Pandemi zamanında WhatsApp gruplarında ne idiği belirsiz sesli mesajlar dolaşıyordu: “Kocamın amcasının oğlunun komşusunun yeğeni Sağlık Bakanlığında. Kendisi çok gizli bilgiler verdi. Virüs diye bir şey yok, bunlar hep ‘big pharma’ yalanları. Maske takmayın, sarımsak yiyin, aşılarda çip var vs…”
Bunları yazarken X’te yedi gün sadece sardalya yemenin faydalarından bahseden birini gördüm. Fayda görecek şeyler listesi şöyle: depresyon, cilt ve kalp hastalıkları, diyabet, eklem ağrıları ve bağırsak bozuklukları… Albert Einstein ne demiş: “İki şey sonsuzdur; evren ve insanoğlunun aptallığı. Fakat ilkinden emin değilim.” Belki de demedi, kontrol ettim, kanıtı yok.

Hayatta kalma derdindeki insanların ısınmak, barınmak, ekip biçmek için doğayı izlemesi gerekiyordu. Bilim, bilme isteği hatta mecburiyeti sayesinde doğdu, desek yalan olmaz herhalde… Olup bitenleri anlama, doğayı denetleyip hayatı garantileme çabası, bilgiler sisteme oturtulmaya başlanınca giderek kapsamlı hale gelmiş. Ulus Baker ne demişti; “Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz.” Uzmanlar biliyor, biz konulara genelde Fransızız; şimdi “uzay zaman bükülmesi” meselesi 100 kişiden kaçına bir anlam ifade eder! Öğrenmemiz gereken, neyin bilim, neyin bilim olmadığı kararının nasıl alındığı, işte bu da bilim okuryazarlığı

Buhardan elektriğe geçiş 55 yıl, dijitalden yapay zekâya geçiş 30 yıl almış. Kullanıma giren buluşların sonucu olarak hayat daha konforlu hale gelirken, teoriyi o buluşlara taşıyan bilimin iç işleyişi, büyük çoğunluğun ilgisini çekmiyor. Oysa bilginin nasıl üretildiğini bilmek, hayat kalitesini artırabilir, manasız kaygılarla hayatımızı karartmamızı önleyebilir en azından… Bilimsel ilkeler ve metodoloji hakkında bilgi sahibi olmayınca, politikacılar veya çıkar grupları cephesinden gelen manipülasyona açık hale geliyorsunuz.

Kısa geçmiş
17. Yüzyılda gazeteciliğin ortaya çıkışıyla okurlar bilim haberleriyle tanışmıştı. İngiltere’de keşifler ve bilim insanları hakkında yayınlar yapan bilimsel dergiler çıkıyordu. 18. Yüzyılda kamuya açık dersler ve konferanslar sayesinde bilim yaygınlaştı ve 19. yüzyılda popülerleşti. Buluşlar çağı 19. yüzyılda yenilikler, idealist bilimcilerden ziyade, servet hayalleri kuran girişimci bilim adamları tarafından gerçekleştiriliyordu. Uyanık Edison karşısında bahtsız Tesla’nın acıklı hikâyesi gibi…

Gazetelerde bilimsel buluşlar övgüyle karışık bir mistisizmle kaleme alınıyordu. Bilim büyüleyici, çapraşık, tehlikeli bir alandı. 20. Yüzyıla gelindiğinde teknolojik gelişmelerin gündelik yaşamı değiştirmeye başlamasıyla birlikte, ABD’de ilk kez 1921’de bilim haberleri servisi kuruldu.

1960’larda basında yer alan bilimsel ve teknolojik gelişmeler hayranlıkla izlenirken, 1970’lerde hayranlık, yerini çevre ve sosyal hayat konusunda endişe yaratan haberlere bıraktı. 1973’te çıkan ilk cep telefonunun ağırlığı bir kilodan fazlaydı, bataryası 20 dakika dayanıyordu. 1990’larda merak edilenler listesinin başına teknoloji haberleri oturacak, hafifleyen telefonlar süper beceriler edinecekti.

