Fotoğraflar: Teri Erbeş

Haber Fotoğrafı: Şeyla Gülman Niyego

Kimi ressam renklerle, kimisi biçimlerle çalışırken, bazı ressam ise her şeyden önce bir hikâye anlatıcısıdır. Şeyla Gülman Niyego eserlerinde insanı, duyguları ve yaşamın izlerini tasvir eden bir sanatçı... Kadın portrelerinden maskelere, yalnızlıktan umuda uzanan geniş bir duygu dünyasını tuvaline taşıyor. Ressam Şeyla Gülman Niyego ile sanatını, ilham kaynaklarını ve insan hikâyelerine bakışını konuştuk.


Köprü, 2020

Sevgili Şeyla, geriye dönüp baktığında, seni ressam olmaya yönlendiren ilk kıvılcım neydi?
Çocukluğumda “Off, çok sıkıcı! diyerek, babam Kemal Gülman’a söylene söylene gezdiğim müzeler, katedraller bir işe yaramış olmalı… Ben pek hatırlamıyorum, ama annem Röne Kohen’in anlattığına göre, küçük yaşlarımda objelerin karşısına geçip, onları çizermişim. Herhalde bu kıvılcım orada başladı bende… Babam, işi gereği çok seyahat ederdi. Ona, “Lütfen bana o beyaz bezlerden getir…” dediğimi hatırlıyorum. Tuvallerimi babam getirirdi. Kapalı bir balkonumuz vardı; orada “Alis Harikalar Diyarında” gibi masal kitaplarının resimlerini yapardım. Tablolara bakmaktan hep keyif aldım. Evde olsun, dışarıda olsun. Ne mutlu ki, eşim Mordi Niyego da benim gibi… Bir yere gittiğimizde, önce müzeler gezilir; geriye kalanlar ondan sonra…
1993 yılıydı… Bir arkadaşım, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü hocalarından Gökhan Anlağan’ın Gümüşsuyu’ndaki atölyesine gitmemizi önerdi. Gökhan Anlağan, ışıklarda uyusun, benim ilk hocam oldu. Atölyesinde gördüklerimden çok etkilenmiştim. Gökhan Hoca soyut resimler yapıyordu. Bize renkleri anlatırdı; “Kuzum…” derdiBak bu renk bununla; sarının dengesi mordur; kırmızının dengesi yeşildir…” gibi. Bir sene sadece kara kalem çalıştırdı bizi…


Yansımalar, 2026


Renkler kimi zaman, sözcükler kadar anlam taşıyabiliyor. Senin için böyle “konuşan” bir renk veya renkler var mı?
Kırmızı! “Ben buradayım der! Gözüm her zaman kırmızıya gider. Bir de mavi… Mavi gökyüzüdür; umuttur… Yeşil, doğayı çağrıştırır; çok severim. Şuradan bakmak [Pencerenin dışından görünen yeşilliği gösteriyor] bile bana bir tablo gibi gelir.


Şeyla Gülman Niyego ve Lolita Nahmias Haleva


Çalışmalarında kadın figürü sıklıkla karşımıza çıkıyor. Seni kadın yüzüne, kadın öykülerine döndüren etkenler neler?
Çocukluğumdan beri portreyi çok sevdim. Bir de kadın bana en çok anne, çocuk, şefkat ve koşulsuz sevgiyi düşündürüyor. Çocuklarımı çok özlüyorum; onlar yurt dışında yaşıyorlar. Bu özlem, işlerime de yansıyor olmalı… Onun dışında, bir yerden kaçarken annenin yavrusunu koruması; güçlü duruşu… Kadına şiddet; aldatılmak; terk edilmek… Bunlar hep işlerime yansıyan temalar… Bir de o günkü ruh halim de önemli tabii… “Zıp zıp” olduğum bir gün, tuvalimde anne ve çocuğunun yanında balonlar da uçuşabilir…
Bir konu varsa kafamda, daha kolay ilerlerim. O konu beni bir yerlere götürür. Mesela kalabalıkların içindeki yalnızlıktan mı etkilendim… Tek başına biri… Tek başına bir kadın olabilir. Mesela New York beni çok çok etkilemiştir. Ben her oradan çıktığımda, yalnızlıktan etkilenirim. Yüksek binalar ve kalabalıkların içindeki yalnızlık… Bir restorana gidiyorsun; altı kişilik yer yok… Masaların çoğu iki kişilik… Çoğu iPad’iyle masada yalnız oturuyor. İşte böyle gözlemleyip düşünüyorum bazen. Gözlemlerim tuvale yansıyor. Mesela, New York’tan trene biniyoruz; Baltimore’a gideceğiz… Ben de insanları çok gözlemleyen biriyim galiba. Ah bu kadın orada oturuyor tek başına; önünde valizler… Yardım eden biri var mı acaba… [Gülüşmeler] Ben soyut çalışamıyorum; bir hikâyem olması lazım… Bir sözüm olmalı; kim ne anlarsa…

