Haber resmi: Proje Kronotop “Kral Ölüyor”


200’ü aşkın oyunun sürekli sahnelendiği sezonda, öne çıkan oyunların 2’sinden geçen yazımda söz etmiştim. En azından onlar kadar etkileyici ikinci bir oyun serisi de bu ayın konusu olacak.

Proje Kronotop “Kral Ölüyor”
Absürt tiyatronun babası Eugène Ionesco, yaşamın en absürt oluşumu, hep var olan, ama hepimizin reddettiği, görmezden geldiği, hazırlıksız yakalandığı ölüm geldiğinde yaşama doyamayışımızı “Kral Ölüyor”da, can çekişen bir kralın inkârdan isyana, aradan da kabullenmeye geçişinde trajikomik dil ve biçimle yansıtır.
Proje Kronotop oyunu, insanın merkeziyetini sorgulayan Posthümanist bir dramaturgi ile bilim kurgu tiyatrosu dinamiklerini harmanlayan farklı ve yenilikçi bir bakışla, tiyatroya ilk kez bitki, hayvan, insan ve artık hayatımıza girmiş olan robot türleriyle siborg ve yapay zekâyı dâhil ederek yorumluyor. Yazar yönetmen Ülkü Şahin’in karmaşık ve ayrıksı ekipten son derece akıcı, etkileyici ve inandırıcı bir teatral etki elde ettiği, sezonun, hatta son zamanların en ayrıksı ve ilginç çalışmalarından biri.

DOT&BKM ortak yapımı
“Gurur ve Önyargı*(*gibi bir şey)”

İngiliz oyun yazarı Isobel McArthur, Jane Austen’in 1813’te yazdığı “Pride and Prejudice” romanını, “Gurur ve Önyargı*(*gibi bir şey)” adıyla güncel, komik ve müthiş eğlenceli bir müzikli danslı oyuna dönüştürmüş.
Bu hınzır uyarlamada, üst sınıfın kirli çamaşırlarını yakından bilen, olan bitene şahit olan, kulak kabartan, emekçi sınıftan hizmetçi kadınlar, hikâyeyi kodlanmış erkek rolleriyle dalga geçerek, kodlanmış kadın rollerini acımadan eleştirerek kendi ağızlarından aktarıyorlar. Yönetmen Murat Daltaban’ın her zamanki olağanüstü oyuncu yönetiminde beş kadın oyuncu, benzersiz bir enerji ve mizah gücüyle, romanın kadınlı erkekli tüm karakterlerine can veriyorlar. Son derece keyifli.


Olmadı Kaçarız Yapım & Tiyatro. Zip
“Havuz (Su Yok)”

1990’larda gelişen “in-yer-face / yüzüne tiyatro” akımının en önemli temsilcilerinden Mark Ravenhill’in 2006’da yazdığı “Havuz (Su Yok)”, arkadaşlığın kırılganlığına, başkalarının başarısının oluşturduğu ikiyüzlülüğe, içgüdüsel kıskançlığa ve hınca odaklanan, kirli gerçekleri ele alan müthiş sağlam ve çarpıcı bir oyun. Arkadaşlık kavramını artıları ve eksileriyle didik didik eden, başkalarının yaşadıklarını bir sanat projesine dönüştürmenin etik boyutunu da irdeleyen metni Mert Öner yaratıcı, tempolu, doğal, rahat ve müthiş inandırıcı dört dörtlük bir ekip oyunculuğuyla sahneliyor. Dur durak bilmeyen beden kullanımları ve tükenmeyen enerjileriyle dört erkek yorumcusu sahnede fırtına gibi esiyor.


Başak Kıvılcım Ertanoğlu & Ümit Erlim
“Yalnız”

Zeynep Kaçar
’ın “Yalnız” romanından Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Ümit Erlim’in birlikte uyarladıkları, Ümit Erlim’in yönettiği Yalnız, kimliğinden koparılıp görülmez hâle getirilmiş bir kadının kendini bulma, görme ve gösterme çabasına odaklanıyor.
Ertanoğlu ve Erlim romanın başkişisinin zihninin içinde geçen, geçmişle şimdiki zamanın iç içe aynı uzamda büküldüğü çok katmanlı yapısını aynen koruyarak izleyiciyi kadının belleği içinde yolculuğa çıkarıyor. İlginç bir romanın teatral boyutunu başarıyla yakalayan, seyirciden sadece izleme değil, ciddi katılım çabası da isteyen, sıra dışı kurgusu, etkileyici görselliği ve yenilikçi sahnelemesiyle izleyicilere farklı bir tiyatro deneyimi sunan başarılı bir çalışma.


