Cartagena’da, Gabriel Garcia Márquez’in ayak izlerinde edebi bir tur…




Cartagena’nın bir hapishanesinde geçen ilk gece!

 

“Tüm kitaplarım döner dolaşır, bir şekilde Cartagena’ya dokunur” demiştir Kolombiya’nın medarı iftiharı Gabriel Garcia Márquez, birçok söyleşisinde. “Anılarımı yeniden canlandırmak istediğimde, her daim Cartagena’dan bir olayı, mekânı ya da kişiyi çağırırım satırlarıma…”

Edebiyatseverler, Dickens’in Londra’sını, Balzac’ın Paris’ini, Joyce’un Dublin’ini veya Rushdie’nin Bombay’ını yıllardır iyi bilirler, ama nedense, orada Gabo veya Gabito diye tanınan Garcia Márquez ile Cartagena arasındaki ilişki hakkında, bu son yıllara kadar pek bir fikirleri olmamıştı.Oysa Cartagena, onda, farklı kültürlerin uyumla karışması ve düş ile gerçeğin hiç bitmeyen bir dansta birleşmesiyle yazarlığını en çok besleyen şehirdir.

Cartagena, onda, farklı kültürlerin uyumla karışması ve düş ile gerçeğin hiç bitmeyen bir dansta birleşmesiyle Garcia Márquez’in yazarlığını en çok besleyen şehirdir.

1948 yılında Gabriel Garcia Márquez, 21 yaşındadır, cebinde birkaç pesos ve bir tek sigara ile Bogota’da patlak veren ve istemeden karıştığı bir şiddet olayından kaçarak, eski bir yük kamyonunda yaptığı uzun bir yolculuğun sonucunda Cartagena’ya sığınır. İç savaşların en kanlısına yeni adım atmış Kolombiya’da örfi idare saat 21’den sonra sokağa çıkma yasağı koymuştur. Ancak genç Gabo, ona ayak basar basmaz, “Markilerden kalma eski sarayları”, “ardı arkası kesilmeyen denizi” ile “hala İspanya kral naiplerinin dönüşünü hayal eden” bu esrarengiz ve “çok asil” kenti “gözleri yaşlı halde” ve hayranlıkla keşfeder.*

Örfi idareyi kaile almadan begonvil kokulu sokaklarında dolanır durur. Haliyle polise yakalanır ve kentteki “tarihî” diye nitelendirdiği ilk gecesini, Calle de las Damas (Hanımlar Sokağı)’da yer alan ve günümüzde lüks bir otele dönüşmüş olan bir hapishanede sonlandırır.

Hanımlar Sokağı’nın çok yakınında, San Juan de Dios Sokağı yer alır, bir süre sonra işe alınacağı “El Universal” gazetesinin bulunduğu… Orada, gün içinde kaleme aldığı köşe yazılarında, Nobel Ödülü’ne sahip olana kadar kendisinden nefret edecek olan hükümetin ve tutucu elit tabakanın sansürüyle, bir nevi saklambaç oyunu başlatır.

“El Universal”daki köşe yazılarında, Nobel Ödülü’nü alana kadar kendisinden nefret edecek olan hükümetin ve tutucu elit tabakanın sansürüyle, bir nevi saklambaç oyunu başlatır.

Geceleri ise kâh ayyaşlarla eski barut depolarında kâh asker genelevlerinde güneşin doğuşunu karşılar… Bazen de başka yatacak yeri bulunmadığından gazetenin baskı makinelerinin üstünde uyuya kalır.

Şehirde romanlarının, romanlarında şehrin izlerini sürerken…

Aslında bir edebiyat ve özellikle bir Garcia Márquez tutkunuysanız, kitaplarındaki olaylara ve mekânlara ilham veren Cartagena’ya gittiğinizde, rehberinizin de yardımıyla her köşeden tanıdık bir kahramanın seslendiği, her adım başı tanıdık bir olayın yeniden göründüğü bir evrenin içinde bulursunuz kendinizi.