Senin görüşüne göre, kadın olmak çalışmalarını doğrudan etkiledi mi, ya da sanatın cinsiyetsiz olduğuna mı inanıyorsun?
Etkiledi, net! Çünkü biz kadınların görüşü, bakışı, hisleri o kadar farklı ki! Daha deriniz bir kere… Kadınsın, duyguların var… Anne, eş ve evlat olmak, hepsi işin içinde… Bir de, resim yaptığın zaman veya sanatın herhangi bir dalı -bu fotoğrafçılık da olabilir- baktığını görmeyi öğretiyor bize. Başkasına hiçbir şey ifade etmeyen, sana eder; kadın olarak eder. Resim yaptığın veya fotoğraf çektiğin için de farklı bir gözle bakarsın.


“Saklı Kimlikler” serisinden, 2019  

“Saklı Kimlikler” serginde, güncel yaşamda kişilerin yüzlerine taktıkları maskelerden esinlendiğin eserlerin yer aldı. Bu serginin çıkış noktası kişisel bir gözlem miydi, ya da toplumsal bir sorgulama mı?
Kişisel bir gözlem... Ondan sonra da o konuda ilerlerken, temayı kritik ederken, bir olay cereyan etti: “Aaaa, maskesi düştü! dedim. Kimisi duruma göre, olaylara göre bir maske takıyor. Hiç beceremem ben! Eski atölyemde, mal sahibi talepleriyle kapımızı çaldığında, arkadaşlarım beni hemen arka odaya yollarlardı! “Sen gözlerinle konuşursun! İşi bozacaksın! Biz hallederiz…” diyerek…
Maskeli insanları hissettiğim anda, çizgi filmlerdeki gibi topuklayıp, arkama bakmadan kaçıyorum! Ama işte oluyor bazen; hayat bu tabii… Allah’ım beni “mış gibi” yaşatmasın! Maskeli yaşamak sanatçıya da hiç yakışmaz zaten… Sanatçı dediğin ters olmalı; köşeli olmalı biraz… Ben biraz köşeliyim!

“Aslında ben senim
Sen de ben
Hangi maskeyi takarsam takayım
Gözlerim çırılçıplak ortada
Ruhumun aynası gözlerim
Onlar yalan söylemez
Maskelenemez…
Hadi var mısın maskelerimizi atmaya
Ben sen olmaya…”

ŞEYLA GÜLMAN NİYEGO
“Saklı Kimlikler” Sergisi 


Bir tabloya başladığın ilk an mı daha heyecan verici, yoksa onu “tamamlandı” kabul ettiğin an mı? Neden?
İlk an! “Ah evet, buldum, tamam!” dediğim an… Ama bazen insan, o ilk andan sonra tıkanabilir de! Ben şahsen o zaman işi “nadasa” bırakırım. Nadas benim için piyano çalmak… Küçük yaşlarımda beni piyano çalmaya teşvik ettikleri için annemle babama müteşekkirim. Ben sabırsız bir insanım… En çok da kendimi eleştiririm. İsterim ki, hemen oluşsun; hemen çıksın! Ama bu [bir tablosunu işaret ederek] kaç seans gördü; öyle hemen çıkmaz ki! Ve bittiği zaman da mesela, “Şurasını şöyle yapabilirdim”ler başlar! Onun için bence hiçbir zaman bitmiyor! Hep dokunacak bir şey var!


