Küresel ısınmadan iklim krizine

Küresel ısınmadan iklim krizine
ARAŞTIRMA

Küresel ısınmadan iklim krizine

Nikita Zimov, eşi Anastasia ve üç kızıyla Sibirya’da yaşayan bir bilim insanı. Biz onu belgeselci Ben Fogle sayesinde tanıyoruz. Küresel ısınmayı önleyecek bir projeyle uğraşan Nikita, bu görevi bilim insanı babası Sergei’den devralmış. Sergei Zimov yıllar önce permafrost’un (kutup bölgelerinde yüzeyin altındaki donmuş tabaka) küresel ısınma sonucu salacağı karbon dioksit, metan vb. gazların, çevre felaketlerini hızlandıracağını yazdığı halde, makalesi ilgi görmemiş. Ne zaman ki söyledikleri çıkmış, Sergei Zimov’un kapısı çalınmış.


Ben Fogle, Nikita ve babası Sergei


Nikita’nın projesi, gereksiz ağaçları kesip büyükbaş hayvanların otlayacağı meralar yaratarak 17.000 yıl önceki ekosistemi yeniden oluşturmak. Ağaç kesmek kulağa hoş gelmese de Nikita Zimov, canlıların yaşamadığı bir ormanın çölden farksız olduğunu söylüyor ve 140 kilometre kare bir parkta tek başına permafrost’un erimesini yavaşlatacak bir ekosistem oluşturmaya çalışıyor.

Filmlerde patlayacak yanardağ, yaklaşan gök taşı gibi felaketleri herkesten önce görüp yetkilileri uyarmak için çırpınan bilim insanlarını izleriz. Sonunda onlar haklı çıkar, ama ders alınmaz ve aynı senaryoyu gerçek hayatta tekrar tekrar yaşarız. “Buzlar eriyor, deniz yükselecek” derler, “daha var nasılsa” diye kulağımızın üstüne yatarız. “Dünya ısınıyor kıtlık kapıda” diye raporlar çıkar, “buzdolabı dolu” diye aldırmayız.
Günlük meseleler zaten bize yeter, o yüzden 20 sene sonrası için dertlenmeyi bünye kaldırmaz. Yarın yokmuş gibi yaşamak, şuursuz bir mirasyedi gibi arkasını düşünmeden tüketmek de bünyeye iyi gelmez aslında… Dengeyi bulmak için işler buraya nasıl varmış bir bakalım ve bir çevrecinin mücadelesini hatırlayalım.


1987’de Dalyan İztuzu’ndaki eylem


Yeşil hareketler
Buzullar eriyor, ormanlar yanıyor, bazı türler yok oluyor gibi kaygılarla insanların eyleme geçmesinin uzun bir geçmişi yok. Çevreci hareketler, 1960-1970’li yıllarda ortaya çıkmış. 1970’lerdeki petrol krizi nedeniyle gündeme gelen nükleer enerji, çevreci hareketlerin gelişmesine etken olmuş. O dönem ekoloji hareketlerinin politikleşmesiyle Yeşiller ortaya çıkmış. 1972 yılında Yeni Zelanda’da kurulan ilk yeşil partiyi Avrupa ve Amerika’dakiler takip etmiş. 1986 Çernobil faciası ve 1990’da Sovyetlerin yıkılmasıyla yeşil partiler, özellikle sol seçmenlerin desteğiyle siyasette giderek ivme kazanmış.
Türkiye’deyse yeşil hareket 1970’li yıllarda çok etkin değildi. Ülke çapında kamuoyu oluşturan ilk eylem 1984 yılında Gökova termik santraline karşı gerçekleştirildi, ardından caretta-carettaların yumurtladığı İztuzu plajına yapılacak inşaatı engelleyen 1986 yılındaki eylem geldi. Bu ivmeyle 1988’de İzmir ve Ankara grupları tarafından kurulan Yeşiller Partisi 1994’e kadar faaliyet gösterebildi. 2000’li yıllara kadar yeşil mücadele, çevreci dernek ve vakıflar üzerinden yürütüldü. 2008’de Yeşiller Partisi kuruldu. Nükleer karşıtı etkinlikler partinin ses getiren eylemleri oldu.