1980’li yıllarda medya el değiştirince, kitle iletişimi ticari bir iş haline geldi ve nitelik kaygısı, yerini tiraj yarışına bıraktı. Bilim servisi artık şoke edici haberler peşindeydi, bilim insanları içinse araştırma bulguları geçiciydi, meslektaşlar onaylamadıkça değer taşımazdı. Çarpıcı başlık peşindeki gazeteciler açısından, onay beklerken haber bayatlıyordu.


Bir ilaç geliştirmek 12-13 yıl alıyor


Araştırmalar
Amerikan Ulusal Bilim Kurulu’nun 1996 tarihli raporu şöyle bilgiler içeriyor: Halkın %80’i dünyanın merkezinin sıcak olduğunu biliyor. İnsanların dinozorlarla aynı dönemde yaşamadıklarını, dünyanın güneşin çevresini bir yılda dolaştığını bilenler %40. DNA kavramını açıklayabilenler %20, moleküller hakkında doğru bilgiler aktarabilenler yaklaşık %10.

Medyanın bilim iletişimindeki rolünü belirlemek amacıyla 2010’da AB tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada, 27 ülkeden biner kişiyle anket yapıldı. Sonuçlara göre, yükseköğretim görenlerde bilime ilgi %76, ilköğretim düzeyindekilerde %44’tü. Erkeklerin %60’ı, kadınların %54’ü konuya sıcak bakıyordu. Bilime en meraklı işkolu %74 ile yöneticiler; emekliler %52, evde oturanlar %48 ile sonda. En çok ilgi duyulan alan %62 ile tıp, çevre %43, enerji %19. Bilimsel haberleri güvenilir bulanların oranı %65, anlaşılması zor diyenler %49. En eğitimsiz grup televizyona güveniyor, eğitimli grupta internet ve bilimsel siteler öne geçiyor. Erkekler ve gençler internete daha çok güveniyor. 16 yılda bir şeyler değişmişse de fikir verir.


Bilimsel okuryazarlığın en yüksek olduğu ülkeler: Singapur, Japonya, Çin, Tayvan, Güney Kore

Sanal ortam sarmalı
Kapanın elinde kalan sanal ortam, herkesi nabzına göre bir hikâyeyle büyülüyor. Abartılı, düşmanca ifadeler ve uydurma “bilgi”lerle dolu postlar, insanların kaygılarını körüklüyor ve önyargıları pekiştiriyor. Herkes istediği her şeyi yayımlayabiliyor, hiçbir süzgeçten geçmeyen bilgilerin güvenilirliği tartışmalı… Son yıllarda yaygınlaşan sosyal medya platformları, yanlış bilgilerin hızla yayılmasında büyük rol oynuyor. Algoritma kara haber ve mucizeye bayılıyor. Henüz sonuçlanmamış çalışmaların kesin ve doğru bilgi gibi aktarılması, maddi manevi kayıplara yol açıyor.


2023 yılında sosyal medyada yaklaşık 500.000 deepfake video paylaşıldı

Basında bilim ve teknoloji haberleri çoğalsa da, içerik çoğunlukla gerçeklerden uzak; sansasyonel, ilginç ve kolay formüller iş yapıyor. Henüz araştırma evresinde olan bir ilacın müjde gibi sunulması, hastaları önce boş umutlara, ardından derin bir umutsuzluğa sürüklüyor. Kozmetik, diyet, anti aging, cinsellik gibi herkese hitap eden konulara kesin formüller ve kritik hastalıklara mucize çözümler sunan başlıklar, tıklama garantili. Böyle haberlerin en büyük sakıncası, zor durumdaki hastaların tedaviyi bırakıp farklı alanlara yönelmeleri ve genellikle sonu hüsranla biten denemelere girmeleri… Geçmişte zakkumun kansere iyi geldiği yolundaki haberler yüzünden birçok hasta tedaviyi bırakmış, hatta zakkumu kaynatıp suyunu içen bazı hastalar hayatını kaybetmişti.


