Haber resmi: Uyku tanrısı Hypnos (MS 1-2. Yüzyıl, British Museum, Londra)
Mitolojiye göre gecenin tanrıçası, Nyx’in oğluydu. Karanlıkların tanrısı olan kardeşi Erebus ile birlikte bir mağarada yaşardı. Unutkanlık yarattığına inanılan Lethe Nehri bu mağaranın içinden akarken, gece ile gündüzün de bu diyarda buluştuğu söylenirdi. Bu nedenle burası aynı zamanda “rüyalar âlemi” olarak anılırdı. Kendisi ise uykunun tanrısıydı: Hypnos.
Adı uyku ile anılsa da Hypnos’un modern dünyadaki ünü, 18. yüzyıldan itibaren yaygınlaşan bir uygulamayla pekişti. Kimi hastaları iyileştirmeyi, bazı insanları kontrol altına almayı, hatta canlı ve cansız varlıklar arasındaki bir tür “enerji aktarımını” hedeflediği iddia edilen pratikler, 1840’lı yıllarda İskoç cerrah James Braid’in dikkatini çekti. İşleme maruz kalan kişilerin uykuluya benzer hâli, “hipnoz” teriminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı.

Hipnozun 19. yüzyılda popülaritesi artmıştı. (Albert von Keller - Hypnose bei Schrenck-Notzing – 1885)
Hipnoz
Aradan geçen onca yıla rağmen hipnoz için üzerinde uzlaşılmış, tek ve net bir tanım hâlâ yoktur. Bununla birlikte farklı yaklaşımların kesiştiği ortak nokta şudur: Hipnoz, kişinin normalde devrede olan eleştirel ve şüpheci zihinsel mekanizmalarının geri planda kaldığı, telkinlerin daha kolay kabul edildiği özgün bir zihin durumudur.
Bu artmış alıcılık durumu, kişinin iş birliğiyle gelişir ve genellikle olumlu telkinlerin verilmesiyle sürdürülür. Bu yönüyle hipnoz, “dikkatin daraltıldığı ve yoğunlaştırıldığı alıcı bir konsantrasyon durumu” olarak tanımlanabilir. Aslında trans hâli zihnin yabancısı olduğu bir durum değildir. Sürükleyici bir roman okurken, bir filme kendimizi kaptırdığımızda, uzun bir yolculukta dalıp gittiğimizde ya da monoton ve tekrar eden bir iş yaparken benzer zihinsel hâller kendiliğinden ortaya çıkar. Yaygın kabule göre hipnoz sırasında bilinçaltı telkine daha açık bir konuma geçerken, bilinçli zihin dikkatini toplamaya ya da gevşemeye yönlendirilir.
Tıbbi amaçlarla kullanıldığında hipnozun ciddi bir eğitim gerektirdiği açıktır. Ancak uygulamanın gizemli yönü, daha ilk dönemlerinden itibaren onu sahne gösterilerinin de bir parçası hâline getirmiştir. Formal bir eğitimden ziyade usta–çırak ilişkisiyle aktarılan bu pratik, bazı coğrafyalarda tehlikeli bulunmuş; hatta dolandırıcılıkla ilişkilendirilerek yasaklanmıştır.

Bir gösteri olarak “sahne hipnozu” artan popülariteye sahip
Gösteri amaçlı hipnoz
Gösteri amaçlı hipnoz çoğu zaman “zihin kontrolü” olarak sunulsa da, uzmanlara göre sahnede olan bitenler büyük ölçüde sosyal psikolojinin bilinen mekanizmalarıyla açıklanabilir. Çevre baskısı, sosyal uyum, katılımcı seçimi, telkine açıklık, zaman zaman kullanılan basit fiziksel yönlendirmeler ve sahne sanatına özgü dramatik hileler bu etkinin temel bileşenleridir.
Bu tür gösterilerde üç temel strateji öne çıkar. İlki katılımcı uyumudur. Sahneye çıkan kişiler, beklenti içindeki bir kalabalığın önünde bulunmanın yarattığı baskı nedeniyle “uyumlu” davranma eğilimindedir. İkincisi katılımcı seçimidir. Seyircilerden ellerini kenetlemeleri gerektiğini söylemeleri gibi ön telkin testleri sonucunda genellikle seyircilerden en telkine açık ve sosyal açıdan en uyumlu kişiler gösteri için seçilir. Üçüncü strateji ise daha sınırlı kullanılsa da, seyircinin bilinçli biçimde yanıltılmasıdır. Sahne hipnozcuları dramatik etki yaratmak için zaman zaman dikkat dağıtma ve el çabukluğu tekniklerinden yararlanır.

Gösteri amaçlı hipnoz için “hipnozcu” katılımcılarını bu kriterlere uyarak dikkatlice seçer. İzleyicilere bu süreçte bazı fikirler de yerleştirir. Örneğin, “sadece zeki insanlar hipnotize edilebilir” veya “sadece hipnotize olmaya açık fikirli olanlar ve katılmaya istekli olanlar gelsin” gibi. Sözler, yabancı birine güvenmenin yarattığı korkuyu yenmek yanında düşük zekâlı, asosyal ve eğlencesiz biri olarak alay konusu olma düşüncesini engellemeyi amaçlamaktadır.
Yahudi düşünce geleneğinde zihnin bu tür sınır hâllerine karşı temkinli bir ilgi vardır. Talmud’da rüyalar “kehanetin altmışta biri” olarak tanımlanır. Yani ne bütünüyle anlamsızdır ne de mutlak hakikat sayılır. Bu yaklaşım, zihnin gücünü teslim ederken ona eleştirel bir mesafeyi de elden bırakmama gereğini hatırlatır.
Franz Kafka’nın metinlerinde telkine açık, yönlendirilen ve neye rıza gösterdiğini tam olarak bilmeyen karakterlerle sıkça karşılaşırız. Dava ve Şato’daki kahramanlar, görünmez bir otoritenin etkisi altında hareket ederken, itiraz etmeyi akıllarına dahi getirmezler. Kafka’nın dünyasında hipnoz bir sahne numarası değil, modern insanın içine yerleşmiş süreğen bir zihinsel hâl gibidir.
Psikiyatride ve popüler kültürde hipnoz
Gösteri hipnozu zaman zaman hukuki süreçlere de konu olmuştur. 1994 yılında İngiltere’de bir kadın, bir gösteri sırasında sekiz yaşında bir çocuk gibi davranmaya ikna edildiğini; bunun da çocuklukta yaşadığı bir travmayı tetikleyerek depresyona girmesine ve intihara teşebbüs etmesine yol açtığını ileri sürerek dava açtı. Mahkeme, kadını haklı bularak tazminat ödenmesine hükmetti.
Buna karşın hipnoz, psikiyatri ve klinik psikoloji alanlarında uzun süredir kullanılan bir yöntemdir ve ülkemizin de dâhil olduğu pek çok bölgede “tamamlayıcı tıp” uygulamaları arasında yer alır. Ameliyat kaygısının azaltılmasından sigara bırakmaya kadar farklı alanlarda, bilinçli ve etik çerçevede kullanıldığında fayda sağlayabilmektedir.

Çizgi roman dünyasının unutulmaz karakteri Mandrake hipnotik bir yeteneğe sahipti
Popüler kültürdeki yansımaları ise her zaman daha sansasyoneldir. 1934–2013 yılları arasında yayımlanan çizgi roman serisinin başkahramanı Mandrake, hipnotik gücünü gangsterlere, çılgın bilim insanlarına ve dünya dışı varlıklara karşı kullanıyordu.






