Vikingler denildiğinde çoğumuzun aklına boynuzlu miğferler, dev baltalarla kıyıları yağmalayan korkusuz savaşçılar gelir. Tarihçiler, bu imajın büyük ölçüde 19. yüzyılda sahnelenen opera kostümlerinden kaynaklandığını belirtiyor. Vikinglerin günümüzde bilinen görüntüleri, tarihî gerçeklerden çok, modern hayal gücünün ürünüdür. Sinemayla televizyon yapımları bu görüntüyü yıllardır besliyor. Oysa tarihçiler bugün Vikinglerin yalnızca savaşçı olmadığını, aynı zamanda tüccar, kâşif, çiftçi, zanaatkâr hatta dünyanın ilk uzun mesafeli deniz ağlarından birini kuran insanlar olduğunu kanıtlamıştır. Vikinglik bir kimlik değil bir eylemdi. Viking olan yağma seferine çıkandı. Yazılı İskandinav kaynaklarında ise Viking korsan baskını anlamına gelir, baskına katılanlara da Viking adı verilir.

Kuzey Denizi'nde Drakkar (uzun savaş gemisi)
Viking Çağı genellikle 789 yılında İngiltere kıyılarındaki Lindisfarne Manastırı’na yapılan 3 teknelik ilk atak arkasından 793 büyük saldırıyla başlatılır ve 1066 yılına kadar sürdüğü kabul edilir. Bu dönemde bugünkü Norveç, İsveç ve Danimarka topraklarında yaşayan İskandinav halkları Avrupa’nın büyük bölümünü etkileyen bir hareketlilik yarattı. Ancak Vikinglerin hikâyesi, kılıçların gölgesinde anlatıldığında eksik kalır.
Denizcilik ve keşifler
Vikingler olağanüstü denizcilerdi. İnşa ettikleri uzun gemiler hem açık denizlerde yol alabiliyor hem de sığ nehirlere girebiliyordu. Bu sayede Avrupa kıyılarına ve kıtanın iç bölgelerine kadar ulaşabildiler. Günümüzdeki Rusya ile Ukrayna üzerinden ilerleyerek Karadeniz’e, oradan Bizans başkenti Konstantinopolis’e kadar gittiler. İsveç çıkışlı Viking savaşçıları, Bizans imparatorlarının özel koruma birliklerinde Varang’ler olarak görev yaptı.

Viking keşif yolları
Kızıl Erik sürgüne yollanınca Grönland’ı keşfetti. Oğlu Leif Erikson ise Kristof Kolomb’dan yaklaşık 500 yıl önce bugünkü Kanada’nın Newfoundland bölgesinde kısa süreli yerleşimler kurdu. Bu keşifler, Vikinglerin yalnızca cesur değil, aynı zamanda son derece meraklı bir toplum olduğunu ortaya koyuyor.
Ticaret ve günlük yaşam
Viking dünyasında ticaret çok önemliydi Onların gemileri yalnızca savaşçı değil, aynı zamanda mal taşıyordu. Kürkler, balina ürünleri, demir, kehribar ve çeşitli el sanatları ürünleri uzak pazarlarda alınıp satılıyordu. Arkeologların, İskandinav yerleşimlerinde Arap dünyasından gelen gümüş sikkeler bulması Vikinglerin Avrupa’yla Orta Doğu arasında uzanan geniş ticaret ağlarının parçası olduğunu gösteriyor. Vikinglerin günlük yaşamı çok renkliydi. Çiftçilikle uğraşıyor, hayvan yetiştiriyor küçük yerleşimlerde yaşıyorlardı. Evler genellikle ahşaptan yapılıyor, geniş aileler aynı çatı altında bulunuyordu. Erkekler kadar kadınlar da toplum içinde önemli roller üstleniyor, mülk sahibi olabiliyor, boşanma talep edebiliyor böylece aile ekonomisinde etkin görevler üstlenebiliyordu. Her bölgede toprak sahibi özgür adamların toplandığı Thing / Meclis demokrasinin ve hakimiyetin temel taşıydı. Bu bakımdan, dönemin birçok Avrupa toplumundan ilerde oldukları söylenebilir. İzlanda’da 930 yılında kurulan Althing meclisi, dünyanın faaliyette olan en eski parlamentosudur.

Bir başka ilginç konu ise, Vikinglerin kişisel bakıma verdiği önemdir. Popüler kültürde onları dağınık ve kirli savaşçılar olarak görmeye alışkınız. Ancak yapılan kazılarda çok sayıda tarak, cımbız, kulak temizleme aleti ve tıraş bıçağı bulunmuştur. Bazı tarihî kaynaklar, Viking erkeklerinin düzenli olarak saçlarını taradığını ve temiz görünmeye önem verdiğini yazar. Hatta İngiltere’de yaşayan bazı kişilerin, Vikinglerin bakımlı görüntülerinden etkilendiğine dair kayıtlar bile vardır.
Mitoloji ve inanç dünyası
Viking kültürünün en büyüleyici yönlerinden biri mitolojileridir. Dokuz katmanlı kozmosunun Dişbudak Ağacı Yggdrasill ile temsil edildiği, her bir dünyasında farklı varlıkların yaşadığı Viking Mitolojisinde zamanla mekânın tanrılar ve doğaüstü varlıklarla kişileştirildiği söylenebilir.
Odin, bilgeliğin ve savaşın tanrısıydı. Büyükoğlu Thor ise gök gürültüsünü temsil ediyor ve çekici Mjolnir ile özdeşleştiriliyordu. Günümüzde Marvel filmleri sayesinde dünya çapında tanınan bu karakterlerin kökeni, aslında bin yılı aşkın bir geçmişe sahip İskandinav inançlarına dayanır.

