SANAT - Raşel Rakella Asal
Haber fotoğrafı: Marcel Duchamp'ın gençliği
Her sanat yapıtında uçsuz bucaksız bir atlas açılır karşımıza. Bir sanat yapıtına baktığımızda hayata, içimizi yeniden bulmuş gibi bakarız. Bir tür baş dönmesine kapılmamak mümkün değildir. İmgelerimiz harekete geçmiştir, yeni yeni ufuklar açılmıştır önümüze, sorgulamalar başlamıştır. Çünkü sanat, hayata dokunmaktır. Sanatçı iseniz, bir evren yaratmanın peşine düşmüşsünüzdür. Dünyayı ancak dokunduğunuz yerden yakalayabilirsiniz.
Günümüzde sanat, her gün biraz daha bireysel olana, özgünlüğe, buluşa, renge, forma, çizgiye, fırça vuruşuna, düşünceye, kavrama, dışavuruma dönüştü. Artık sanat, her dönemden daha çok bireyle ilişkili ve biçimi de bu doğrultuda kendine ait bir sanat dili ekseninde oluşmakta. Çağımız sanatı artık akımsal değil, kişiseldir.
1960’lı yıllarda ortaya çıkan sanat yaklaşımları, sadece biçimciliğe bir tepki olmayıp, kendinden önceki sanat akımlarına ilişkin kabulleri ve önermeleri sorguluyordu. Sanata, alternatif teknikler ve malzemeler sunuyor, malzeme ve olanakların çeşitliliği ile yapıtlar disiplinlerarası bir statü kazanıyordu. Dolayısıyla sanatçının ve izleyicinin rolü yeniden biçimlendirilmiş, sanatın ve sanat yapıtının tanımı genişletilmiş oluyordu. 1960’lı yıllarda çağdaş sanatın en etkili anlatım dilinden biri olan yerleştirme sanatının ortaya çıkmasıyla mekân da sanata dahil oluyordu. Bu sanat anlayışında mekân, yalnız sanatın yer aldığı alan olmanın ötesinde, sanatın düşünce boyutunu oluşturdu.

Marcel Duchamp (Fotoğraf: Henri Cartier, 1968)
Kavramsal sanat ve Marcel Duchamp
Kavramsal sanat, sanatı sorgulayan ve geleneksel sanatın sınırlarını zorlayan bir sanat akımıdır. 1960’larda sanat sahnesinde yer alan bu akıma göre, bir sanat eserinde önemli olan sanatçının yapıtı yaratırken yoğunlaştığı kavramdır.
Kavramsal sanatın babası olarak Marcel Duchamp’ı gösterebiliriz. Dada sanatının önemli isimlerinden Duchamp, 1917 yılında sergilediği “Çeşme” (Pisuvar) adlı işiyle sanatı, tüm görsel estetik kurallarından uzaklaştırmış, sanatta gelenekten kesin bir kopuşa yol açmış ve neyin sanat sayılabileceğini tartışmaya açmıştır.
Duchamp’ın bu kışkırtıcı buluşundan önce, sanat insan yapımı, genelde estetik değerlere sahip, teknik ve düşünsel açılardan değerli, çerçevelenip duvara asılan veya bir kaide üzerinde sergilenen bir şeydi. Duchamp, bir sanatçının yapıtını tasarlarken kavramların önce gelmesi gerektiğini söylüyordu. Ancak kavramlar önce geldiği takdirde, sanatçının en iyi ifade biçimini bulabilmesi için hangi araçlara başvurması gerektiğini sanatçının kendisi belirleyebilirdi. İddiasını bir Pisuvarla gerçekleştirerek sanata bakışımızı sorgulamış oldu. Sanat artık salt resimler ve heykeller olarak görülmeyecek, sanatçı nasıl görülmesine karar verdiyse o şekilde görülecekti. Sanat artık güzellikle ilgili bir şey olmak durumunda değildi; sanat fikirle ilgili olacaktı ve bu fikirler artık sanatçı hangi aracı seçerse o şekilde ifade edilebilecekti.

Marcel Duchamp’ın Pisuvar’ı (Çeşme), 1917
Bir çağ içinde ortaya konan eserlerden, çağın ruhunu yakalamak mümkün. Tıpkı 20. yüzyıla damgasını vurmuş, sanat tarihine ready-made kavramını getirmiş Marcel Duchamp’ın eserleri gibi… Duchamp, yaptığı eserlerle sanat tarihinin zirvesindeydi ve “kavramsal sanat” düşüncesiyle zihinlerde yıkıcı bir etkide bulundu. Onun hazır nesnelerle yaptığı çalışmalar, burjuva sanat anlayışına bir karşı çıkıştı. 1917 yılında, Amerika’dayken yaptığı “Fountain” ya da en bilinen adıyla “Pisuvar” ya da “Çeşme”, epey tepki çekmişti. Sonradan bu ready-made nesne, “kavramsal sanat” anlayışının yolunu açacaktı.
Bir pisuvar sanat eseri olabilir mi?
Duchamp’ın seri üretim ve kendi tabiriyle hazır-nesne’leri yüksek kültür, alçak kültür tartışmalarını da şiddetlendirmiştir. Bir sergi için gönderdiği Pisuvar, sergiye kabul edilmemiş ve zamanın çoğu eleştirmeni tarafından sanata yapılmış bir hakaret olarak kabul edilmiştir. “Bir pisuvar sanat eseri olabilir mi?” sorusu şüphesiz Duchamp’ın yeni fikrini günümüz için bir kısırdöngü haline getirmiştir. O gün sergilere kabul edilmeyen bu fikir, günümüzde sanatın temel taşlarından biri haline gelmiştir. Ağır eleştirilere rağmen sanat nesnesi o gün düşünsel ve kavramsal yönü ile tamamen değişmiştir. Teknoloji de sanatın bu manidar buluşmasında sıradan bir fabrikada sıradan bir kişi tarafından üretilen bir seri üretim nesnesi, sanatçı tarafından seçilerek kutsanmıştır. Bu sebeple birçok eleştirmen ve yazar da Çağdaş Sanat’ı Duchamp’tan sonrası olarak görmektedir.

Marcel Duchamp, Bisiklet Tekerleği, 1913, 6'ncı versiyon
Duchamp, bu eserinde herhangi bir pisuvarı baş aşağı çevirmiş, altına R. Mutt imzasını atmış ve sergilenmesi için New York’ta bir galeriye göndermişti. Elbette sıra dışıydı ve galeri tarafından sergilenmemişti. Duchamp’ın bakış açısına göre sıradan ve gündelik kullanılan bir nesne, sanat nesnesi yapılabilirdi. Bu anlayış, sadece geleneksel heykel anlayışı açısından değil; 20. yüzyılın modern sanat yaklaşımı açısından da sıra dışıydı. Duchamp sanatı bir zanaat olarak değil, bir fikir olarak görüyordu. Ona göre önemli olan, eserin yapılma şekli veya kullanılan malzemeler değil, eserin arkasında yatan fikirdi.






