Haber fotoğrafı: Poldi Goldenberg


Öyle mekânlar vardır ki, insan eliyle sorumsuzca yok edilseler dahi kent belleğinden silinmezler. Park Otel de bu mekânlardan biridir. Gümüşsuyu’nda 1930-1979 tarihleri arasında hizmet veren tarihî Park Otel binası yerinde günümüzde “CVK Bosphorus Otel” adıyla 378 otel odası ve 60 rezidans dairesi bulunan bina yer almaktadır.

Park Otel, ömrünün son 16 yılını orada geçiren Yahya Kemal Beyatlı ile özdeşleşmiş bir mekândır.

Refik Halid Karay’ın “Ekmek Elden Su Gölden” romanındaki olaylar Park Oteli’nin pastanesinde başlar. Peyami Safa’nın “Yalnızız” romanının kahramanı, Paris hayaliyle yanıp tutuşan Meral, arkadaşı Feriha ile Park Otel’de buluşur. Halide Edip’in “Yol Palas Cinayeti” romanının kahramanlarından Bayan Sallabaş, dostlarıyla Park Otel’de çay içmeye gider. Park Otel, bir bellek mekânı olarak Erendüz Atasü’nün bir öyküsünde şu şekilde yer almıştır… Anne-babasının evlilik töreninin yapıldığı Park Otel’i bulmak için Beyoğlu’na gelen bir kadına bir duvar şöyle seslenir: “Bilmez misin ki, insanların belleği bulanıklaştı mı, yapılar çürür. Biz insanların belleğinin yansımalarından başka neyiz ki… Kimse anımsamıyorsa, belki de yıkılmıştır Park Otel.”1


Tarihî Park Oteli’nin Dolmabahçe kıyısından görünümü

Mademki edebiyattan başladık Meltem Yönder’in 2000 yılında kaleme aldığı bir yaşam romanı olan “Şişman Viktorya”dan bir pasaj aktararak sürdürelim:

Park Oteli’nin lokantası tıka basa doluydu. Geniş camlardan teras ve karşı sahilin ışıkları görünüyordu. Şehrin kalburüstü aileleri her zamanki masalarına kurulmuşlar; hem orkestrayı dinliyorlar, tabaklarındaki lezzetli yemekleri yiyorlar, hem de aralarında konuşup gülüşüyorlardı. (…) Orkestra istek üzerine güzel bir polka çalmaktaydı. Leopard zaman zaman gülümseyerek hem etrafı seyrediyor hem de neşe içinde viyolonselini çalıyordu.”2

Kitapta geçen ismiyle Leopard veya herkesin telaffuz ettiği adıyla kimdi Poldi?



Yıl 1957, Poldi Goldenberg Park Otel’de baterisinin başında


2006 yılında Şalom’da kaleme aldığım “Yılın Son Haftası” başlıklı başyazımda 2023’te aramızdan ayrılan Roni Margulies’in “Bugün Pazar, Yahudiler azar3 kitabına değinmiş ve şu satırları kaleme almıştım:
Margulies’in kitabında Atatürk’ün, soyadını aynı anlama gelen ‘Altındağ’a değiştirmesini önerdiği baterist Poldi’nin oğlu Cozi ile arkadaş olduğunu okumam, ağabeyinin de benim en candan arkadaşım Sami Altındağ olduğunu anımsattı.4

Meltem Yönder’in kitabında viyolonsel çaldığı belirtilen Leopard ile Margulies’in kitabında bateri çaldığı ifade edilen Poldi’nin aynı kişiler olduğu kesin.

Otel, sık sık Mustafa Kemal Atatürk’ü ağırladı
Türkiye’nin 1960 yılına kadar en büyük oteli unvanını taşıyan Park Otel -Hilton ile bu unvanı yitirdi- İstanbul’u ziyaret eden çok sayıda ünlüyü ağırladı, ev sahibi olduğu balolar, danslı çay saatleri gibi etkinlikler Batılı yaşamın deneyimlenmesinde rol oynadı. Özellikle lokanta kısmının birinci sınıf orkestrası ve yemekleriyle ün kazanan otel, sık sık Mustafa Kemal Atatürk’ü ağırladı. İşte böylesi bir vesilede Atatürk, Poldi’ye Goldenberg soyadı yerine aynı anlamı taşıyan Altındağ soyadını verdi.