TiyatroDEA “Sen Ne Güzeldin
Aşkımızın Şehri”

Sema Elcim’in yazdığı, Nagihan Gürkan’ın yönettiği TiyatroDEA yapımı “Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri” 1990’lı yıllarda Türkiye’de siyasi skandalların ve faili meçhullerin her gün arttığı döneme, Susurluk Kazası’na, 28 Şubat sürecine Bursa’da sol-seküler bir ailede büyümüş, Edebiyat Fakültesi’ni kazanarak İstanbul’a akrabalarının yakınına yerleşmiş 17 yaşındaki Ebru’nun gözlerinden bakıyor.
Farklı disiplinleri aynı anda sahneye taşımayı hedefleyen ekip, Kaan Temizkan’ın video art illüzyonu ve “performansını bekleyen dekor” olarak tarif ettikleri Başak Bugay’ın karışık malzeme, heykel ve resim çalışmalarından oluşan mekânsal yerleştirmeleriyle, izleyiciyi içe dönüşe ve yüzleşmeye teşvik ediyor. Sema Elcim’in bugüne kadar yazdığı en politik ve de en başarılı metni, etkileyici görselliği, başarılı yönetmenliği ve heyecan verici yorumuyla yılın izlenmesi şart işlerinden.


Labiratuvar “Leonce ile Lena”

Konservatuvarın ilk yıllarında tanışıp birlikte üretmeyi amaçlayan yedi genç tiyatrocunun 2024’te kurduğu Labiratuvar’ın, ilk oyunu “Leonce ile Lena”ya getirdiği çağcıl ve parlak yorum, sezonun ilginç ve keyif verici bir sürprizi.
1813’te doğan, 24 yaşında tifüsten ölen Karl Georg Büchner, sadece üç oyun yazmasına karşın, çağını aşan dehasıyla, Modern Alman Tiyatrosunun kurucusu ve absürt tiyatronun öncüsü olarak görülür. Mutlak monarşi karşıtı Brüchner’in neredeyse iki yüzyıl önce yazılmasına karşın tazeliğini ve güncelliğini koruyan hınzır politik hicvi, tüm kurucu ekibiyle sahnede olan Labiratuvar’ın yorumunda müthiş enerjik, çok eğlenceli, epey de düşündürücü bir seyirliğe dönüşmüş. Sezonun olmazsa olmazlarından.


İDT “Işıltılı Haşerat”

1964 doğumlu Philip Ridley’in 2015’te yazdığı vahşi kapitalizm alegorisi “Işıltılı Haşerat”, genç bir çiftin hayallerindeki evi elde etmek için ödemeleri gereken bedel üzerinden konut krizini ve tüketim çılgınlığını ironik bir bakış açısıyla ele alan karanlık, kapkaranlık, müthiş te komik bir güldürüdür.
Oyunu İDT’de sahneleyen Emre Basalak, Ridley’in reel ile sürreel, gerçek ile karabasan arasında bir sırat köprüsünde geçen eleştirel ve anarşist dünyasını ustalıkla yansıtıyor. Aykırı, ayrıksı ve hınzır bir çağcıl yazara hak ettiği parlak yorumu getiren bir çalışma.


Bomonti Ada Craft “Yeter

Steff Smith
şiirsel, duygulu ve kara mizah tonlamalı oyunu “Yeter”de, mesleğe aynı anda başlamış kırklı yaşlarında iki uçuş hostesinin gündelik rutinini kadınların eş, anne, her şeyi düşünmek zorunda örgütleyici, ve olmazsa olmaz, istekli ve daima hazır sevgili olmanın metaforu olarak ele alıyor.
İstediği kadın olamamanın trajikomik boyutunu ustalıkla yansıtan bu son derece ciddi ve karamsar metni, yönetmen Gonca Küçükardalı izleyiciye ustalıkla, güldürerek, eğlendirerek içiriyor. Kusursuz üniformaları, yüksek topukları, dört dörtlük makyajları, çekicilikleri, samimi ve sevecen olmaya çalışan biraz yapay gülümsemeleriyle müthiş uyumlu ve etkileyici bir ikili oluşturan Esra Ruşan’la bir tık öne çıkan Gizem Erdem oyunu soluk soluğa götürüyorlar.


Be-Re-Ze & Dolkun Productions
“Martı mıyım?”

