İnsanlık tarihinin en eski ve en yaygın anlatılarından biri, büyük bir tufanın dünyayı sular altında bırakmasıdır. Bu olay, farklı kültürlerde değişen ayrıntılarla anlatılsa da ortak bir tema dikkat çeker: İnsanlığın günahları veya doğanın dengesinin bozulması sonucunda, tanrılar ya da kozmik güçler tarafından büyük bir felaket gönderilmiştir. Ancak, bir kişi ya da grup bu felaketten kurtulmak için bir şekilde uyarılmış ve yeni bir çağın başlangıcına öncülük etmiştir.
Bu mitlerin en bilinen örneği Nuh’un Gemisi’dir. Ancak, Mezopotamya’daki Gılgamış Destanı, Hindistan’daki Manu Efsanesi, Amerika kıtasındaki Hopi ve Aztek tufan anlatıları ile Çin’in büyük sel mitleri ve Avustralya Aborjinleri’nin hikâyeleri de benzer temalar taşır.
Peki, bu kadar farklı coğrafyada ortaya çıkan bu anlatılar sadece mitlerden mi ibaret? Yoksa insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden birinin, hafızalardaki yankısı mıdır?
Bilimsel veriler, bu efsanelerin ardında yatan gerçekleri anlamamızı sağlayabilir mi? Bunun da ötesinde, tufan sonrası inşa edildiği sanılan megalitik yapılar, bu felaketin bıraktığı izleri taşıyor olabilir mi?
Semavi dinlerin en bilinen tufan anlatısı, Tevrat, İncil ve Kur’an’da yer alan Nuh’un Gemisi hikâyesidir. Hikâyeye göre, o dönem insanlık yoldan çıkmış ve Tanrı’nın gazabını üzerine çekmiştir. Tanrı, halkın arasından Nuh adlı bir kişiyi uyararak büyük bir gemi yapmasını emreder. Nuh, bu gemiye ailesini ve her hayvandan birer çifti alarak tufandan kurtulur.

Tufan, 40 gün 40 gece sürer ve tüm dünyayı sular altında bırakır. Sular çekildiğinde gemi, Ağrı Dağı veya civarındaki bir yüksekliğe oturur. Nuh, suların çekildiğini anlamak için önce bir karga, ardından bir güvercin gönderir. Güvercin, ağzında bir zeytin dalı ile geri döndüğünde, yeryüzünün tekrar yaşanabilir hale geldiği anlaşılır.
Bu hikâye, yalnızca dinî bir anlatı değil, aynı zamanda insanlığın yeniden doğuşunu simgeleyen bir semboldür.
Nuh’un tufan hikâyesine en yakın anlatılardan biri, Mezopotamya’nın en eski destanlarından biri olan Gılgamış Destanı’nda yer alır. Sümer ve Akad kaynaklarında geçen bu hikâyede, tufanı yaşayan kişi Utnapiştim’dir.

Gılgamış Destanı, Mezopotamya
Tanrılar, insanları cezalandırmaya karar verdiğinde, bilge tanrı Ea (Enki), Utnapiştim’i uyararak büyük bir gemi yapmasını ve ailesiyle birlikte hayvanları gemiye almasını söyler. Tufan, 6 gün 6 gece sürer ve dünyayı sular altında bırakır. Gemi, Nisir Dağı’na (bazı kaynaklarda Ağrı Dağı veya Zagros Dağları olarak yorumlanır) oturur. Utnapiştim de suların çekildiğini anlamak için bir güvercin ve bir karga gönderir. Karga dönmeyince, suyun çekildiğini anlar ve bir adak adar.
Bu anlatı, Nuh’un hikâyesiyle çarpıcı benzerlikler taşır. Sümerlerden Yahudi ve Hristiyan geleneğine aktarıldığı düşünülmektedir.
Hindistan’da, Satapatha Brahmana ve Mahabharata gibi eski kutsal metinlerde tufan anlatısı Manu ismiyle geçer. Manu, bir gün bir balık yakalar. Ancak bu balık sıradan bir balık değildir; ilahi bilgiyi taşıyan tanrı Vişnu’nun bir avatarıdır. Balık, Manu’ya büyük bir tufanın yaklaşmakta olduğunu söyler ve ona bir gemi yapmasını emreder.