Papağan çığlıkları, nemli sıcak hava, parke taşı döşeli sokaklardan geçen faytonlar, kapılarında dev tokmaklarıyla pastel renkli evler ve begonvillerin sarktığı ahşap balkonlar düş ile gerçeği tekrardan sizin için birbirine karıştırır. Aklınıza o an Shakira geliverir! Kolombiyalı şarkıcı koyu bir hayranıdır Márquez’in. Onun romanından uyarlanan “Kolera Günlerinde Aşk” filminde seslendirdiği “Hay Amores” kulağınıza çalınır. Aynı romandaki, adı “Evangelist Parkı” diye geçen Fernandez de Madrid Parkı’na adım attığınızda ise, dudaklarınızdan yoksul ve umutsuz âşık Fiorentino’nun ünlü cümlesi dökülür gayri ihtiyari, belki de İspanyolca:

En el banco más escondido del pequeño parque, fingiendo leer un libro de versos a la sombra del almendro…” (Küçük parkın en gizli bölümündeki bir bankta, badem ağacının gölgesinde, bir ayet kitabını okuyormuş gibi yaparak…)

Sadece bu mu? Bir yüzyıl kadar önce 150.000 kişinin yaşamına mal olmuş korkunç salgını tüm ayrıntılarıyla anlattığı “Kolera Zamanında Aşk”, şehrin en somut izlerine rastlayabileceğiniz eserdir kuşkusuz. Örneğin, Roman Sokağı’nda, Dr. Juvenal’ın hastaların tedavisi hakkında danıştığı eczacının yaşadığı beyaz bordür ve frizlerle süslü sarıya boyalı yapıyla karşılaşırsınız…

Gabo, “Kölelerin kanıyla yıkanmış surlarını ve kalesini sergileyen, “eski kolonyal şehrin taşlı labirentini” de içinde aynı eserin kahramanlarını yaşatmak için betimlemiştir. Erişilmez “Taçlı tanrıça” Fermina Daza, oradaki “San Pedro Claver” kilisesinde ibadet etmeye gider, ardından da hem yazıcı bürosu hem de daha önceleri köle pazarı olan “Kemerler Galerisi”nin keşmekeşinde kaybolmaktan keyif alır.

“Aşk ve diğer Şeytanlara dair” başlıklı başka bir romanının başkahramanı, on iki yaşındaki upuzun saçlı Sierva Maria de Todos Los Angeles’in, “alnında beyaz bir yarım ay işareti taşıyan kül rengi bir kuduz köpek” tarafından ısırılma sahnesi ise, Plaza de la Aduana (Gümrük Meydanı) adlı mekânı dekor edinir.

Hala “Domino taşlarının sert vuruşlarının takırdadığıPlaza San Diego’nun birkaç adım ötesinde, palmiyelerin gölgesindeki üniversite binasında, “asırlar yaşlandıkça, nesneler başlangıçtaki yaşlarını korumuşlar” ve hukuk öğrencisi Garcia Márquez, oraya uğramaktan ısrarla kaçınmış.

Plaza Bolivar’dan geçerken, “Afrika Palmiyelerinin arasında büyük Kurtarıcının heykelinin zorlukla seçildiği o meydana, özel bir sempati duyduğunu ve zaman zaman oraya gelerek, bir süre oturup düşüncelere daldığını öğreniyoruz. Kim bilir, belki de orasıdır, genç Gabo’nun babasına kafa tutup hukuk eğitiminden vazgeçerek kendini yazıya verme gibi önemli bir kararı sonunda vermiş olduğu…

Manastırın ürkütücü sırları

Calle Zerrezuella’daki turuncuya çalan kırmızı duvarlarının arasından palmiyeler fışkıran, modern tarzdaki köşeli evine, son yıllarında ancak uzun aralarla uğrarmış Garcia Márquez. Uğradığında da, balkonları bu eve bakan, şehrin en güzel oteli Sofitel Legend Santa Clara’nın barında ise dostlarıyla içki içmekten çok hoşlanırmış. Adında “efsane” sözcüğü yer alan bu “deniz manzaralı kare yapı”nın eskiden, “kemerlerle çevrili loş ve bakımsız bahçesi ve “içlerinde canlı gömülenlerin hücreleriyle”, günahkâr kızların kapatıldığı bir manastır olduğunu bilmelisiniz.

