Yıl 1962, Eylül ayı, ilkokulun ilk günü. Çocuklar tedirgin, annelerinden kopmak istemiyorlar. Sınıflara giriyoruz, en az benim kadar tedirgin, altın sarısı saçlı, maviş gözlü, incecik bir kızla göz göze geliyoruz. Yanıma oturuveriyor. Teneffüste el ele bahçeye inip bahçede bekleyen ablalarımızı arıyoruz. Onlar yan yana bize el sallıyorlar. El ele onlara doğru koşuyoruz…
Sevgili arkadaşım İnci Kutay ile hala el eleyiz. Bazen araya birkaç yıl girer, ilk karşılaşmada ellerimiz yine birleşir, kaldığımız yerden konuşmaya devam ederiz…
Bu söyleşiyi; yılların sevgimizi yenemediği, Sevgili İnci ile birlikte Bodrum / Gürece’deki evinde gerçekleştiriyoruz.

İnci Kutay kimdir? Biraz geçmişinden söz edip, seni okuyucularımıza tanıtalım.
1956 yılında Kızıltoprak’ta doğdum, Moda’da büyüdüm. Tarihçi bir babanın kızıyım. Rahmetli babam bazen kitaplarını yazmak için farklı yerlere gider, bir süre Moda’daki evimizden uzaklaşırdı.
1967 yılında, tercih ettiği yerlerden biri olan Bodrum’da bir ev kiralamıştı. İşte benim Bodrum sevdam da öyle başladı. Sonra tabii okul, iş güç derken, gidiş dönüşler sadece tatillerle sınırlıyken, uzunca bir süredir birkaç günlük İstanbul kalışları dışında hep Bodrum’dayım.


Sara Yanarocak ve İnci Kutay

Çok uzun soluklu ve başarılı bir meslek hayatın oldu. Reklamcılığın zirvesindeyken; “Hayvanlara adanmış bir yaşam” fikri nasıl oluştu?
Hayvanlar yaşantımda hep vardı ama aktivistliğe dönüşmesi Habitat Toplantısının yapıldığı sene ile başladı. Yurt dışından gelecek olanlar İstanbul sokaklarında kedi köpek görmesinler diye büyük bir itlaf yapılmıştı.
O zamanlar Topağacı’nda oturuyordum ve reklam ajansım da Teşvikiye Camii’nin karşısındaydı. Sabah çok erken saatte Ankara’ya bir iş toplantısına katılmak için havaalanına giderken yol kenarlarında ölü bedenleri görmek feci bir duyguydu. İnsanın kendisini diğer canlılardan üstün görmesine isyanım öyle başladı.
Çeşitli derneklerde yer almak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi gönüllüğü derken Bodrum’da dört yıl önce “Başka Bir Hayat Diliyorum Derneği”ni kurduk. Ayrıca “Kent Konseyi Hayvanların Yaşam Hakkını Koruma Çalışma Grubu”nu oluşturduk.
Dernek olarak Torba ve Turgutreis Bakımevleri’ne gelen, trafik kazası geçirmiş kedi ve köpeklerin özel kliniklerde ameliyat giderlerini karşılamak, yuva bulmak, faaliyetler düzenlemek gibi çalışmalarımız var.
Kent Konseyi Çalışma Grubu olarak ise Bodrum Belediyesi ile yapmış olduğumuz bir protokolümüz mevcut. Mahalle Gönüllüsü olmak isteyen hayvan dostu kişilere, gönüllü veteriner hekim ve avukatlarımızın hazırladığı bir eğitim veriyoruz. Her mahallede gönüllülerimiz var ve bu sayede kötü koşullarda bulunan, kaybolan, eziyet gören hayvanlara ulaşıp, çözüm üretebiliyoruz.