Umuda Yolculuk, 2024

Bir ressam olarak, bir çalışmanın, kimi sanatsever tarafından senin yola çıkış noktandan farklı algılanması seni hayal kırıklığına uğratır mı? Ya da bunu olağan mı karşılarsın?
Şimdi olağan karşılıyorum... Ama geçmişte beni hayal kırıklığına uğratırdı. İkinci hocam Mahir Güven’le çalıştığım dönem… Beş arkadaşımla birlikte Deniz Müzesi’nde sergimiz var. O zaman ben portre çalışmayı seviyordum. Güzel kızlar, ay ışığı, güneş… Böyle tablolar yapmışım; özenmişim… Bir arkadaşım, tablolara baktı baktı ve şöyle dedi: Şelu yaa, sen böyle değilsin! Bu resimler depresif, sıkıntılı! Sana yakışmıyor! Sen enerjik bir insansın! Bu sözleri o anda duymak beni çok şaşırttı, biliyor musun? Ben bu tabloları, depresif bir ruh haliyle yapmamıştım oysa… Sonra bir başka sergimde, bir tablomu anlatmaya çalışırken buldum kendimi... O anda yanıma ressam Seyfi İşman geldi ve şöyle dedi: Hiç yorulma; enerjine yazık! Bir sanatçı işini anlatmaz… Kim ne istiyorsa, onu anlar… Ve o ne anlıyorsa, o anda onu hissetmiştir…” Bu sözler bana iyi geldi ve onları içselleştirdim.

Tuvalle kurduğun ilişki yıllar içinde nasıl dönüştü? Şeyla Gülman Niyego’nun resme henüz başlamış günleri ile bugününü karşılaştırsak, değişmeyen şey sence nedir?
İlk başlarda, yemin ediyorum elim titriyordu! Çocukluğumdan gelen hata yapma korkusu… Ben mükemmeliyetçi bir babanın kızı olarak büyüdüm. O yüzden ilk başlarda bir çizgiyi yamuk yaptığımda paniklerdim; ama sonraları, her zaman farklı olasılıklar olduğunu, bir şeyleri düzeltmenin mümkün olduğunu anladım. Kendi kendime, “Sen bunu yapabilirsin! Olmadı, silersin! demeyi öğrendim. Dönüştüm; eskisi gibi tutuk değilim…
Heyecan, sabırsızlık ve kendini acımasızca eleştirmek ise, yıllar içinde değişmeyen özelliklerim…



Bir ressam olarak yola henüz çıkıyor olsaydın, sanat dünyasında en çok neyin farklı olmasını isterdin?
Sanat fuarlarına gittiğimizde mesela, sanatçıların daha çok kıymet görmelerini isterdim. Bunu çok isterdim! Öyle güzel yetenekler görüyorum… Bir tek resimde de değil… Heykelde, seramikte, fotoğrafta… Mesela bir fuara gitmek bu kadar zor olmasın. Yurtdışında olduğu gibi, yediden yetmişe, çoluğu çocuğuyla, tekerlekli iskemlelisiyle… Kolaylık tanınsın; sanatın kapıları insanlara açılsın isterdim.

ŞEYLA GÜLMAN NİYEGO
1958 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Şeyla Gülman Niyego, resim çalışmalarına, 1993 yılında, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü hocalarından Gökhan Anlağan ile başladı. Kendisiyle iki yıl çalıştıktan sonra, altı yıl boyunca ressam Mahir Güven ile çalışmalarına devam etti. Son 23 yıldır çalışmalarını, figüratif resim sanatçısı Altan Çelem ile sürdürmekte olan Niyego, 1997 yılından günümüze, İstanbul, Ankara, Bodrum, İzmir, Amsterdam, Barselona ve Londra’da düzenlenen 23 karma ve kişisel sergide resimlerini sergiledi. Şeyla Gülman Niyego iki evlat ve iki torun sahibi…