Farelerde başarılı olan tedavilerin sadece yaklaşık %5’i insanlara faydalı ilaca dönüşüyor

Bilim okuryazarlığı
Bilim okuryazarlığının tarifi, bilgiyi geçici olarak kabul etmek; kabulleri bir otoriteye değil kanıtlara dayandırmak ve sorgulamak diye özetlenebilir. Bilimsel terimler, kavramlar ve istatistikler; gözlemler, varsayımlar, deneyler sonucu geliştiriliyor. Bu süreci göz ardı ettiğimizde, önümüze düşen “bilgilerin” sezgi veya iyi-kötü bir niyetle mi yazıldığı, yoksa süzgeçten geçirilmiş bilimsel öngörü mü olduğunu ayırt edemiyoruz. Bilgi aktarımı sorumluluk gerektirdiği için işler ağır yürüyor. Bilim, ekip işi ve uzun bir hazırlık gerektiriyor.


Ülkelerin gelişmişlik düzeylerini belirlemek için bilimsel okuryazarlık oranlarına bakılıyor

Bilimsel bilginin ölçülebilir, gözlemlenebilir, kanıtlanabilir ve sistemli olması; birikimle ilerlemesi, iç tutarlığa sahip olması; evrensel, nesnel ve genellenebilir olması gerekiyor. Bilim okuryazarı olmayan bireylerin ise, fikirleri kesin olarak kabul etme eğiliminde olabilecekleri, karizmatik liderler ya da şarlatanların temelsiz fikirlerine karşı korumasız kaldıkları söylenebilir. Bilimin gösterdikleriyle halkın inandıkları arasındaki boşluk “kamu açığı modeli” ile açıklanıyor. Bu modele göre bilim inkârı, insanların bilimi basitçe anlayabilmelerine engel teşkil eden temel eğitim eksikliği, inançlar, âdetler, değerler ve dünya görüşlerinden kaynaklanabiliyor.

Tatlı bir örnekle bitirelim. Milattan epeyi önce Pisagor ve Aristo, dünyanın yuvarlak olduğunu söylemiş ama 2024’te dünyanın düz olduğunu kanıtlamaya çalışan birileri hâlâ varmış.


Düz dünyacı Campanella itiraf etti: yuvarlakmış

Jeran Campanella Kaliforniya’dan Antarktika’ya 14.000 kilometre yapıp 37.000 doları gömdükten sonra fikrini ancak değiştirebilmiş. Gördükleri karşısında şaşıran Campanella, “Bazen hayatta yanılabiliyorsunuz,” demiş.

Sayılar…

ABD’de COVID-19’la ilgili post paylaşan botların %66’sı yanlış bilgi yayıyordu. Yetişkinlerin %47’si COVID-19 hakkında önemli miktarda uydurma haberle karşılaştı.

Türklerin %76’sı ve Hintlilerin %75’i, ülkelerindeki ortalama vatandaştan daha bilgili olduklarına inanıyor. İngilizlerin %58’i, ortalama bir İngilizden daha iyi gerçeklik algısına sahip olduklarını düşünüyor. İskandinavlar medyaya güveniyor: Finlilerin %69’u, Danimarkalıların %57’si ve Norveçlilerin %53’ü… Yunanistan %19’la güvenin en düşük olduğu ülke.

27 ülkede insanların %48’i sahte haberleri gerçek sanmış. Dünya genelinde insanların %60’ı, ortalama insanın artık siyaset/toplumla ilgili gerçekleri umursamadığın, sadece istediklerine inandığını düşünüyormuş.

Kaynaklar
:
https://www.researchgate.net/publication/389850543_Scientific_Literacy_in_Asia_Insights_from_the_Top-Performing_Economies_in_PISA_2022
https://tr.euronews.com/next/2024/12/21/dunyanin-duz-oldugunu-iddia-eden-bir-grup-son-deney-icin-antarktikaya-gidince-saskina-dond
https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/scientific-literacy-science-communication-and-reading-the-mediated-sciencenews-right.pdf
https://www.academia.edu/126344046/Bilim_Okuryazarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C3%9Czerine
https://redline.digital/fake-news-statistics/
https://volkanaskun.com/bilim/toplumumuzdaki-bilimsel-okuryazarlik-eksikliginin-tehlikeleri-veonemi
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55043081
https://asrjournal.org/files/asrjournal/9b0869eb-864e-4324-9089-e41dc63821a4.pdf
https://burcincokuysal.blogspot.com/2010/03/bilim-okuryazarlg-nedir.html