Deniz ve deniz yaşamını sevenler için alternatif tatil seçeneklerden biri olan Mavi Yolculuk muhteşem güzellikteki denizlerde kulaç atmak, doğayla bütünleşen alanlarda zaman geçirmek için ideal bir seçenek. Yeşil ve mavinin kucaklaştığı sahillerimizde bulunan birbirinden güzel koylarda yüzmek, tekne yaşamının keyfine varmak, yıldızlar altında uyuyup uyanmak, uyanır uyanmaz kendinizi mavi sulara atmak gibi, aklınızda yer edecek ve uzun süre hafızanızdan silinmeyecek güzel anlar yaşayacağınızı söyleyebilirim.
Ne yapıp edin, hayatınızda bir kez mavi tura katılın. Çünkü çok başka, paha biçilmez bir deneyim olacaktır. Ancak şunu da aklınızdan çıkarmayın: Teknede kamaralar kesinlikle otel odaları gibi ferah ve konforlu değildir; otel konforunu teknede bulamayacaksınız. Ayrıca teknede uyulması gereken kurallar vardır. Eğer Mavi Yolculuk yapmayı tercih ediyorsanız lüksünüzden vazgeçmeniz gerekecek. Tabi en lüks teknelerden birini seçerek standardı yükseltebilirsiniz, ancak hiçbir zaman beş yıldızlı tatil köyü veya otel lüksünü bulmanız söz konusu değildir. Eğer bu konforu arıyorsanız siz Mavi Yolculuk insanı değilsiniz demektir. Ayrıca birlikte seyahat edeceğiniz kişileri iyi seçmeniz gerekiyor. Derler ki, bir insanı en iyi denizde tanırsınız.

(Fotoğraf: Akile Özkaya)
Eğer gerçekten deniz insanıysanız zaten bundan sonra başka bir tatil şekli düşünemeyeceksiniz. Açık denizde yapılan yolculuk insanı hiç yormuyor. Koşturmaca yok, günlük telaşe ve rutinler yok, koca koca valizleri taşımak yok. Bütün kıyafetiniz bir şort ve bir tişörtten ibaret.
“Halikarnas Balıkçısı”
Yazdığı bir yazı nedeniyle, Cumhuriyet’in kuruluş döneminde isyanlar sırasında kurulan İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmış ve üç yıllığına Bodrum’a sürgüne gönderilmiş olan hepimizin “Halikarnas Balıkçısı” olarak tanıdığımız Cevat Şakir Kabaağaçlı, Mavi Yolculuğun kurucusu olmuş. Sürgün olarak geldiği Bodrum’a yerleştikten sonra, Yatağan adını verdiği motorsuz bir balıkçı teknesi ile Ege kıyılarını ve adalarını gezerek doğa ve tarih ile iç içe bir yaşam sürmüş.

1946 yılında ilk Mavi Yolculuk, Cevat Şakir’in balıkçı arkadaşı Paluko tarafından ayarlanan, kamarası ve tuvaleti bulunmayan “Karakuş” adını verdikleri tekneyle yapılmış. İlk mavi yolcular ise Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Erol Güney, Fuat Ömer Keskinoğlu, Sabahattin Ali ve aslında onları uğurlamaya gelen ama apar topar tekneye atılan Necati Cumalı olmuş. İlk yolcuların hepsi erkektir, ancak 1957 yılında Azra Erhat ve Alev Ebüzziya yapılan ilk kadınlı Mavi Yolculuğa katılmışlar. Halikarnas Balıkçısı’nın yeğeni seramik sanatçısı Füreya Koral, zor bir döneminde dayısının “Seni Akdeniz’in sularında yıkamak lazım kızım” sözü üzerine, “O halde yıka beni dayı” diyerek Mavi Yolculuğa katılmış. Atölyedeki bu konuşma sonrasında, “Beni de yıka!” sesleri yükselmiş ve Mina Urgan’ın da katılımıyla yolcuların sayısı 33’e ulaşmış. Bir rivayete göre Azra Erhat; “Mavi yolculuk teknesi batarsa Türkiye'nin tüm entelektüelleri/sanat çevresi yok olur” demiş. Gerçekten o dönem entelektüel üretimin merkezi haline gelen bu teknelerdeki insanların, Türkiye’nin kültürel hafızasını temsil ettiği vurgulanır. Keşif yolculuğu olarak başlamış olan yolculuk zaman içinde bir ritüele dönüşmüş. Mavi’nin en önemli reisi Sabahattin Eyüboğlu ilk gezileri hariç, yolculuklarını hep ağustos ayında yapmış.