Viking Lideri ve Norveç Kralı Hristyan Kral Olav Haraldsson
Viking Mitolojisinin temel kayağı kabul edilen iki Edda bulunmaktadır. Germen kolunun kuzey kanadını oluşturan Norse dilinde yazılan bu metinler, Orta çağ boyunca İskandinavya’da konuşulmuş, daha sonrasındaysa Hıristiyanlaşmayla birlikte yerelleşerek günümüzdeki İskandinav dillerine ayrılmıştır. İzlandaca, Norse kökenlerinden en son ayrılan dil olması sebebiyle en yakını olarak kabul edilir. Eddalar da zaten İzlanda’da yazıya geçirilmiş ve günümüze kadar ulaşabilmiştir. Vikinglerin Runik yazılı taşları da Viking mitolojisinin temellerini ve tarihî bilgilerini günümüze taşıyan bir başka kaynaktır. Dördüncü yüzyıl ile on ikinci yüzyıllar arasında dikilen bu taşlar Vikinglerin kendi dillerinde yazdıkları en önemli tarihsel veridir.
Taşlardan ve devlerden var olduğuna inanılan baş tanrı Odin, Frigg ile eşleşmiş ve diğer tüm tanrılar bu ikiliden türemiştir. Æsir olarak bilinen tanrılar meclisinin on iki üyesi vardır, tek tanrıça olan üye Freyja; on üçüncü üyedir ve nadiren kabul görmektedir. Viking mitolojisinin ilk panteonu olan Æsir’in her bir üyesine Ás denir ve bu topluluk tanrısal güçleriyle insanları, dünyaları ve yaşananları yönetir. Tanrıçaların bir araya geldiği Ásynjur’un ise yirmiden fazla üyesi vardır, Vikinglerde tanrılarla faniler dışında kalan doğaüstü varlıkların tümüne Jötnar denilmektedir. Viking mitolojisindeki bir diğer doğaüstü varlık olan Troll’ler ise ıssız kayaların, dağların, mağaraların 4 parmaklı uzun burunlu varlıklarıdır, küçük aileler olarak yaşarlar insanlarla geçinemezler.
Ölüm ve Öte Dünya
Vikinglerin ölüm ve kader anlayışı da dikkat çekiciydi. Bedenin dört bölümden oluştuğuna inanırlardı: Fiziki varlığına Hamr, akılla düşünceye Hugr, takipçi ruhani varlığına Fylgja, talihine Hamingja. Ölümle birlikte kişinin tek tanrılı dinlerdeki gibi ruhen değil, ama bu dört parçasının bir arada yeni bir yere ulaşacağına inanılırdı. Savaşta cesurca ölen savaşçıların Valhalla adı verilen görkemli bir salona gideceğine inanılırdı. Burada tanrı Odin’in yanında sonsuz bir şölenle mücadele hayatı yaşayacakları düşünülürdü. Bu inanç, savaşçıların cesaretini artıran önemli kültürel unsurlardan biri hâline gelmişti. Öte dünya anlayışlarında; denizlerde yaşayan Rán denizde ölenleri yakalayıp geri bırakmadığına, kötülerinse Hel isimli tanrıçanın yönetimindeki ölülerin yaşadığı Helheimr’e gittiğine inanılırdı. Hristiyanlıkla isim benzerliğine rağmen orada cehennemdekine benzer bir cezalandırmadan bahsedilmez. Vikinglerde Helheimr’in, tek tanrılı inançlardaki gibi korkulan bir yer olmadığı anlaşılmaktadır. Nors mitolojik masallarında Odin krallığının sonu olarak bilinen RAGNARÖK kıyametinden bahsedilir: Üç yıllık bir kış sonrası üç horoz ötecek; devleri, tanrıları ve yer altı dünyasında dirilen ölüleri uyandıracak; büyük savaşlar patlayacak. Güneş, ay tükenecek, her yeri ateş kaplayıp dünya okyanusun dibine çökecek. Bu anda kıyamet sona erecek dünya yeniden bütün bereketi ve tazeliğiyle dirilecek sefalet açgözlülük günahkarlık tarihe karışacak.
Ragnarök ve İskandinav Mitolojisi Teması
Vikinglerin mirası bugün hâlâ yaşamaya devam ediyor
İngilizce başta olmak üzere birçok dilde kullanılan bazı kelimeler İskandinav kökenlidir. Avrupa’nın çeşitli bölgelerindeki yer isimleri Viking etkisini taşır. Ayrıca denizcilik, keşif ve ticaret alanındaki başarıları, onları Orta Çağ’ın en dikkat çekici topluluklarından biri hâline getirmiştir.
Sonuç olarak Vikingler, yalnızca yağmacı savaşçılar olarak tanımlanamayacak kadar karmaşık ve etkileyici bir halktı. Onlar yeni kıtalar keşfeden denizciler, farklı kültürleri birbirine bağlayan tüccarlar, güçlü hikâyeler yaratan anlatıcılar ve yaşadıkları çağın sınırlarını zorlayan maceraperestlerdi. Belki de Vikinglerin gerçek başarısı, gittikleri yerleri fethetmelerinden çok, birbirinden uzak dünyaları birbirine bağlamalarında yatıyordu. Sahip oldukları edebi çeşitlilik ile ünlü edebiyatçı J. R. R. Tolkien’in romanlarından, çizgi roman ve sinema ürünlerine kadar yaşamayı sürdürmektedirler. Bin yıl sonra bile adlarının hâlâ merak uyandırmasının nedeni tam olarak budur.






