Film, ünlü bir fotoğrafçının radikal bir karar alarak kendisini yazarlığa adamasından sonra yaşadığı ekonomik, sosyal ve psikolojik yıkımı anlatıyor. Sefil bir hayatın insanın içini acıtan öyküsüyle film, son derece dürüst, sade, gösterişsiz ve etkileyici olma özelliklerini bünyesinde barındırıyor.

 

 (KÜNYE) “A PIED D’OEUVRE / AT WORK”
Yön: Valérie Donzelli - Sen: V. Donzelli - Gilles Marchand - Gör: Irina Lubtchansky - Müz: Jean-Michel Bernard - Kur: Pauline Gaillard -
Oyn: Bastien Bouillon - Virginie Ledoyen - André Marcon - Marie Rivière - Claude Perron - Mike Bujoli

Valérie Donzelli’nin “İş Başında / À pied d’œuvre / At Work” adlı biyografik draması son Venedik Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü kazandı. İKSV’nin Lale Kart Film Kulübü Buluşmaları kapsamında filmi izleme fırsatını buldum. 21 Ocak 2026’da Fransa’da vizyona girmiş olan bu film bizde henüz ithal edilmedi. Sefil bir hayatın insanın içini acıtan öyküsü olarak özetlenebilecek film son derece dürüst, sade, gösterişsiz ve etkileyici olma özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Radikal bir tercihle hayatına yeni bir yön ararken sefalete sürüklenen ünlü eski bir moda fotografçısının yüreklere hitap eden öyküsünde, yılın en başarılı duygusal filmlerinden birini izledik. Salondan çıkan herkesin suratındaki mutluluk ifadesi bana “işte sinemanın büyüsü budur dedirtti. “İş Başında” başlığını bir kenara not ediniz, Nisan ayındaki İstanbul Film Festivali’nde bu olağanüstü filmi izleme keyfinden kendinizi mahrum etmeyiniz.


Valérie Donzelli

YALIN, SERT, ELEŞTİREL BİR FİLM
Konusunu gerçek bir hayat hikayesinden, fotoğrafçı ve yazar Franck Courtès’in aynı adlı otobiyografik romanından alan filmin senaryosunda Gilles Marchand ve yönetmen Valérie Donzelli’nin imzası var. Film Paul Marquet (Bastien Bouillon) adlı fotografçının zirvede olduğu bir noktada, bütün düzenini bırakarak yazarlığa adanmasını ve bunun sonuncunda yaşadığı ekonomik, sosyal ve psikolojik yıkımı anlatıyor. Kariyerinin zirvesinde olan Paul, tutkusunun peşinden koşarken maddi sıkıntılar ve kişisel mücadelelere karşı karşıya kalarak başarısını bir kenara bırakır, kendisini yazarlığa adanma kararını alır. Ancak bu hamleyle birlikte mali anlamda zorluklarla, işsizlik ya da belirsizlikle karşılaşır. Valérie Donzelli yorumunda, günümüz Fransa’sında (ve daha geniş olarak batıda) sanatçıların ve serbest çalışanların yaşadığı ekonomik güvencesizliği görünür kılmayı amaçlamış. Sakin ve duru sinema diliyle, dürüst yorumuyla bunu başararak yönetmenlik kariyerinin en iyi işini çıkarabilmiş.

Film, neoliberal piyasa koşullarının yaratıcı emeği nasıl aşındırdığına dair eleştirel tonuyla ilgi çekiyor. Eleştirmenler bu nedenle filmi, güncel toplumsal rahatsızlıklar üzerine etkileyici bir film olarak yorumladılar. Yönetmenlik kariyerinin en yalın, sert ve eleştirel filmini yapan genç Fransız sanatçı, her şeyi bırakıp yazılarıyla yaşamaya çalışan, ancak başarıyı yakalayamayan eski bir fotoğrafçının hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Valérie Donzelli özgürlüğü vaat edip onu çalan kapitalist bir toplumun serapları üzerinden kariyerinin en politik, en savunmasız filmine imza atıyor. “İş Başında”, büyük jestlerden çok küçük gerçeklere yaslanan, yaratıcılık bedelini kişisel bir öykü üzerinden gözlere seren bir film. Donzelli’nin yönetmenlik tercihi (sadeliği, yüzeyin altındaki ekonomik gerçekleri göstermek) filmi günümüzün çalışma koşulları üzerine düşündüren bir yapıt haline getiriyor. Güncelliğini kaybetmeyen bir konuyu Donzelli yalın, dürüst bir sinema diliyle, Frank Courtès’in otobiyografik romanının taşıdığı duyguyu perdeye aktarmış.

