“Bazı şeylerin en önemli görevleri görünmez.”

Bir köyde yüzyıllardır kullanılan dar, taşları eski, korkulukları da pek güven vermeyen bir köprü varmış.

Bir gün köyün gençleri toplanmış.

“Bu köprü çok ilkel” demişler.

“Kim bilir kaç yüz yıl önce yapılmış.”

Ve köprüyü yıkmaya karar vermişler.

Tam ki, işe başlayacaklar, yaşlı bir adam yanlarına gelmiş.

“Tabi ki yıkabilirsiniz” demiş.

“Ama önce neden yapıldığını anladığınızdan emin olun.”

Gençler gülmüş.

“Neden yapılmış olacak ki? 

Karşıya geçmek için.” diye cevap vermişler.

Yaşlı adam başını sallamış.

“Belki!

Belki çocukların okula kısa yoldan gidebilmesi için

Belki de sel geldiğinde sürünün dağılmaması için...

Belki köyün iki yakasının birbirine düşman olmaması için.

Belki yalnız insanların birbirlerini ziyaret etmeyi bırakmaması için.”

“Çünkü bazı şeylerin en önemli görevi görünmezdir...”

 

Son zamanlarda dünyaya baktığımda işte bu hikâyeyi hatırlıyorum…

İçinde yaşarken fark etmiyoruz ama dünya / yaşam / toplumlar çok büyük bir hızla değişiyor. 

Binlerce yıldır var olan kurumlar, alışkanlıklar ve değerler kendiliğinden farklılaşıyorlar ya da biz hep birlikte onları yeniden şekillendiriyoruz.

Bu değişimlerin çoğu kaçınılmaz ve gerekli olabilir. 

Ama aklımı kurcalayan başka bir soru var:

Bir kurumu değiştirirken onun hangi görünmez işlevlerini de kaybettiğimizin farkında mıyız?

Çünkü bazı şeyler yalnızca görünen amaçları için var olmazlar. Tıpkı yukarıda bahsettiğim köprü gibidirler.

Ailelerdeki roller, iletişimler değişti. 

Geçenlerde bir lokantada dört kişilik aile gördüm. 

Hepsi telefondaydı.  

Masada dört kişi vardı. 

Sohbet yoktu.

Aile sadece hep birlikte masada oturmaktan mı ibaretti? 

 

Okuduğum bir haberi anımsadım…
Yazıyı yazarken geçenlerde okuduğum bir haberi anımsadım;

Japonya’da akraba kiralama şirketleri var. İnsanlar düğünlerinde, cenazelerinde “kendileriyle birlikte sevinip yas tutacak akrabalar” rollerini yapan tiyatrocular kiralıyorlar. 

Bugün batıda bir ilkokul öğretmeniyle konuşursanız size muhtemelen şunları söyleyecektir;

“Artık veli toplantılarına anneler de babalar da geliyorlar ve neredeyse aynı soruları soruyorlar.”

Çocuklara şu soruyu sormayı denediniz mi;

“Anne ile baban senin için farklı neler yapıyorlar?”

Olasılıktır ki, şu cevabı alacaksınız;

“Annem ile babam farklı şeyler yapmıyorlar.”

2024 yılında İngiltere’de yapılan bir araştırmada insanların önemli bir kısmı komşularının adını söyleyemedi. 

Benim İstanbul’da yaşadığım apartmanda da durum farklı değil.  

Oysa eskiden insanlar tıpkı 1980’lerin popüler TV dizisi “Perihan Abla”da olduğu gibi yalnız komşularını değil, mahalle bakkalının oğlunu, eczacının kızını da tanırdı.

İnsanlar “mahalle”nin yalnızca evlerin yan yana durması olmadığını uzun süredir unuttular.

 

Din?
Avrupa’nın bazı şehirlerinde bir zamanlar yüzlerce kişinin dua ettiği kiliseler âtıl oldukları için bugün restoran, spor salonu veya kültür merkezi olarak kullanılıyor. 

Binalar duruyor, 

ancak işlevleri değişiyor. 

Her dinden din adamı bugün aynı teşhisi koyuyordur; “Din, dinî uygulamalar, söylemler ve dinî takvim gitgide daha az sayıda insanı heyecanlandırıyor.”

