Haber resmi: Capgras sendromunda kişi, tanıdığı yüzün ardındaki insanın artık aynı kişi olmadığına inanabilir; çünkü bazen yüz tanınır, fakat ona eşlik eden tanıdıklık duygusu kaybolur.
1923 yılında Paris’te iki psikiyatrın karşısında sıra dışı bir kadın oturuyordu. Kayıtlara “Madame M.” olarak geçen 53 yaşındaki kadın, kocasının aslında kocası olmadığını söylüyordu. Karşısındaki adam aynı yüze, sese ve davranışlara sahipti ama gerçek kocası değildi. Ona göre kocası kaçırılmış, yerine kusursuz bir benzeri geçirilmişti. Üstelik çocukları ve komşuları da kendilerine benzeyen sahtekârlarla değiştirilmişti.
Kadın doğru söylüyor olabilir miydi? Paris’te insanları ortadan kaldırıp yerlerine kopyalarını yerleştiren gizli bir örgüt mü vardı? Sanki adı yeni yeni duyulan polisiye yazarı Agatha Christie’nin hikâyelerinden biri, bir doktor odasında gerçeğe dönüşmüştü. Fakat ortada ne Hercule Poirot vardı ne de sıradan bir polisiye bilmece...
Peki, yüz yıl sonra neden bu vakayı yeniden hatırlıyoruz?
Çünkü yapay zekâyla üretilen yüzler, taklit edilen sesler ve deepfake videolar artık gördüğümüz kişinin gerçekten o olup olmadığını hepimize sorgulatıyor. Madame M. bugün yaşasaydı, anlattıkları belki de 1923’teki kadar inanılmaz gelmeyecekti.
Joseph Capgras ve Jean Reboul-Lachaux bu durumu “çiftler yanılsaması” olarak tanımladılar. Zamanla tablo, Capgras sendromu adıyla anılmaya başlandı.
Bir yüzü tanımak, insanın öğrendiği ilk ve en önemli becerilerden biridir. Yeni doğan bebekler yüz benzeri görüntülere ilgi gösterirler. Çok kısa bir karşılaşmanın ardından annelerinin yüzünü diğer yüzlerden ayırt etmeye başlayabilirler. Ebeveynin yüzü, bebek için yalnızca göz, burun ve ağızdan oluşan bir görüntü değildir. Ses, koku, dokunuş ve güven duygusuyla birleşerek “tanıdık insan” kavramının temelini oluşturur. Bir bakıma yüz tanıma sistemi, insanın dünyayla kurduğu ilk duygusal köprülerden biridir.
Bir bebek için ebeveyninin yüzü yalnızca tanınan bir görüntü değil, ses, koku, dokunuş ve güven duygusuyla örülen ilk duygusal bağlardan biridir.
Capgras sendromu
Capgras sendromunda işte bu köprünün iki yakası birbirinden ayrılıyor gibidir. Kişi karşısındaki yüzün, eşine ya da annesine benzediğini görür fakat o yüzün uyandırması gereken tanıdıklık hissini yaşayamaz. Beyin de bu çelişkiye kendince bir açıklama getirir: “Öyleyse bu, ona benzeyen başka biri olmalı.”
Türkiye’den yayımlanan vakalar da var. 2023’te bildirilen bir olguda 10 yaşındaki bir kız çocuğu, özellikle annesinin değiştiğini ve gerçek annesinin yerine bir kopyasının getirildiğini düşünüyordu. Türkiye’de bir üniversite hastanesinde beş yıl içinde yatarak tedavi edilen 920 psikiyatri hastasının 12’sinde Capgras sendromu saptanmıştı. Ancak bu yüzde 1,3’lük oran yalnızca hastanede yatan özel bir hasta grubuna ait. Sendromun toplumda kaç kişiden birinde görüldüğünü gösteren güvenilir bir araştırma henüz yok.
Capgras sendromu şizofreni gibi psikiyatrik hastalıkların yanı sıra demans, epilepsi, kafa travması ve bazı nörolojik hastalıklarda da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yalnızca esrarengiz bir psikiyatri vakası değil, insan bağlarının beyinde nasıl kurulduğunu gösteren küçük bir pencere.
İngiliz mühendislik şirketi Arup’un Hong Kong ofisinde çalışan bir finans görevlisi, şirket yöneticileriyle görüntülü toplantı yaptığını düşünerek 15 ayrı işlemle yaklaşık 25 milyon dolar aktardı. Oysa ekrandaki tanıdık yüzler ve sesler yapay zekâyla üretilmişti. Olayı Mayıs 2024’te CNN, The Guardian ve Financial Times dünyaya duyurdu.
Shakespeare, Macbeth’te Kral Duncan’a, “İnsanın zihninde kurulanı yüzünde bulup çıkarmanın bir sanatı yoktur,” dedirtir. Aradan dört yüzyıl geçtikten sonra Capgras sendromu bu söze beklenmedik bir anlam daha ekliyor: Bazen karşımızdaki yüzü eksiksiz görür, kime ait olduğunu biliriz; fakat yine de o yüzde tanıdığımız insanı bulamayız. Çünkü bir insanı “o” yapan yalnızca yüzündeki çizgiler değil, o yüzü gördüğümüzde içimizde uyanan ve adını koyamadığımız tanıdıklık duygusudur.