Bu minimalist anlatım tercihi, yapısal olarak daha büyük duygusal patlamalar bekleyenler için az heyecanlı, durağan, yavaş tempolu bulunabilir. Donzelli filmin “dürüstlük” üzerine kurulu olması gerektiğini, her sahnede sadelik ve yalınlık aradığını söyledi; amacının karakterlerin seçimlerini kişisel ve radikal olarak sunmak ve bu kişisel tercihinin maddi sonuçlarını saklamadan göstermek istediğini ifade etti. Fransız sanatçı, filmin sanat ve emek arasındaki gerilime özellikle odaklandığını, yazarlığın maddi olarak sürdürülemez hale geldiğine dair gözlemlerini filmin merkezine koyduğunu belirtti. Bu açıklaması filmin toplumsal eleştiri boyutunu doğrular nitelikte.  Donzelli minimal ve içe dönük anlatısıyla olayları büyük melodramatik kırılmalarla değil, daha çok günlük küçük darbelerle (küçük işler, reddedilen kitap taslakları, para sıkıntıları gibi) kuruyor. Tercih edilen bu tempoyla karakterin yavaş aşınmasını izleyiciye hissettirilerek, çöküş değil, usul usul erime hissi veriliyor.


Bastien Bouillon, Virginie Ledoyen ve Marie Rivière

Ayda 3 bin ile 8 bin Euro arasında kazanırken, her şeyden vazgeçip yazar olmaya karar veren 42 yaşındaki Paul Marquet’nin yazdığı üç roman satmaz. Editörü ve yayınevinin sahibi Alice’ten (Virginie Ledoyen) dördüncü kitabı için aldığı avansı geri ödeyemez. Çünkü kendisine yeni bir kitap için şans tanınmayacağı söylenmiştir. Fotoğraf makinelerini yok pahasına satmasına rağmen birikimi tükenince iş aramaya koyulur; başvurularının tümünden ret cevabı alır. Daha önce hiç karşılaşmadığı yoksullukla yüzleşen, kirasını ödeyemeyen Paul bir yakınının evinin bodrum katına yerleşir. İlk işini şantiyede boğaz tokluğuna çalışarak bulur. İşsizlik sigortası 300 Euro’nun dışında, 20 Euro’ya ölesiye çalıştığı işlerle hayatını sürdürmeye çalışır. Paul’un aile hayatı da içler acısıdır. Karısı onu terk edip iki çocuğunu da yanına alıp Montreal’e gider. Kız kardeşi onu para kazanamadığı için aşağılar. Babasının arabasıyla kaçak taksi şoförlüğü yapar. Ağır işlerde çalışınca sırtına ağrılar girer. Sefalet içindeki hayatı onu depresyona sürükler.


Bastien Bouillon

20 Euro’ya kiraladığı çaresiz bir işçiyi eziyet ettirircesine emirler yağdırarak çalıştıran burjuvaları izlerken ben insanlığımdan utandım. Paul zoom aracılığıyla görüştüğü oğlunun prestijli bir şirkette iş bulduğunu, kızının da yeni hayatında mutlu olduğunu öğrenir. Karısı ise moral bozucu söylemini sürdürür. Yoksulluğu göze alarak özgürlüğünü seçen Paul, tuttuğu günlüğü kitap taslağı haline getirerek Alice’e verir. Yazdığı metin beğeni kazanınca yayınlanır; ancak aldığı avansı iade edemediği için kendisine bir ücret ödenmez. Kaydolduğu iş bulma uygulamasından gelen işleri alarak hayatını sürdürür. Epizodik yapısıyla film, kahramanının çeşitli geçici işlere, küçük karşılaşmalara ve yazma mücadelelerine takılan bir dizi kesit sunar. Film, sanat üretiminin romantik imgesini aşındırıp arka plandaki küçük görünür emek biçimlerini gösterir. Donzelli, Paul’un özgürlük arayışını, özgürlüğün maddi ve psikolojik maliyetiyle birlikte gösterir.

YÜREKLERE HİTAP EDEN BİYOGRAFİ
Film radikal bir tercih üzerinden özgürlük, yeni kimlik, yaratıcılık tutkusu ve toplumsal konum değişikliği gibi temaların hakkını veriyor. Donzelli’nin açıklamalarına göre filmde, yazarlığa adanma, konforlu yaşamı terk etme, yazma eylemiyle gelen riskler gibi unsurları içeren, dürüst ve öznel bir bakış açısıyla tematik vurgular ele alınmış. Sanat yaklaşımıyla ve toplumun beklentileriyle ilgili sorgulamalarıyla film, görece sıra dışı bir konuya ışık tutuyor: Başarılı bir kariyeri bırakıp “gerçek tutkuyla” yaşama geçme fikri. Bu film, yönetmenin önce yaptıklarından farklı olarak daha az dramatik, melodrama kaçıp belki daha sessiz, içsel bir karakter politikası izliyor. Film sinema sanatında yaratıcı kimlik, özgürlüğün bedeli, başarıyla arasındaki gerilim gibi temalara da eğiliyor. Senaryo, filmin başkahramanı Paul’ü içe dönük, kararlı ama giderek kırılgan bir figür olarak ele alıyor. Senarist ikilisi uyarlamalarında, otobiyografik “kişisel anı” dokusunu korurken, sinematografik olarak günlük hayatın ayrıntılarına odaklanmayı tercih etmiş.