Tufan başladığında, balık gemiyi devasa bir yılan olan Vasuki’ye bağlar ve yüksek bir dağa çeker. Böylece Manu ve yanındaki seçkinler tufandan kurtularak yeni bir çağ başlatır.
Bu hikâye hem Nuh’un hem de Utnapiştim’in hikâyeleriyle benzerlikler taşır ve tufanın evrensel bir anlatı olduğunu düşündürmektedir.
Kuzey Amerika’nın Hopi Yerlileri, tufanı “önceki dünyanın yok oluşu” olarak tanımlar. Hopilere göre, büyük bir su felaketi insanları cezalandırmış, ancak bilge bir halk yeraltı mağaralarına sığınarak hayatta kalmıştır.
Aztek mitolojisinde ise Coxcox ve Xochiquetzal adlı kahramanlar, devasa bir selden kurtulup yeni bir neslin ataları olur. Onların torunları, tufan sonrası tekrar insanlığın çoğalmasını sağlar.Çin mitolojisinde, Büyük Yu, tufanı engelleyen kahramandır. Tanrılar insanları cezalandırmak için büyük bir su taşkını gönderir. Ancak Yu, akarsuları kontrol altına alarak felaketi sona erdirir ve Çin’de uygarlığın devam etmesini sağlar.
Bu anlatılar, tufanın sadece bir doğa olayı değil, aynı zamanda insanlığın varoluşsal bir sınavı olarak görüldüğünü gösterir.
Tufan sonrası hayatta kalanlar ve anıtsal yapılar
Tufan sonrası hayatta kalanlar, kaybettikleri bilgileri korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla anıtsal yapılar inşa etmişlerdir. Bu yapılar yalnızca dinî veya astronomik merkezler değil, aynı zamanda tufanın anısını yaşatan birer uyarı niteliğindedir.
Göbeklitepe, Şanlıurfa
Dünyanın en eski tapınak kompleksi olarak bilinen Göbeklitepe (M.Ö. 9600 – 8000), tufan sonrası insanlığın ilk büyük inşa projelerinden biri olarak tarihte yerini almıştır. T biçimli sütunlarda yer alan hayvan figürleri, tufandan kurtulan türlerin sembolik bir temsili olarak kabul edilmektedir.
Karahantepe’deki yapılar da benzer özellikler taşır. Bu yapıların aniden gelişen bir medeniyetin ürünü olması, tufan sonrası bir yeniden inşa sürecinin göstergesi sayılmaktadır.
Paskalya Adası’nın Yerlileri, tufandan kurtulduklarına dair mitlere sahiptir. Moai heykelleri, tufandan sonra bilgeliklerini ve atalarını onurlandıran bir topluluğun izleri olabilir mi?
Moai heykelleri, Paskalya Adası
Mısır’daki Nabta Playa taş çemberi, dünyanın en eski astronomik gözlemevlerinden biri olarak kabul edilir. Tufan sonrası insanlar, gökyüzünü dikkatle inceleyerek gelecekteki felaketleri önceden tahmin etmeye çalışmış olduğu gözükmektedir.
Nabta Playa taş çemberi, Mısır
İngiltere’de bulunan Stonehenge’in konumu ve astronomik hizalamaları, tufan sonrası insanların kozmik döngüleri anlama çabasıyla bağlantılı olduğu varsayılmaktadır.
Stonehenge, İngiltere
Benzer şekilde, Malta’daki devasa tapınaklar da tufanın hatırasını korumak ve doğanın ritmini gözlemlemek için inşa edilmiş olabilir.
Acaba, bu yapılar, tufanın ardından insanlığın gökyüzünü ve doğayı anlama çabalarını mı simgeliyordu?
Göktaşı çarpması mı, büyük bir kozmik olay mı?
Tufan efsanelerinde sıklıkla gökyüzü olaylarına referanslar bulunur. Acaba bu anlatılar, geçmişte yaşanmış bir göktaşı çarpmasının veya büyük bir kozmik olayın yankıları mı?

Hiawatha Krateri’nde (Grönland) yapılan bilimsel çalışmalar, Yaklaşık 12.800 yıl önce Dünya’ya çarpan büyük bir meteorun, küresel iklimde ani değişikliklere ve sellere neden olduğunu düşündürtmektedir.
Hint Okyanusu’nda Madagaskar yakınlarında keşfedilen tsunami izleri de anlatıla gelen tufan hikâyeleriyle örtüşmektedir.
Öte yandan bir başka teoride Güneş’te meydana gelen büyük patlamaların, Dünya’nın manyetik alanını etkileyerek iklim değişikliklerine neden olmuş olma olasılığıdır. Bu durumda, buzulların ani erimesi ve deniz seviyelerinin yükselmesi tetiklenmiştir.
Dünya çapında bu kadar çok tufan anlatısının bulunması, yalnızca bir tesadüf olamaz. Bilimsel araştırmalar, büyük çevresel felaketlerin tarih öncesi insan toplulukları üzerinde derin etkiler bıraktığını göstermektedir. Buzulların erimesi, göktaşı çarpmaları ve devasa tsunamiler, tufan mitlerinin temelini oluşturduğu gibi görülmektedir.
Diğer taraftan, ezoterik öğretiler tufanı yalnızca bir felaket değil, aynı zamanda bir dönüşüm olarak ele almaktadır. Kabala’da tufan, insanlığın ruhsal gelişimi için bir sınav olarak yorumlanırken, Hermetik öğretilerde tufan, Atlantis bilgeliğinin kaybolup yeniden ortaya çıkmasını simgelediğinden bahsetmektedir.
Tufan efsaneleri bize geçmişin hatırasını mı anlatıyor, yoksa geleceğe dair bir uyarı mı veriyor? Belki de bu sorunun yanıtı, kayıp medeniyetlerin mirasında ve kadim yapıların taşlarında sabırla açığa çıkacağı günü beklemektedir.
Kaynakça:
Ryan, W. & Pitman, W. (1998). Noah’s Flood: The New Scientific Discoveries About The Event That Changed History.
Hancock, G. (2015). Magicians of the Gods.
Blavatsky, H.P. (1888). The Secret Doctrine.
Sitchin, Z. (1976). The 12th Planet.
Temple, R. (2003). The Sirius Mystery.
Tvedtnes, J. (2002). The Flood in the Ancient Near East.
Britannica, “Flood Mythology and Archaeology”.