Nevada’da atom bombası testi, 1957


Bu hale nasıl geldik
Güneşten Dünyaya ulaşan ışınların yarıya yakını yansır. Atmosferdeki karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit vb. gazlar, yani sera gazları, yansıyan ışınların bir kısmını tekrar yeryüzüne gönderir. Canlılar bu sayede yaşar.
Sanayi Devrimi’nin yaşandığı 1750’li yıllardan bu yana, CO2 düzeyleri yüzde 30’dan fazla artış kaydetti. Çin, dünyada en fazla CO2 salınımı yapan ülke, ardından ABD ve Avrupa Birliği üyeleri geliyor. Ancak AB’de kişi başı sera gazı salınımı diğer ülkelere kıyasla çok daha yüksek. Dünyada ortalama sıcaklık yaklaşık 15oC, geçmişte ortalamanın bunun üzerine çıktığı ya da altında kaldığı dönemler olsa da Dünya Meteoroloji Örgütü, son 10 yılın tarihin en sıcak yılları olarak kayıtlara geçtiğini, eğiliminin sürmesi halinde, bu yüzyıl sonunda sıcaklıkların 3 ile 5 derece artacağını açıkladı. Dünya Bankası’nın öngörüsü de 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı… Uluslararası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) üçüncü tahmin raporunda, iklim değişikliğinden etkilenmeyecek ülke veya coğrafi bölgenin bulunmadığı belirtiliyor. Küresel ısınmanın etkileri özellikle yoksulların canını yakacak.
Atmosfere salınan CO2 miktarı arttıkça okyanusların emdiği gaz miktarı da artıyor ve asitli hale gelen sular, deniz canlılarını tehdit ediyor. Doğal yaşamın, canlı türlerinin uyum sağlamasından daha hızlı değişmesiyle, bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olacağı tahmin ediliyor. Yok edilen ağaçların tuttukları karbonun açığa çıkması, küresel ısınmanın artış nedenlerinden... İklimdeki değişiklikler yüzünden bitkiler erken çiçek açıyor, meyve veriyor, hayvanlar yaşadığı alanları değiştiriyor. Fırtına ve yükselen deniz seviyesi nedeniyle sel ve su baskını vakalarında artış beklenirken, felaketlerle mücadele etme konusunda kısıtlı kaynaklara sahip yoksul ülkelerin payına göç ya da açlık düşüyor.
Yaklaşık sekiz milyar insanı besleyen Dünya genelinde, suyun yüzde 70’i tarımsal faaliyetlerde kullanılıyor. Tatlı su kaynaklarının azalması, tarımda sıkıntılara yol açıyor ve gelecekteki kıtlık tehlikesini işaret ediyor. Önümüzdeki yıllarda kişi başına düşen kullanılabilir su, tahminen yüzde 40 ila yüzde 50 oranında azalacak. Su kıtlığının, kimyasal kirlenmeyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Kentsel atıkların yüzde 80’i, endüstriyel faaliyetler sonucu ortaya çıkan milyonlarca ton tehlikeli atık, arıtılmadan su kaynaklarına boşaltılıyor.
Bilim, iklim krizinin etkilerini azaltmak için sıcaklıklardaki artışın 2°C ile sınırlanması gerektiğini söylüyor. Komplo teorilerinin sevilen ismi Bill Gates daha karamsar, Covid-19 salgınından kurtulmanın, iklim değişikliğine kıyasla “çok daha kolay olduğunu” savunuyor. “İklim değişikliğinde hükümet politikaları olmazsa, inanılmaz bir felaketi önlememiz mümkün değil. Çünkü özellikle ekvatora yakın bölgelerde yaşayan yoksullar arasında yetersiz beslenme ve ölümler, pandemi dönemindekine göre beş kat daha fazla olacak” öngörüsünde bulunuyor.


Chico mendes:
Önceleri kauçuk ağaçlarını korumak için savaştığımı sanıyordum, ardından Amazon yağmur ormanlarını korumak için savaştığımı düşündüm, şimdi anlıyorum ki meğer benimki insanlık kavgasıymış.”

Amazonlar’ın Gandhi’si
Bilim insanlarının uyarıları, işin ucu paraya dokunduğu için kale alınmıyor; eylemcilerin işi daha da zor, mücadeleleri birilerinin kazancını engelliyorsa bedelini canlarıyla ödeyebiliyorlar. O kahramanlardan biri de 20. yüzyıl başında dünyanın en büyük kauçuk üreticisi olan Brezilya’dan: Amazonların Gandhi’si…
Sentetik kauçuğun icadından sonra kauçuk gözden düşünce, 1960’lardaki askeri rejimin politikası, bunun yerine büyükbaş hayvancılığı koymak oldu. Çiftlik patronları, kauçuk ağaçlarını yok ederek hayvancılık yapılabilecek meralar açmaya başladı. Devlet desteğiyle sürdürülen orman katliamının karşısında duranlar kauçuk işçileriydi. Çoluk-çocuk, genç-ihtiyar iş makinelerinin önüne dikilerek ağaç katliamını engellemeye başladılar.
Sendikacı Francisco Chico Mendes 1944’te, bir kauçuk işçisinin oğlu olarak dünyaya geldi. Ekoloji kavramının dolaşıma girmediği zamanlardı. İlk Ekososyalist Chico’nun Brezilyalı antropolog Mary Allegretti ile birlikte olgunlaştırdığı ekstraktif rezervler fikri, koruma altına alınmış cangıl parçalarının kauçuk işçileri tarafından kooperatifler aracılığıyla işletilmesi esasına dayanıyordu. Toprak mülkiyeti kamuda kalacaktı. Kooperatifler yabani ortamda yetişen orman ürünlerini de üretecekti. Chico Mendes Ekstraktif Rezervi, Amazon’un öteki bölgelerine de uyarlanan bir model oluşturdu. Serbest piyasanın; yağmur ormanlarını korumak, küresel iklim değişimine engel olmak gibi dertleri hiçbir zaman olmadı. Bu yüzden piyasayla birlikte yürütülmeye çalışılan bütün projeler çöktü.
Chico Mendes 1988’de, aralarında BM Çevre Programının Global 500 onur ödülünün de bulunduğu bir dizi uluslararası ödüle layık görüldü. Uluslararası övgüler arttıkça, tehditler de artıyordu.
1988’de adını gazeteciye verdiği katil tarafından öldürüldü. Chico öldürülmeden önce Amazon’da işlenen binden fazla cinayetten sadece on vaka yargıya taşınmıştı.