(Fotoğraf: Akile Özkaya)
Mavi Yolculuk’un isim babası
Mavi Yolculuk adını, Cevat Şakir’in Yatağan adını verdiği teknesiyle Gökova Körfezi’nin 66 bükünü dolaşmasından esinlenerek Sabahattin Eyüboğlu tarafından verilmiş. Azra Erhat’ın deyimiyle Cevat Şakir mavi yolculuğun kurucusu ise, Sabahattin Eyüboğlu onun isim babasıdır. Bir Mavi Yolculuk’ta Bedri Rahmi Eyüboğlu, Akpınar Çeşmesi’nin yanındaki kayaya kırmızı ve siyah renklerle dev bir balık resmi çizmiş; bu sembol zamanla yolculuğun simgesi hâline gelmiş. Günümüzde resmin bulunduğu koy “Bedri Rahmi Koyu” olarak anılmaktadır. Gökova Körfezi’nde Mavi Yolculuk’a çıkan tüm tekneler mutlaka bu koya uğrar.
1965’te Marmarisli Ali Kaptan’ın 16 metrelik “Hürriyet” isimli teknesi devreye girmesiyle mavi yolcular biraz lükse kavuşmuş, içinde tuvalet bulunan bir kamara gibi, katılımcılar da hızla artmış. O günlerde Türkiye’nin kalburüstü tüm aydınları, bilim insanları, sanatçıları birer mavi yolcusudur. Kamarası, özel banyosu ve tuvaleti olmayan iptidai şartlardaki teknelerle başlayan Mavi Yolculuk; bugün milyon euroluk bir sektöre dönüşmüş durumda. Mavi tur yapılan yatlarda artık klima, televizyon, internet, uydu, müzik sistemi, sauna, jakuzi, su sporları ve saymakla bitmeyecek birçok hizmet konukların beğenisine sunulmaktadır. Balıkçı’nın çağrısına uyup gelenler, o günlerde on beş - yirmi kişiydi. Bugün binlerce kişi o bölgelere gelip gidiyor; ancak mavi yolculuğu, mavi yolculuk gibi yapmak gerekiyor.

(Fotoğraf: Akile Özkaya)
Dünyada eşi yok…
‘Mavi Yolculuk’ ülkemizin çok önemli kültür değerlerinden biri. Dünyada eşi yok. Bunu Mavi Yolculuk kıyılarımızın muhteşem doğasına ve tarihî mirasına borçluyuz. Düşünsenize teknede manzaranız hiç eksik olmuyor! Neticede hep denizin üzerindesiniz. Üstelik her gün farklı bir koy farklı bir manzara. Değişmeyen tek şey denizin muhteşem güzelliği. Sevdiklerinizle birlikte, dilerseniz her gece yıldızların altında uyuyup, sabahları yüzünüzü yıkamak yerine kendinizi denizin kollarına bırakıyorsunuz. Sabah duşunuzu denizde aldıktan sonra, aşçının hazırlamış olduğu kahvaltı masası size dünyanın en lezzetli sofrası gibi gelecektir. Kuş sesleri eşliğinde yapacağınız kahvaltı ve bol sohbetli bir kahve molasından sonra denizde balıklarla yüzmeye devam edebilirsiniz. Zaman zaman yunuslar size eşlik eder, bazen de bir Caretta Caretta çıkar karşınıza.
Güneş ve deniz insanı çabuk acıktırıyor. Bu yüzden gündelik hayatınızda öğlen yemeği yemiyor olsanız bile, teknede öğlen için pişen yemeklerin kokusu etrafı sarmaya başladığında masanın hazırlanmasını sabırsızlıkla bekliyorsunuz. Akşam yemekleri ile kıyaslandığında görece daha hafif ve sade hazırlanan yemeği iştahla yedikten sonra, o saate kadar sanki bütün gün çalışmış gibi bir ağırlık çökmeye başlıyor. Güneş tam tepede, hava oldukça ısınmış, cırcır böceklerinin sesleri ninni gibi gelirken gözkapaklarınızın kapanmasına engel olamıyorsunuz. Zaten direnmeniz için bir neden de yok, uykunun dayanılmaz hafifliğine kendinizi bırakırken, sıcak iklim ülkelerinde neden “siesta” yaptıklarını çok iyi anlıyorsunuz.
Nazmiye Önder
Bu kısa uyku molasından sonra yeniden mavi sulara atlayarak tamamen enerji dolu olarak günün ikinci yarısına başlıyorsunuz. Akşam yemeğine kadar batık şehirlerin içinde yüzebilir, gün boyu dalış, su sporları, rüzgâr sörfü, kano gibi aktivitelerle gününüzü hareketlendirebilirsiniz. İngilizlerin hiç kaçırmadıkları beş çayı molası teknenin olmazsa olmazları. Bazen aşçı sürpriz yapıp nefis keklerle bu saati taçlandırarak size sürpriz yapmak isteyebilir ama mutfaktan yükselen şahane kokular, gelecek lezzetlerin ön habercisidir. Doya doya yeşili seyre daldığınız, bol muhabbet, güzel yemekler eşliğinde geçen günün sonuna doğru artık duş alıp yemek öncesi serin içecekler elinizde gün batımını karşılama zamanı. Üstelik her gün farklı bir yerde gün batımını izliyorsunuz.

Aşçının her akşam özenle hazırladığı mezeler ve yemek eşliğinde, yıldızların altında uzun sohbetlere dalmak veya kendi konfor alanınızı yaratmak sizin seçiminize kalmış. Uzun gecenin sonunda dilerseniz kamaranıza giderek kendi alanınızda uykuya geçebilir, dilerseniz güvertede yıldızların altında hayaller kurarak uykuya dalabilirsiniz. Eğer güvertede uyumayı tercih ettiyseniz, günün ilk ışıklarının sizi uyandıracağından emin olabilirsiniz. Gün doğumunu izlemeyi kaçırmanız mümkün değil.






