Haber Fotoğrafı: "Dünyayı Kurtaran Adam" Stanislav Petrov (Kaynak: Russia Beyond)
İnanılmaz bir süreçten geçiyor dünya. Bütün taşlar yerinden oynamış durumda. Bir zamanların sarsılmaz diye bilinen yapılarında kırılmalar, imkânsız diye bildiğimiz şeylerin gerçekleştiğine şahit oluyoruz ve bu bizi korkuya, hatta yer yer paniğe itiyor. Bir bakmışsın, dünya ısınıyor deniyor, kutuplardaki buzullar eriyor, bir bakmışsın yok, hayır, aksine soğumaya başlayacak deniyor, ekonomiler sarsılmış, pandemiler, insan kalitesindeki düşüşler… Amerika borç batağında deniyor, Mao devrinde kapalı ekonomisi ile sosyalist takılan Çin bir bakmışsın geleceğin gücü oluvermiş… hani kıyamet bekleniyordu ya dünya sonu için…. Bir zamanlar “Apocalypse Now” adlı bir film vardı, işte ben şimdi içinde bulunduğumuz şartlara öyle diyorum, “Apocalypse Now”!

Ne rahat yaşanırmış elliler, altmışlarda!... Savaştan çıkılmış, ekonomiler yapılanmada, dünya yaralarını sarıyor, belli sebep sonuçlar var, hangi adımı atarsan sonucunun ne olacağı ayan-beyan ortada! İki süper güç var topu-topu, Amerika ve Rusya, aralarında da bir soğuk savaş. “Kırmızı bir düğme var,” derlerdi her iki tarafta. Rivayet bu ya! Olası bir gerginlik çözülemedi, işler sarpa sardı, taraflardan biri o kırmızı düğmeye basmaya görsün! Hele ki, Kruşçev gibi bir deli varken Rusya’nın başında! Düğmeye bastı mıydı, gönderdi füzeleri, Amerika da armut toplamayacak ya, basacak o da kırmızı düğmeye, al sana dünyanın sonu!
Hadi canım, diyordum kendi kendime, çocuğum ya, onca koca-koca ülke, onca yetişmiş, kaliteli başkan, stratejist, böylesi bir tehlikeyi göze alır mı? Getirmezler bizi o raddelere canım! Akil insanlar, “Tehlike sadece kırılanda değil, bizim nasıl buna tepki verdiğimizde,” diyor.
İşte bu minval üzere gelişecek bu ayki konumuz!
Quo vadis dünya?
“Aldatmaca, uydurma haber, sahte bilgi” anlamına gelen “Hoax” terimi son yıllarda moda oldu. Maalesef, “Yapay Zekâ yanında, insan gücünün yerini robotların alacağı” haberinin aldatmaca mı yoksa gerçek mi olduğunu ayıramaz olduk. Üniversiteye hazırlanan yeni nesile “Bitti artık beyaz yakalıların hükümranlığı, bundan sonrası el becerisi, zanaat yani mavi yakalıların zamanı!” deniyorsa da eğilim gittikçe mekanizasyonda. İyi de ne kadar isabetli olacak bu mekanik sistem? Ne kadar güvenilir? İşte buna cevap arayacağız aşağıdaki olayda.

Sovyet erken uyarı ekranı
Dünyanın sonuna üç kala
Adamın adı Stanislav Petrov. Soğuk savaşın kritik dönemlerinde görevde olan bir Sovyet Yarbayı. 26 Eylül 1983 gecesi... Dünya uykuda... Stanislav Petrov ise, Sovyet erken uyarı sisteminin kalbinde görev başında. O dönem, iki ülkenin siyasal ilişkilerinin en gergin olduğu yıllar. Aralarındaki ilişki sadece bir siyasi rekabet değil, düpedüz bir varoluş sorunu haline gelmekle kalmamış, kısa süre önce -yani 1 Eylül’de- SSCB’nin hava sahasına izinsiz girmiş bir Kore Havayollarının uçağı vurulmuş, 246 yolcu ile 23 mürettebatın ölümüne neden olmuştu. Dolayısıyla her iki taraf da nükleer bir savaş için alarmdaydı. Öyle ki, en küçük bir fevri davranış, geri dönülmez bir olaya yol açabilirdi. İşte o 26 Eylül gecesi, bir inanılmaz yaşandı.