Gelin, Park Otel ortamını, gençlik dostum, bu yıl vefat eden ünlü yazar Selim İleri’nin satırlarından yansıtalım.5


Park Oteli’nin ünlü lokantası

Park Oteli’nin geniş bahçesi, büyük cam kapılar, geniş, mermer sütunlu antre ve benim şatafatlı bir lokantada ilk akşam yemeğim. Otelin yüksek tavanlı yemek salonuna giriyoruz. Küçük bir orkestra duyulur duyulmaz çalıyor. Masalar birbirine uzak yerleştirilmiş. Garsonlar koşuşuyorlar. Beyaz porselen tabaklar, gümüş çatal bıçak…”

Ve de benim düşümde canlandırdığım o an:
1935 yazının İstanbul gecesi, Park Otel’in geniş salonu ışıl ışıl; avizeler parlıyor, dans eden çiftler cazın ritmiyle savruluyor. Masalardaki kristal kadehler titreşiyor, herkes modern bir dünyanın parçası olmanın coşkusunu hissediyor.

Sahnenin gerisinde, bagetleri elinde sıkıca kavrayan biri var: Poldi Goldenberg. Bükreş’ten kopup gelmiş, yollar onu İstanbul’a savurmuş. Artık Boğaz’ın kıyısında, baterisinin başında yeni bir hayat kuruyor.

Bagetler vurdukça, zil sesleri salonda yankılandıkça caz daha coşkulu bir hale geliyor. Poldi’nin ritmi dans eden çiftlerin adımlarına hayat veriyor. Onun davulu, sürgünlerin hikâyesi değil, yeni başlangıcın heyecanını anlatıyor.

Kapı açılıyor. Mustafa Kemal Atatürk içeri giriyor. Salonda bir uğultu, sonra sessizlik... Orkestra coşkuyu artırırken, Atatürk dikkatle sahneye bakıyor. Özellikle baterinin başındaki adama. Kısa bir süre yalnızca davulun ritmi duyuluyor. Atatürk sahneye yaklaşarak soruyor:

-Adın nedir?

-Poldi Goldenberg, Paşam.

Atatürk gülümsüyor ve ardından tok bir sesle; “Bundan sonra senin soyadın Altındağ olsun” diyor. Poldi’nin bagetleri bir an havada asılı kalıyor. Gözleri dolu, kalbi çarpıyor ama ritim hiç bozulmuyor. O anda yalnızca bir müzisyenin değil, bir göçmenin de kaderi değişiyor. Salonda fısıldaşmalar dolaşıyor: “Atatürk az önce bateriste soyadı verdi.” Ve caz müziği devam ediyor…


Sol başta Poldi Goldenberg, önde bandoneon çalan ve Arjantin tangosunu Türkiye’ye getiren Orhan Afşar

Şimdi olayın zihnimde tasarladığım şekliyle değil, gerçek akışını Poldi’nin oğlu Sami Altındağ ile gerçekleştirdiğim kısa söyleşiden aktarıyorum.

-Sevgili Sami baban nerede doğdu?
Babam Türkiye’de doğdu. Romanya uyrukluydu ve Romanya’da kısa bir askerlik yaptı. Sonra da Türkiye’de askerlik yaptı.

-Peki Altındağ soyadını aldığı zaman ismi de değişti mi?
Babamın soyadı Altındağ değil Şenaltındağ idi. “Şen” Atatürk’ün verdiği bir lakap, bir orta isim gibiydi. Çünkü babam çok komikti ve herkesi güldürürdü. Atatürk’ü de güldürürmüş. “Senin de adın Şen olsun” demiş Atatürk, “Sonra da Altındağ…” Ancak nüfus dairesindeki memur Şen ile Altındağ’ı bitişik olarak yazınca, babam da uğraşmak istemediği için soyadı “Şenaltındağ” olarak kayda geçmiş.

-Peki, Poldi ismi de değişti mi?
Evet ismi de değişti. Feridun oldu. Bütün orkestra elemanlarının isimleri, soyadları değişti.


