Şöyle geriye yaslanıp düşündüğünüzde en sevdiğiniz film müziğini hatırlıyor musunuz? Belki de yıllar önce izlediğiniz bir filmi bugün hâlâ o birkaç nota sayesinde anımsıyorsunuzdur. 

Sinema tarihine damga vuran pek çok yapım, yalnızca hikâyeleri ve görselleriyle değil, hafızalarımıza kazınan müzikleriyle de yaşar. Çünkü müzik, duyguların en güçlü taşıyıcılarından biridir; bizi bir karakterin hüznüne ortak eder, heyecanını hissettirir, bazen de tek bir melodiyle hey gidi günler dedirtir geçmişe götürür. Film müzikleri yalnızca sahnelere eşlik etmez, onları anlamlandırır ve izleyicinin zihninde kalıcı izler bırakır. Kimi zaman fark etmeden hayatımıza dokunan, anılarımıza karışan bu eserlerin arkasındaki isimler ise çoğu zaman görünmez kalır. Bu sayımızda sizleri, izlediğimiz filmlere ruh katan, hikâyeleri notalarla anlatan ve unutulmaz sahneleri müziğiyle ölümsüzleştiren bir film müziği bestecisiyle AVİ MEDİNA ile tanıştıracağım.



Kendisi, alanında oldukça saygın eğitim kurumlarında öğrenim görmüş ve önemli projelerde yer almış olmasına rağmen son derece mütevazı bir kişiliğe sahip. Yakın zamanda bestelediği birçok film müziklerinin yanında İstanbul’un kültürel dokusunu ve günlük yaşamını konu alan bir dizinin müziklerini de besteleyerek dikkat çeken sanatçı, röportaj boyunca başarılarından çok sinemaya müziğe ve işine olan tutkusundan ve sürekli öğrenmenin öneminden söz etti.

Onun samimiyeti ve sanata bakış açısı, film müziği besteciliğinin yalnızca teknik bilgiyle değil, aynı zamanda duyarlılık ve alçak gönüllülükle de şekillendiğini gösteriyordu.

Müzik sizin için ilk ne zaman meslek” fikrine dönüştü?
Müzikle ortaokul yıllarımda ilgilenmeye başladım. Aynı dönemlerde en az müzik kadar ilgilendiğim bir diğer konu da sinemaydı. Hatta hala kendimi bir müzisyenden önce sinema emekçisi olarak görüyorum. Lise yıllarımdan beni bütün boş zamanlarımı bu iki tutku ile geçirdiğim için hep profesyonel olarak da bu doğrultuda ilerlemeyi hayal ediyordum. Bugün yaklaşık 15 yıldır profesyonel bir şekilde film müziğiyle ilgileniyorum. Yaklaşık 15 film ve dizi projesinin içinde bulundum. Mesleğimin yanı sıra aynı zamanda vakit buldukça Medya için müzik prodüksiyonu konusunda çeşitli üniversitelerde ve müzik kurumlarında ders veriyorum.

Çok özel bir okulda ve bölümde okudunuz... Berklee Valencia deneyimi size teknik olarak mı yoksa yaratıcı olarak mı daha çok şey kattı? Ya da kısaca size ne kattı?
Profesyonel hayatımı müzik ve de özellikle film müziği üzerine kurmaya karar verdiğimde bu işi daha üst seviyede öğrenmek için önümde çok fazla seçenek yoktu. O zamanlar YouTube ve daha genel anlamda internet, öğrenmeyi bu kadar kolaylaştıran bir yer değildi ve Türkiye’de de herhangi bir film müziği bölümü yoktu. Ama şansıma tam da o yıl, Berklee Üniversitesi, İspanya’da yeni bir yüksek lisans fakültesi ve içinde de bir film müziği bölümü açtı. Üstelik ilk kuruluş yılları olduğu için pek çok burs imkânı da veriyorlardı. Seçmelere katıldım ve burslu olarak bölüme girmeye hak kazandım. Seçmelerde zaten müzik teorisi bilgisini test ettikleri için, yüksek lisansta, gelen bütün öğrencilerin armoni hakkında her şeyi bildiğini varsayıp bize tamamen pratik ağırlıklı bir eğitim verdiler. Önceden hayranı olduğum birçok bestecinin derslerine girme ve onların deneyimlerini öğrenme fırsatım oldu. Ayrıca okulun Valencia Opera Binasında olması sayesinde sürekli bestelerimizi icra ettirebileceğimiz harika müzisyenler ile iç içeydik. Orkestrasyonu ve şefliği, birebir konunun dünya çapında en iyilerinden öğrenme şansımız oldu.