Barınakta bir gün nasıl geçiyor?
Barınakta gün çabuk geçiyor ama ayrılık hüzünlü oluyor. Terk edilenler neden koğuşlara kapatıldıklarını anlamadıkları için çaresizliklerine tanık olmak çok yıpratıcı. İlk günler ayak sesleri duyduklarında heyecanla tellere yaklaşırken, birkaç gün geçince umutlarını kaybedip, koğuş diplerine gizlendiklerini görmek fena… Sokağa da bırakılamıyorlar çünkü ne yapacaklarını bilemiyorlar.
Sokaktan kısırlaştırılmak için getirilenler ise ameliyat sonrası yine alındıkları yere bırakılıyorlar ama hiçbirinin hayatı kolay değil.

Sevgili İnci, köpek barınaklarında gerek belediye ve gerekse toplumla, gönüllülerle yaptığınız çalışmaları anlatır mısın?
Hayvanlara yönelik bilinçlendirme, yuva bulma, destek sağlama gibi çeşitli sosyal faaliyetleri biz de dernek olarak yapıyoruz veya yapılanlara katılıyoruz.
Derneğimizin kurucularından biri olan Burçak Beşlioğlu, İstanbul’da yaşadığı için o da zaman zaman orada faaliyet düzenliyor.
Sponsorumuz yok, umarız bu röportajdan sonra olur; biz hep fikir üretmek zorunda kalıyoruz. İnsanları bağış yapmaya yönlendirebilmek için tasarım ürünler yaratıp, ilgilerini çekmeye gayret ediyoruz. “Bağış karşılığı hediye” gibi…

Yaşamının neredeyse tümünü, özellikle köpekler olmak üzere, onlara hizmet ederek, tedavi ettirerek, yuva sağlayarak geçirdiğini çok iyi biliyorum. Sizlerin, bu işler için yaratılmış bir “görevli” olarak geldiğinize inanıyorum. Bu konuda bana katılıyor musun?
Yok, kendimi görevli gibi görmüyorum. Hepimizin böyle davranması gerektiğini düşünüyorum. Yaşamak bir haksa eğer insan/hayvan ayırımı olmamalı… Bu tüm canlılar için eşit olmalı.

Aile, dostlar ve hayvanlar… sıralama yapmak gerekirse ilk sırada kim var?
Sıralama yapamam… Çünkü hayvanlar bizim dostlarımız ve ailemizin birer ferdi.

Türkiye’de bu konudaki geleceği nasıl görüyorsun?
Türkiye’de özellikle son dönem, medya üzerinden halkı hayvanlara ve hayvanlara bakanlara karşı kışkırtan bazı yayınlar yapılıyor ve bunu sistemli bir şekilde servis ediyorlar. Bunun sonucunda zehirlemeler, vurmalar artıyor, insanlar darp ediliyor, öldürülüyor. Hayvanları Koruma Kanunu 2004 yılında çıkartıldı, eksik yönleri var ama o bile maalesef uygulanmıyor.
Tabii hayvana şiddete, sömürüye sadece kedi köpek olarak bakmamalıyız. At yarışlarından yunus parklarına, hayvanat bahçelerinden deney hayvanlarına, din adına yapılan kurban cinayetine, avcılıktan çiftlik hayvanlarına dünyanın her yerinde eziyet var, insanın kendini en üstün canlı olarak görmesi, diğer canlıların kendisine hizmet için yaratılmış olma inancı var.

Özel olarak eklemek istediğin bir konu var mı?
Haliyle bu dünyada yaşamak, ben ve benim gibi düşünenler için çok acı verici. Zaten son yıllarda başıma gelen bazı şeylerden sonra geldiğim nokta... Bir hayvana sonsuza dek güvenirim çünkü aşağı yukarı nasıl davranacağını tahmin edebilirim. Ama insana dair: asla. O yüzden tarafım belli, her zaman hayvanlardan yanayım çünkü onlar sizi hiçbir zaman aldatmazlar.

Sevgili İnci; 60 yıllık kadim dostum. Şalom DERGİ’ye verdiğin bu söyleşi için sonsuz teşekkürler. Tuttuğun bu kararlı, inatçı yolda sana başarı, azim ve güç diliyorum. Yaşayan varlıklar hakkında düşündüğün bu olumlu yaklaşımlar, dünyada çokça var olsaydı, farklı bir evrende yaşardık sanıyorum.