu, “beyin” (brain) “brane” oldu ve “Amerika” (America) “Amerika”ya dönüştü. Noktalama işaretleri hiç yoktu. Yerel matbaacılar kitabı basmayı reddetti. Birisi, “Bu bir kitap değil,” dedi, “Bu İngiliz diline bir saldırı!” Ama Dexter yılmadı. Basacak yayınevi buldu, baskı masraflarını kendi cebinden ödedi ve kitapları ücretsiz olarak dağıttırdı. Herkesin şaşkınlığına rağmen kitap bir sansasyon yarattı - ama Dexter’ın hayal ettiği nedenlerden dolayı değil. 😊

İnsanlar, toplanıp pasajları yüksek sesle okuyarak, Dexter’ın düzyazısını kimin anlayabileceğini görmek için yarıştıkları “Turşu Partileri” düzenlemeye başladılar. Meyhaneler, gülmeden bir sayfanın tamamını okuyabilen herkese ücretsiz içki ikram ettiler. Kitabın popülaritesi yayıldı. Üniversite öğrencileri ironik bir şekilde alıntı yapmaya başladılar.

Okuyucular noktalama işaretlerinin eksikliğinden şikâyet ettiğinde, Dexter’ın cevabı her zamanki gibi benzersizdi. İkinci baskı, sadece noktalama işaretleriyle dolu bir sayfa içeriyordu - yüzlerce virgül, noktalı virgül, soru, nokta ve ünlem işareti. Yeni önsözde şöyle yazdı: “Bunları, yemeğe atılan “tuz, karabiber” (pepper and salt) “peper and solt” gibi düşünün, noktalama işaretlerini istediğiniz gibi serpiştirin!” Bu durum, kitabın popülaritesini daha da arttırdı. Kitapların satış fiyatı yükseldi. Kitabın en ünlü satırı, New England’da bir tür slogan haline geldi: “Ben, Newburyport’un ilk Lorduyum, halkın sesi bu ve ben buna engel olamıyorum.”


Okuyucular noktalama işaretlerinin eksikliğinden şikayet ettiğinde, Dexter’ın verdiği cevap - kitabın ikinci baskısından


Bugün bile, kitabın nadir kopyaları koleksiyonculara binlerce dolara satılıyor ve Timothy Dexter’ın her şeyden, hatta kendi okuma yazma bilmemesinden bile kâr edebileceğini bir kez daha kanıtlıyor.

Büyük servetine rağmen, ailesiyle arası iyi değildi
Çoğu zaman insanlara karısının ölmüş olduğunu söylüyordu (eşi sağdı), ortada dolaşan kadının bir hayalet olduğunu öne sürüyordu. Bir keresinde kendisi için sahte bir cenaze töreni düzenledi. Törene 3.000 kişi geldi. Sonra cenaze sırasında canlandı, kimin üzgün olduğuna, kimin olmadığına baktı. Karısının, ölümü için yeterince yas tutmadığını düşünüp onu bastonuyla dövdü!

Dexter, yüksek makamlı bir devlet işi istiyordu, sonunda kendisini “Geyik habercisi” olarak seçtirdi. İşi, bölgede geyikler bulunduğu zaman, halka haber vermek ve geyik avlama ile ilgili kanunları yürürlüğe koymaktı. Bu görevde 12 sene çalıştı, ne var ki, bölgede hiç geyik yoktu. 😊

Timothy Dexter ardında açıklanması güç bir zenginlik bıraktı. Aptallığı numara mıydı? Piyasa güçlerine dair derin bir sezgisi olan bir dahi miydi? Yoksa gelmiş geçmiş en şanslı aptal mıydı? Bir çağdaşının belirttiği üzere, “Dexter’ın durumunda, Kader sadece cesurları değil, aptalları da kutsadı.”

Kaynaklar:
https://shahmm.medium.com/the-ridiculous-rise-of-lord-timothy-dexter-a-tale-of-lucky-blunders-and-accidental-brilliance-4b9037a62bdd
https://en.wikipedia.org/wiki/Timothy_Dexter
https://historicipswich.net/2025/08/08/lord-timothy-dexter/
https://www.amusingplanet.com/2025/05/timothy-dexters-curious-business.html