Virginie Ledoyen 

Dominik Moll’un fetiş senaryo yazarı olan Gilles Marchand (62) aynı zamanda yönetmen ve oyuncu. Moll’un altı César Ödüllü polisiye draması “La Nuit Du 12” ile Marchand’ın bir César Ödülü var. Moll’un bu yıl Cannes’da büyük beğeni kazanan Sarı Yelekliler polisiyesi “137 No.lu Dosya”nın senaryosu Marchand’ın elinden çıkma idi. Donzelli filmini şöyle tarif ediyor: “İş Başında, rahat hayatını geride bırakıp kendini yazmaya adayan ve sonunda güvencesizliğe sürüklenen bir adamın portresi. Bu radikal ve son derece kişisel tercih beni derinden etkiledi. Yolculuğun dürüstlüğüne, sadeliğine ve disiplinine sadık kalmak istedim. Gilles Marchand ile birlikte dik, nazik ve kararlı bir karakter yazdık. Bastien Bouillon, sessiz gücü ve mütevazi duruşuyla hemen akla gelen ilk isim oldu. Bu film, sessiz, gösterişsiz ama durdurulamaz bir tutkuyla, ne olursa olsun yaratma ihtiyacıyla yönlendirilen bir hayata verdiğimiz değeri sorguluyor.”

Arnaud Desplechin’in iki önemli filmi “Roubaix, Une Lumiere” ve “Les Fantômes d’Ismaël”in görüntü yönetmeni Irina Lubtchansky bu filmde genellikle gösterişten kaçan bir estetikle, doğal ışık ve sade kompozisyonu tercih etmiş. Fransız piyanist, müzik hocası ve bestekar Jean-Michel Bernard, Fransız şarkıcıların hit parçalarını da içine alan müzik partisyonu hikâyenin sıradanlığını ve bazen boğuculuğunu destekliyor. 1985 doğumlu sinema ve TV oyuncusu, tiyatro yönetmeni Bastien Bouillon müthiş performansıyla filmin yükünü omuzlarında taşıyor. İki César Ödüllü “Le Comte de Monte-Cristo”, Dominik Moll’un altı César Ödüllü polisiye gerilimi “La Nuit Du 12”dan tanıdığımız Bouillon, içe dönük, kararlı, kırılgan Paul rolünde, yüz ve beden performansıyla övgüyü hak ediyor. Yan karakterlerde Paul’un kararını anlamaya çalışan editör rolünde Virginie Ledoyen, deneyimli André Marcon ve Claude Perron var.


Filmin ekibi Vanedik Film Festivalinde


Yönetmen Valérie Donzelli ile bitirecek olursak, 1973’te ressam-heykeltraş Dante Donzelli’nin torunu olarak doğdu, 18 yaşında mimarlık okumak için gittiği Paris’te oyuncu Jérémie Elkaïm’in teşvikiyle sinemaya yöneldi. Yüz otuzun üzerinde filmde oynadı. İlk uzun metrajlı yönetmenlik denemesi “Kalplerin Kraliçesi / La Reine des Pommes”un senaryosunu yazıp, oyuncu kadrosunda yer aldı. Yönettiği dokuz filmin en ünlüsü, senaryosunu Audrey Diwan ile birlikte yazdığı “Narsistle Aşk / L’amour et les Forets” 2024 En İyi Senaryo César Ödülü’nü kazandı.  

2025 TOP TEN
(2025’in en iyi film sıralaması şöyle)

1- SAVAŞ ÜSTÜNE SAVAŞ          (Paul Thomas Anderson)
2- MANEVİ DEĞER                      (Joachim Trier)
3- YENİ DALGA                             (Richard Linklater
4- SIRAT                                          (Oliver Laxe)
5- MUHTEŞEM MARTY              (Josh Safdie)
6- MALLARIN EN DEĞERLİSİ  (Michel Hazanavicius)
7- İŞ BAŞINDA                                (Valérie Donzelli)
8- HAYALLER                                (Dag Johan Haugerud)
9- BİR ŞAİR                                     (Simón Mesa Soto)
10- BASİT BİR KAZA                    (Jafar Panahi)