Film müziği gibi oldukça özel ve nispeten daha az yürünen bir dalda kariyer yaptınız, yolunuzu nasıl çizdiniz
?
Kendini oluşturan parçalardan daha büyük bir şeye dönüşen eserler, bana oldum olası çok çekici gelmiştir. Sinema ve film müziği de bunun bence en güzel örneklerinden biri. Kendi kendime müzik yapmak bana hiçbir zaman bir görseli veya bir hikâyeyi müzikle tamamlamak kadar tatmin edici gelmedi. Türkiye’de film müziği, özellikle de benim daha çok içinde olduğum bağımsız sinemada gerçekten çok küçük bir alan. Burada kendinize bir yer bulmak da bir hayli zor, ben de yüksek lisansımı tamamlayıp Türkiye’ye döndükten sonra yaklaşık 5 senemi sadece çok küçük projelerde çalışarak ve sıfırdan kendime bir network oluşturmaya çalışarak geçirdim. Tabi ki, bu süreç içinde insanın umudunun kırıldığı ve kararlarını sorguladığı pek çok an da oluyor. Şu anki tecrübemle söyleyebilirim ki, böyle durumlarda yapabileceğiniz tek ve en iyi şey, bir şans elinize geçtiğinde hazır olmak için kendinizi geliştirmeye devam edebilmek.

Besteye başlamadan önce hikâyeyi nasıl analiz ediyorsunuz? Bir sahneye ilk baktığınızda önce melodiyi mi, atmosferi mi, ritmi mi duyuyorsunuz?
Tek bir nota bile yazmadan mümkünse filmi birkaç kere seyretmek, eğer film henüz çekim aşamasındaysa senaryoyu okumak bence hikâyenin bütünsel yapısını analiz etmek için çok faydalı oluyor. Daha sonrasında sahne sahne çalışırken bu sefer söz konusu sahneyi sadece akış ritmini anlamak için birkaç kere daha izliyorum. Kafamdaki ritmi bulduktan sonra, sahnenin vermek istediği duygu ile ilgili düşünerek besteyi ona göre oluşturuyorum.


Mirey Nasi - Avi Medina

Yönetmenle çalışırken en kritik iletişim noktası ne oluyor?
Yönetmenler genellikle müzik konusunda çekingen olabiliyorlar. Yönetmenler için müzik konuşmak; -kameralardan, lenslerden, sanattan ve kostümlerden farklı olarak- hisler üzerinden ve ayakları yere basmayan bir süreç oluyor. Yönetmenin kafasının içinde hayal ettiği (veya bazen hayal bile edemediği, sadece hissettiği) bir müziği, hiç müzik teorisi bilmeden karşısındaki müzisyene anlatmasını beklemek çok adil ve gerçekçi değil. Bu yüzden de Berklee’de de film bestecisi adaylarına daha ilk dönemden yönetmenle daha rahat iletişim kurabilmek için, kamera hareketleri, kurgu ve renk teorisi gibi konular öğretiliyor. Yani yönetmen-besteci diyaloğunda o ‘uçuşkan’ konuları bestecinin sinema bilgisiyle maddeleştirmesi çok önemli oluyor.

Bir yönetmene Hayır, bu sahne böyle müzik istemiyor” dediğiniz oldu mu?
Böyle düşündüğüm çok an olmuştur ama cümleyi bu şekilde kurmamak bizim işimizin en önemli kısımlarından biri. Film müzisyenliği hiç ego kaldıran bir meslek değil. Sizin görevinizin, yönetmenin vizyonunu gerçekleştirmek olduğunu hiç unutmamanız gerekiyor. Bu uğurda bazen, tamamen yanlış olduğunu düşündüğünüz sanatsal seçimleri de yapmanız gerekebiliyor. Ama eğer yönetmeninize ve onun vizyonuna güvenirseniz, genellikle, o başta yanlış olduğunu düşündüğünüz fikirler sonuçta sizi şaşırtacak kadar güzel parçalara dönüşebiliyor.


Mirey Nasi - Avi Medina

Özetlemek gerekirse, sizce iyi bir film müziği ne yapmalı: görünmez mi olmalı, yoksa karakter gibi hissedilmeli mi?
Film müziği ilk 50-60 yılında, filmin yanında kulağa hoş gelen, çarpıcı ve etkileyici bir müzik olarak konumlanmıştı, ancak son 20 yıldır kendine has bir sanat formu olarak bir yer bulmaya başladı. Benim de desteklediğim modern film müziği pratiği, öne çıkmayan ve asıl amacı görseli desteklemek olan, gösterişli melodilerden uzak, daha atmosferik bir yaklaşımda. Ama tabi ki her filmin kendine has bir tonu ve o tonun istediği bambaşka tarz bir müzik karakteri var. Film müziğinin kesinlikle, bilinç üstü yerine bilinçaltına hitap ettiğinde daha güçlü ve başarılı olduğunu düşünüyorum. Yani sizin bilinçli olarak fark etmediğiniz ama adını koyamadığınız bir şekilde algıladığınız hisleri, bilgileri ve bağlantıları verebilen bir müzik bence en iyi film müziğidir.