İçindeki hisse güvendi ve füze alarmını hiçe sayarak, 26 Eylül 1983 gecesi dünyayı bir nükleer savaştan kurtardı
Gece yarısını birkaç dakika geçe, Sovyet füze erken uyarı kontrol ekranı birden kırmızıya döndü, alarmlar çalmaya başladı. Ekranda ABD’nin Sovyet topraklarına bir balistik füze saldırısı başlattığı yazılıydı. Birinci füze, ikinci, üçüncü, dördüncü ve nihayet beşinci füze! Tam beş tane! Bunu uydu verileri de doğruluyordu. Bilgisayarlar da hata payı bırakmayacak şekilde çalışıyordu. Bu durumda protokol çok netti. Derhal bir üst komuta kademesine bildirilecek ve büyük bir ihtimalle ardından karşılık verilecekti. Bu milyonlarca insanın hayatına mal olacak bir nükleer savaş başlangıcına işaretti. O anda, odadaki herkesin gözü Stanislav Petrov’a çevrildi. Nihai kararı verecek olan oydu. İşte o noktada, Stanislav harekete geçmedi. Ona göre durumda garip bir şeyler vardı. Topu-topu beş füze atılmıştı. Oysa ki böylesi bir ülkeyi yok edecek saldırı için çok daha güçlü bir müdahale gerekmez miydi? Durum ABD’nin askerî saldırı mantığına uymuyordu. Sistemin uyarısında bir sorun olmasındı? Alacağı karar, insanlık tarihinin en ağır sorumluluklarından biriydi. Asker geçmişine, ona kazandırdığı soğukkanlılığa güvendi. Zaten sistem nispeten yeni ve potansiyel olarak güvenilmezdi. Hata vermiş olması gerektiğine kanaat getirdi, yanlış alarm olarak kayda geçti. Sonraki dakikalar, odadaki herkes için son derece gergin bir bekleyişti ama hiçbir şey olmadı. Sistem, güneş ışınlarının bulutlardan yansımasını füze gibi algılamıştı. İyi de, ya Petrov uyarıyı dikkate alarak harekete geçmiş olsaydı, dünya büyük bir felakete sürüklenmiş olacaktı. Ancak hep bilinen bir gerçek var ki, Sovyet güvenlik sisteminde, sadece üstün teknolojiler değil, içinde her zaman sorumluluk sahibi, analiz yeteneği yüksek ve en kritik anlarda dahi soğukkanlılığını koruyabilen kişilerin var olduğudur. Demek ki, en gelişmiş teknolojiler bile insan aklının önüne geçemiyordu, geçemeyecekti.

Kaynak: Los Angeles Times
Dünya dönmeye devam etti
Stanislav için ne kutlama yapıldı ne madalya ne geçit töreni. Aksine Petrov, protokole gerektiği gibi uymadığı için azar bile yedi. Hikâyesi yıllarca büyük ölçüde bilinmez kaldı. Hani tarihi genellikle güçlü figürlerin -liderlerin, hareketlerin, devrimlerin- ürünü olarak hayal ederiz ya! Bazen tarih, tek bir bireyin vicdanına bağlıdır. Sistemler, algoritmalar ve otomatik kararlar tarafından giderek daha fazla yönlendirilen bir dünyada insan hatasını ortadan kaldırmak, kararları daha hızlı ve verimli bir şekilde almak için teknolojiler geliştiriyoruz. Ancak bunu yaparken, felaketi önleyebilecek çok insanî nitelikleri bir kenara bırakma riskini alıyoruz.

Stanislav Petrov'u anlatan film
Onun yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?
Cevaplanması çok zor bir soru. Kim olsa ne yapardı bilemeyiz. Bu tamamen o kişinin algısına, formasyonuna, dikkatine… yüzlerce faktör var ne yapacağı hakkında. Çoğumuz sistemleri takip etmeye, otoriteye güvenmeye, itaate, yanlış yapma riskinden kaçınmaya şartlandırılmışızdır.
Petrov’un hikâyesi, rutin ile sonuç arasındaki çizginin çoğu zaman düşündüğümüzden daha ince olduğunu hatırlatırken, aynı zamanda şüphenin de önemini hatırlatıyor. Şüphe, aklın içeri girmesine izin veren bir çatlak gibi, Petrov’un sistemi sorgusuz sualsiz takip etmesini engelledi.

Stanislav Petrov, Dresden 2013, Ödülü'nü alırken
Ya sonra?
Stanislav Petrov yukarıda bahsettiğim gibi ödüllendirilmedi. Aksine, olayı düzgün bir şekilde belgeleyemediği ve Sovyet erken uyarı sisteminde kusurları ortaya çıkardığı için kınandı. Aynı araştırma enstitüsünde daha az hassas bir göreve atandı ve kısa süre sonra karısına bakmak için ordudan erken emekli oldu ve Moskova’nın bir banliyösünde sessiz bir yaşam sürdü. 2000 ve 2010 yılları arasında gerek belgeseller gerekse haberler aracılığı ile hikâyesi ilgi görmeye başlayınca, 2014 yılında “Dünyayı Kurtaran Adam” adlı belgeselin konusu oldu. Dresden barış ödülü yanında birçok ödül daha aldı ve 2017 Mayıs’ında Rusya’nın Fryazino kentinde 77 yaşında hayatını kaybetti, ölümü bile birkaç ay geçtikten sonra duyuruldu. Petrov her zaman, kahraman olmadığını savundu ve son yıllarında şunları söyledi: “Bu, benim işimdi. Ama o gece nöbette ben olduğum için şanslıydılar.”