Yüzyılın Davası
Fransa’da dört sivil toplum kuruluşunun Macron Hükümetine karşı açtığı “İklim kriziyle mücadele kapsamında etkin faaliyet göstermememe” davasında, Paris İdari Mahkemesi, Fransa Hükümetini suçlu buldu. Yargıcın verdiği dönüm noktası niteliğindeki karar, Fransa’nın iklim kriziyle mücadeledeki yetersizliğinin tolere edilemeyeceğine ve yasa dışı olduğuna dair kanıt oluşturuyor. Greenpeace’ten Jean-François Julliard’a göre, bu iklim adaleti adına tarihî bir zafer. Bu karar yalnızca bilim insanlarının uyarı ve öngörülerinin dikkate alınmasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda vatandaşlara hükümetlerini iklim krizinden sorumlu tutmak üzere harekete geçmeleri adına ilham veriyor.

İlk uyarılar
1712- Britanya’da Sanayi Devrimi’nin yolunu açan buhar makinası icat edildi.

1824- Fransız Fizikçi Joseph Fourier dünyadaki doğal “sera etkisi”nden söz etti. 1800’lerde dünya nüfusu bir milyardı.

1886- Karl Benz otomobilin öncüsü “Motorwagen”ı yaptı.

1896- İsveçli Kimyager Svante Arrhenius endüstriyel kömür kullanımının sera etkisini artırdığını bildirdi.

1938- Britanyalı Mühendis Guy Callendar geçen yüzyıla göre ısının yükseldiğini tespit etti. Dünya nüfusu iki milyardı.

1958- Charles David Keeling Hawaii ve Antarktika’da yaptığı ölçümlerle CO2 konsantrasyonunun yükseldiğini kesin olarak kanıtladı.

1972- Stockholm’deki ilk BM çevre konferansında, iklim değişikliği kimyasal kirlenme, atom bombası denemeleri, balina avcılığı gibi konularla gündeme alındı. 1960’larda dünya nüfusu üç milyardı.

1975- ABD’li Bilim insanı Wallace Broecker makalesini “küresel ısınma” başlığıyla yayımladı.

1987- Montreal Protokolü, ozon tabakasına zarar veren kimyasalların kısıtlanması konusunda anlaşmaya vardı. Dünya nüfusu beş milyara ulaştı.

1989- Fosil yakıtlar ve endüstriyel üretim kaynaklı karbon emisyonunun miktarı yılda altı milyar ton oldu.

1995- Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporunda iklim değişikliğinde “insan etkisi” ifadesi yer aldı.

2001- IPCC, 20. yüzyılın ikinci yarısında ölçülen küresel ısınmanın, insanların üretiminden kaynaklandığına dair kuvvetli kanıtlar bulunduğunu bildirdi. 2000’lere girerken nüfus altı milyardı.

2006- Fosil yakıtlar ve endüstriyel üretim kaynaklı karbon emisyonunun miktarı yılda sekiz milyar ton oldu.

2012- 1979’dan bu yana uydudan yapılan ölçümlerde Arktik Okyanusu’ndaki buz, 2007’de 4,17 milyon kilometrekareyken, 2012’de 3,41 milyon kilometrekareye düştü. Nüfus yedi milyara çıktı.

Kaynaklar:
https://www.dailymail.co.uk/femail/article-7886461/Scientist-dedicated-fighting-climate-change-moved-Siberia-stop-thawing-permafrost.html https://www.academia.edu/39926173/T%C3%BCrkiye_de_ve_Baz%C4%B1_%C3%9Clkelerde_Ye%C5%9Filler_Partisi https://ekolojibirligi.org/amazondaki-ormansizlasma-bir-yilda-yuzde-25-artti/ https://www.wwf.org.tr/ne_yapiyoruz/iklim_degisikligi_ve_enerji/iklim_degisikligi/     https://www.bbc.com/turkce/haberler-51144765   
https://www.birgun.net/haber/fransa-hukumeti-ekolojik-hasar-vermekten-mahkum-oldu-iklim-krizinde-bir-ilk-333087
https://www.bbc.com/news/science-environment-15874560    https://www.birartibir.org/ekoloji/78-bu-kez-durum-farkli    https://www.birartibir.org/ekoloji/217-ilk-organik-ekososyalisthttps://   
t24.com.tr/haber/bill-gates-covid-den-kurtulmak-kuresel-isinmaya-kiyasla-cok-daha-kolay,933199