Birazda yapmış olduğunuz onlarca film müziğinin özelinden bazılarını konuşalım…

Türk sinemasının dikkat çeken iki farklı bağımsız yapımı “Yurt” ve “Başlangıçlar” ödüllü iki filminiz. Bu konuda bize neler söylemek istersiniz?
Çok yakın zamanlarda yaptığım ama anlatım tarzı, konusu, prodüksiyon süreci olarak tamamen zıt iki film. “Yurt” bütün öğeleriyle çok maksimalist, stilize ve çarpıcı bir film. Bu sebeple de diğer projelerime göre çok daha gösterişli ve büyük bir müziğe sahip. Yönetmenim Nehir Tuna’nın, filmi için ne istediğini en baştan beri çok net bir şekilde biliyor olması, benim konfor alanımdan çıkıp kendimi onun vizyonuna bırakmam konusunda çok yardımcı oldu. İşin sonunda harika bir orkestrayla çok etkileyici bir “score” ortaya çıktı. “Başlangıçlar” filmi ise tam tersine, ele aldığı yas temasını son derece vakur ve mütevazı bir şekilde anlatan harika bir ilk film. Yönetmen Ozan Yoleri’nin izleyiciyi aslında çok kolay bir şekilde ajite edebileceği yerlerde, hiç o kolaylığa kaçmadan son derece soğukkanlı ve olgun anlatım tarzı benim yazdığım müziği de çok etkiledi ve ortaya çok gurur duyduğum bir film çıktı.

https://www.youtube.com/watch?v=PXpiqHZazmU&list=RDPXpiqHZazmU&start_radio=1
(YURT Filminden - dinlemek için linke tıklayın)

“Yurt” filminin yurtdışında çok fazla ödülü var; ayrıca İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale ve Boğaziçi Radyo ödüllerinde de Yılın En İyi Film Müziği ödülünü aldı. “Başlangıçlar” filmi de Tallinn Black Nights Film Festivali’nde (PÖFF) (2023) En İyi İlk Film kategorisinde NETPAC Ödülü’nü ve İstanbul Film Festivali’nde (2024) Seyfi Teoman En İyi İlk Film Mansiyon Ödülü’nü aldı.



Netflix’te oldukça ses getiren bir dizi olan “İstanbul Ansiklopedisi” için de film müziği yaptınız… Bu dizi için müziği üretirken İstanbul
u nasıl duydunuz”?
“İstanbul Ansiklopedisi”nin müziğinin temelinin nereye oturması gerektiğini düşünürken aklımda gidebileceğim çok fazla yol vardı, ama süreç içerisinde hem yönetmenim Selman Nacar ile yaptığım görüşmeler hem de o sırada çekilmekte olan sahneleri izledikten sonra, en özgün ve doğru yolun birbirine tamamen zıt İstanbul deneyimleri ve algıları olan iki kadının ortak noktaları olan sıkışmışlık hissi üzerine gitmek olacağını fark ettim. Müzikte de bazen, Zehra’nın İstanbul’u gibi büyüleyici ve heyecan verici yerlere giderken, bazen de Nesrin’in İstanbul’u gibi bunaltıcı ve kasvetli bir atmosfer yaratmaya çalıştım.

https://www.youtube.com/watch?v=I76QLPmeR7k&list=RDI76QLPmeR7k&start_radio=1
(İstanbul Ansiklopedisi - dinlemek için linke tıklayın)

Yarattığınız müziklerinizde izleyicinin özellikle fark etmesini istediğiniz, size ait bir müzikal detay var mı?
Yukarıda da bahsettiğim gibi, aslında benim hedefim çok da fark edilmeden ve öne çıkmadan etkileyici film müzikleri yapabilmek. Ama müziklerini yaptığım her film veya dizide genellikle çıkış noktası olarak o eserin özünü oluşturan çok basit bir tema bulmaya çalışıyorum. Bu belli bir enstrüman da olabilir, belirli bir dizilimde 3 nota veya ritmik bir perküsyon da. Bu bütün film müziğini oluşturan öz, az da olsa dikkatli izleyiciler tarafından fark edilip bana söylendiğinde çok hoşuma gidiyor.

Mesleğinizle ilgili en çok en çok kimlerden etkilendiniz ya da etkileniyorsunuz?
Müzikte minimalizm bana her zaman çok zamansız ve etkileyici geliyor. Philip Glass ve Ryuichi Sakamoto gibi bestecilerin çok basit formlardan çok güçlü eserler çıkarmasını hep hayranlıkla takip ediyorum. Çağdaş film müzisyenlerinden de Carter Burwell ve Nicholas Britell’i çok beğeniyorum.

Bir gün tamamen özgür olduğunuz bir projede nasıl bir soundtrack yapmak isterdiniz?
Türkiye’de bağımsız sinema bütçesel zorluklar da sebebiyle genellikle realist sinemaya daha yakın. Hayalim kariyerimin ileriki yıllarında hep daha riskli, daha stilize ve daha deneysel müzikler yapabilmek.

Sizce gelmiş geçmiş en iyi film müziği hangisidir?
Buna verecek çok cevabım var ama bir film seçmem gerekirse sanırım bu Abel Korzinovski’nin 2016 yapımı Gece Hayvanları (Nocturnal Animals)” filmi müzikleri.