Ve de 1942’de çömez gazeteci Gabito’nun, orada tuhaf bir olayı araştırmakla görevli kılındığını… Yapılan tadilatlar sırasında ortaya çıkan, kim olduğu ve nasıl öldüğü bilinmeyen, “22 metre uzunlukta bakır renginde canlı saçlı” gencecik bir kızın iskeletinin kimliğini saptaması istenmişti kendisinden. Bu esrarengiz olay, yazarın “Aşk ve diğer Şeytanlara dair” adlı eserine ve manastıra kapatılıp bir rahiple çılgın ve lanetli bir aşk yaşayan Sierva Maria karakterine ilham kaynağı oluşturur…

Esrarengiz olay, yazarın “Aşk ve diğer Şeytanlara dair” adlı eserine ve manastıra kapatılıp bir rahiple çılgın ve lanetli bir aşk yaşayan Sierva Maria karakterine ilham kaynağı oluşturur…

Ve Cartagena’daki düş ile gerçekliğin, mistisizm ile erotizmin tuhaf bileşimi, yazarı, büyülü gerçekçiliğin sınırlarını biraz daha genişletmeye teşvik eder.

Cartagena’daki düş ile gerçekliğin, mistisizm ile erotizmin tuhaf bileşimi, yazarı, büyülü gerçekçiliğin sınırlarını genişletmeye teşvik eder…

Bir başka park - Centenario Parkı’ndaki sahaf tezgâhlarında, Márquez’in kitaplarının ilk baskılarını arayıp bulabilirsiniz. Yazarın küllerinin yer aldığı, Cartagena Üniversitesi’ne ait Claustro de la Merced (İyilik Manastırı) avlusunda ağaçları süsleyen büyülü gerçekçiliğin simgesi kocaman sarı kelebekler, gerçekmişler gibi kanat çırpmaya başlarlar. Siz de “Cartagena’da Garcia Márquez’in ayak izlerinde” edebi turunuzu bir türlü sonlandıramayacağınızı anlarsınız.

Zira Gabo burada her yerdedir…

Gün batımında şehri sarıp sarmalayan kehribar rengi tatlı ışık, ona, gizemli bir piyesin oynandığı bir tiyatro sahnesi havası verir. Efsaneler biraz daha güç kazanır, gerçekler biraz daha bulanıklaşır, insanda her şeyin mümkün olabileceği hissi uyanır. Cartagena’nın, Garcia Márquez’e paha biçilmez bir hammaddeyi nasıl sunmuş olduğunu, işte o akşam saatlerinde daha iyi algılarsınız. “La Casa” başlıklı ilk roman denemesine burada başlamış olmasının bir tesadüf olmadığını düşünmeden edemezsiniz.

“El Universal”ın baskı makinesinin ilham kaynağı olduğu “La Casa” hiçbir zaman yayımlanmadıysa da Garcia Márquez’in esas dev eseri olan “Yüzyıllık Yalnızlık”ın taslağını oluşturmuştur.

Bu gibi devasa bir esere ilham kaynağı olmakla övünebilecek şehir ve gazete azdır.

“Yüzyıllık Yalnızlık” gibi devasa bir esere ilham kaynağı olmakla övünebilecek şehir ve gazete azdır.

*İtalik bölümler “Kolera döneminde Aşk” (1985) ile “Aşk ve diğer Şeytanlara dair” (1994) ve “Onu anlatmak için yaşamak” (2002) eserlerinden alıntıdır.

 

2011 yılında birkaç tarih ve edebiyat tutkunu bir araya gelip Cartagena’da Garcia Márquez’in eserlerinin izini, eserlerinde de Cartagena’nın izini sürmek için kolları sıvadılar. Zira bu izleri, değil sıradan turist, en tutkulu Garcia Márquez okuru dahi, şehirde donanımlı bir rehberin eşliğinde olmaksızın kolayca bulamaz. Kolera salgınının, köle tacirliğinin bitiminin ve komşu limanlarla rekabetin bir dönem devasa bir yıkıntıya dönüştürdüğü Cartagena, ancak XX. yüzyılın sonunda yeniden toparlanmaya başladı. Binaların tümünün boyandığı eski kirli beyazın yerini canlı kırmızılar, maviler, sarılar ve turuncular aldı, sokakların adları değişmediyse işlevleri değişti ve Unesco eski şehri, dünya mirası listesine dâhil ederek girişimcilerin önünü kesti. Ayrıca, Büyülü Gerçekçiliğin kralı Garcia Márquez’in usta kalemi de şehri yer yer yeniden şekillendirdi. Bu nedenle Kolombiya gezimizin en ilgi çekici ayaklarından biri olan bu edebi turda bize yol gösteren, bilgili ve coşkulu rehberlerimiz Mavelry Pena-Hall ile yardımcısı Ester’e buradan candan teşekkürlerimi yinelemek isterim. Onlarsız bu yazıyı kaleme almakta çok zorlanırdım