Be-Re-Ze
kurucularından Elif Temuçin, Çehov’un yaşadığımız zamanlara özellikle uyan “Martı”sından yola çıkarak uyarladığı ve yönettiği Martı mıyım?da, bu incelikli oyunu günümüze taşıyarak sahnede bir yandan kurgu ile gerçeği, bir yandan da geçmişi, şimdiyi ve geleceği birlikte yaşatıyor.
Anton Çehov, oyunlarını hep “komedi” olarak nitelemişti. Yüz küsur sene sonra, çılgın ötesi Sahne, Kostüm ve Makyaj tasarımları, yan kulislerin işlevsel güzelliği, oyuncularının kendilerini oynarken bile Çehov karakterlerine dönüştükleri ekip oyunculuğu ile nihayet Çehov’un düşlediği bir komedi olarak sahneleniyor.


Tiyatro Oyun Kutusu “Gece Kraliçesi”

Tiyatro Oyun Kutusu’nda Serdar Saatman’ın yazıp yönettiği “Gece Kraliçesi", Ana Kraliçe’nin işlettiği, erkek dansçı ve şarkıcıların kadınları canlandırdığı, ışıltılı parıltılı, müthiş eğlenceli şovların sahnelendiği, drag queen kulübünün adı. Saatman, her şeyin parladığı şovların görünen yüzünün ardındaki dünyayı, transların, travestilerin, olmak isteyip te olamadıklarını bir dans ya da şarkı boyunca yaşamayı hayal edenlerin, dışlanmışların yaşamını, onları aşağılayanların hüküm sürdüğü, zorbalığın, nefretin, tehditlerin, yalnızlığın dünyasını başarıyla yansıtıyor. Rüçhan Çalışkur, hem trans kadın hem de Drag Queen olarak olağanüstü. Başta ilk kez sahnede gördüğüm Eşref Varol, oyun sonrası normal genç oyunculara dönüşen ekibin tamamı hem oyuncu olarak çok başarılılar hem de Drag Show’ları müthiş.


Echoes Sahne & Ma Platform “Khôra”

Salih Usta
’nın yönettiği “Khôra”, bu dünyanın, özellikle bu coğrafyanın sanatçılarının, güncel meseleleri ve reel politiği, bireysel ve sanatçı sorunlarını da odağa alarak, “Biz şimdi bu koşullar altında nerede duruyoruz?” sorusunu beden, ses ve metin üzerinden sormaya çalıştıkları, tiyatroyu, müziği ve dans tiyatrosunu ustalıkla harmanlayan disiplinler arası bir çalışma. Anlatılması çok güç, izlenmesi müthiş zevkli ve keyifli bir performans.


Tatavla Sahne “Bulaşıkçılar”

Kanadalı Morris Stephan Panych’in, Tatavla Sahne’nin onuncu yılını kutlama programında sahnelenen, üst sınıf bir restoranın kirle buhardan geçilmeyen bir bulaşıkhanesinde geçen “Bulaşıkçılar”ı karakterler arası çatışmalar üzerinden, sınıf çatışması, iş yaşamından ayrılmış gerçek hayatın anlamı ve ona verdiğimiz değer gibi önemli sorunlara, yer yer de, iş yerlerinin durumu, işçi hakları ve işverenin işçilere bakış açısı gibi politik konulara değiniyor.
Didaktik mesaj vermeyen, insan ilişkilerine inandırıcı, sevecen ve katiyen yargılamayarak bakan bu, absürt tiyatroya yakın trajikomik kara komedinin asıl heyecan verici yanı, gerek Panych’in gerek Tatavla Sahne ekibinin ruh karartıcı bir mekânda geçen, pek de iç açıcı olmayan öyküye üfledikleri büyüleyici atmosfer.


Kadar “Muskat”

Aksel Bonfil
’in yazdığı, yönettiği, KADAR yapımı “Muskat”, sahneye mutlu, huzurlu, gülümseyerek giren bir kadının, “Bugün benim en mutlu günüm; annem öldü” demesiyle başlar. Hikâye anlatıcılığından çok, seyirciyle interaktif bir dertleşme olarak gelişen monoloğunda kadın, cenazeyi bir şenliğe dönüştürmeyi hayal eder, nihayet özgürlüğünün tadını çıkaracağını, seyahat edeceğini, Paris’e gideceğini anlatır. Anne kız arasındaki sevgi-nefret ilişkisinde, baskının, aşağılanmanın, küçümsenmenin izleri öyle kolay silinecek gibi değildir. Ölse de, kızının belleğinde hâlâ capcanlı duran anne, Paris’te gezilen müzedeki tablolarda ona tepeden bakar, konuşmasının her cümlesinde su yüzüne çıkmayı sürdürür… Esra Dermancıoğlu’nun seyirciyle sımsıcak iletişim kuran doğal ve dozunda yorumu anlatının komik boyutu kadar trajik yönünü de başarıyla vurgular.

Hepinize sağlıklı ve huzurlu seyirler dilerim.