Bateride Poldi Goldenberg, Türk cazının kuruluş döneminde olağanüstü bir klarnetçi ve bir alto saksafoncu olan Hrant Lusigyan ile birlikte

-Baban ne çalardı, bateri mi, viyolonsel mi?
Bateri çalardı, kontrbasçı rahatsızlandığı zaman kontrbas çalardı, akordeoncu hastalanınca akordeon çalardı. Viyolonsel hiç çalmadı. Babamın babası Samuel Goldenberg Sarayda viyolonsel ve piyano öğretmeniydi.

-Babanı tanıdığımda hatırlıyorum Hilton’da empresaryoluk da yapıyordu, değil mi?
Elli yaşına kadar davul çaldı. Elli yaşından sonra empresaryoluk6 yaptı. Genelde Park Otel’de çalıştı. Atatürk zamanında ve o ölene kadar Ankara’da, İstanbul’da Pera Palas’ta ve Park Otel’de düzenlenen baloların değişmez orkestrası oldular. Dolmabahçe Sarayı’nda da çalıyorlardı. Elli yaşından sonra empresaryo olarak orkestra, dansöz ve folklor ekiplerinin organizasyonları ile ilgilendi.

-Babanın Yahudi toplumu ile ilişkisi nasıldı?
Babam uzun yıllar sinagogda koro şefliği yaptı.

Park Otel’in tarihi 7
Park Otel’in arsası üzerinde inşa edilen ilk yapı, İtalyan Büyükelçisi Baron Alberto Blanc’ın 1890 yılında yaptırdığı 60 odalı konaktır. Baron Blanc görevini tamamlayarak ülkesine geri döndüğünde Sultan Abdülhamid Osmanlı Devleti adına köşkü satın aldı ve Hariciye Nazırı Ahmet Tevfik Paşa’nın oturması için tahsis etti.


İtalyan Büyükelçisi Baron Alberto Blanc’ın 1890 yılında yaptırdığı 60 odalı konak


1912 yılında çıkan yangında konağın ahşap kısımları, içindeki değerli eşyalarla birlikte yandı. Konağın yangından kurtulan kısmına dört katlı bir bina eklenerek, konak 1930 yılında 24 oda kapasiteli bir otele dönüştü ve kiraya verilen tesis, lokantacı Aram Hıdır yönetiminde Park Otel ismini alarak üne kavuştu.

Otel’in ilk personel kadrosu Ermeni ve Rumlardan oluşmaktaydı. Bir barı, lokantası, gece kulübü ve pastanesi bulunuyordu. Hilton ve daha konforlu çok sayıda otelin açılması üzerine Aram Hıdır, 1979 yılında oteli kapama kararı aldı.

1988 yılında Belediye Başkanı Bedrettin Dalan döneminde Park Otel’in yerine 33 katlı bir binanın inşasına izin verilmesi üzerine hukuki mücadele başladı.



Ayaspaşa semtinin sokaklarından biri olan Ağa Çırağı Sokağı’nın satılıp -sokakların satıldığına ilk kez tanık oldum- otelin içine katılması büyük tepki uyandırdı. Semt sakinlerinin örgütlenip açtıkları dava sonucu inşaat mühürlendi. 1993 yılında, binanın Alman Konsolosluğu’nun yüksekliğini geçen 17 katı törenle yıkıldı.

Otel 2013 yılında “CVK Bosphorus Otel” adı altında tamamlanarak faaliyete geçti. Satın alınıp otelin arsasına katılan Ağa Çırağı Sokağı’nın bir izi olarak iki bloktan oluşan projede binaların arasında yaya geçişi için bir yol açıldı.


Tarihî bina yerine açılan CVK Bosphorus Otel

Dipnotlar:
1 https://dergipark.org.tr/tr/pub/moment/issue/35660/398700
2 “Şişman Viktorya”, Meltem Yönder, s. 94.
3 “Bugün Pazar Yahudiler Azar”, Roni Margulies, 2006.
4 Yakup Barokas, Şalom Gazetesi, 27 Aralık 2006.
5 “İstanbul Lale ile Sümbül”, Selim İleri, s. 58-59.
6 Fransızca imprésario “tiyatro veya gösteri organizatörü” sözcüğünden alıntıdır.
7 https://tr.wikipedia.org/wiki/Park_Otel