İnsanlar ne olursa olsun arayacakları anlamı başka yerlerde mi buluyorlar?

 

Günümüzde çocuklar anlamadıklarını, merak ettikleri şeyleri babalarına-annelerine, büyükbaba-büyükannelerine hatta öğretmenlerine sormuyorlar. 

Ellerindeki telefon onlara yanıt veriyor.

Üstelik daha bile kapsamlı…

Oysa insanlık tarihinde ilk kez dört kuşak da birlikte aynı zamanda yaşıyor. 

Çocuklar üzerinde zaten oldukları bir başka köprünün farkında değiller. 

Bilgi ile bilgeliğin aynı şey olduğunu sanıyoruz. 

Hem yaşlılar, sadece uzun yaşamış insanlar değiller, bunu unutuyoruz.

 

Benzer ve yıkılmaz sandığımız bir başka şey daha vardı;

Üniversiteler.

Evet; doğrudur ki dünyanın en zengin girişimcilerinin bir kısmı üniversite diploması almamış kişiler. Üstelik yanlarında binlerce üniversite mezununu çalıştırıyorlar. 

Üniversiteler yalnızca meslek öğretmiyordu, aynı dili konuşabilen insanlar yetiştiriyordu.

 

Küçüklüğümde her gün eve iki gazete, haftada birkaç dergi alınırdı.

Ben ne zaman gazete okumayı bıraktım? 

Hatırlamıyorum.

Bir gün bırakmışım.

Sonra fark ettim ki, aynı haberi okuduğum insanlar da yavaş yavaş kaybolmuş.  

Romanlar da başucumda değiller artık.

Ama başka hayatları anlamayı, yaşamın binlerce boyutunda derinleşmeyi ben birkaç saniyelik videolarla yapamıyorum ki!

 

Ya “demokrasi” köprüsü?
Biliyorsunuzdur; eski taş yapılarda ne kubbe, ne de sütunlar binaları ayakta tutarlar. 

Kubbenin en tepesinde “kilit taşı” denen küçücük bir taş vardır, o taşı çeker yerinden alırsanız dev yapıda önce çatlaklar başlar, sonra kaymalar olur ve sonunda yapı çöker. 

Acaba demokrasi böyle bir kilit taşı mıdır? 

Çatırtıların sesini duyuyor musunuz? 

Çünkü bir köprünün görevi yalnızca karşıya geçirmek değildir.  

Artık alışveriş yaparken satıcıyı hiç görmüyorsunuz bile. Zaten dünyanın en büyük şirketlerinden bazıları müşterileriyle satıcıların hiç konuşmamasını “verimlilik” olarak görüyor. 

Belki de yeni kuşak esnaflarla ilişkilerin, çarşı ve pazar gezilerinin, alışverişlerde mal ile müşteri arasında doğuveren tesadüf ilişkisinin hazzını gerekli görmüyor.

 

Daha pek çok şeyden uzun uzun bahsedebilirim.

Örneğin ölüm, cenazeler, yas ve kayıpların acıları,

değişiyor. 

 

Toplumun ortak sembolleri

hayranlıklarımız

hızla değişiyor ve  çok keskin.

 

Sabır?

Mahremiyet?

Ustalık?

Ortak hafıza?

Aidiyet?

 

Belki -bize söylendiği gibi- daha esnek, daha eşit, daha “özgür” bir dünya kuruyoruz. 

Bunu gerçekten bilemiyorum.

Belki öyledir...

Bildiğim tek şey, insanın binlerce yıldır aynı şeyleri artık “dar” buldukları.

Ama sanıyorum ki?

İnsan hâlâ ait olacağı bir sofra arıyor.

Hâlâ yaslanacağı omuz,

Hâlâ kendisine yol gösterecek bir ses arıyor.

Hâlâ hayatına anlam verecek bir hikâye...

 

Bu arayışlar değişmez ama köprüler / kurumlar değişecek.

Görüyorum;

hepsinin yerini yenileri alacak.

ve pekala da birkaç iş görecekler.

Ama eski köprüleri yıkmadan önce, 

onların bizleri yalnızca karşıya mı geçirdiğini, 

yoksa birbirimize mi bağladığını 

anlamakta fayda var.

Çünkü bir köprünün görevi yalnızca karşıya geçirmek değildir.