Haber Fotoğrafı: Pink Martini

Yazın ortasına doğru ilerlerken, Temmuz takvimleri biraz daha renkli, planları biraz daha spontane hale getiriyor. Şehir sıcak günlerin temposuna uyum sağlarken; konserler, festivaller, sergiler ve açık hava etkinlikleri İstanbul’un enerjisini canlı tutmaya devam ediyor. Bir vapur yolculuğu, bir açık hava sineması, bir konser ya da gün batımını izlemek için verilen kısa bir mola bile sıradan bir günü unutulmaz kılabilir. Bu ayın ajandasında yine keşfedecek çok şey var. Şehrin sunduğu imkânları değerlendirmek ve yazın ritmine kapılmak için doğru zaman. Yeni etkinlikler, kaçırılmayacak performanslar ve yaz akşamlarına eşlik edecek önerilerle Temmuz’u dolu dolu yaşamak isteyenler için ilham verici bir seçki hazırladım.

Ne dinleyelim ǀ KONSER
Yaz konserlerinin olmazsa olmazı Pink Martini’yi özlediniz mi? Sympathique, Hang on Little Tomato, Hey Eugene!, Splendor in the Grass, Joy to the World, A Retrospective, Dream A Little Dream ve Je Dis Oui albümleriyle altın ve platin plak kazanan, Türkiye’de büyük bir hayran kitlesine sahip olan Pink Martini 22 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda hayranları ile buluşmaya hazırlanıyor. Yirminin üzerinde farklı dilde şarkılar söyleyen grup, albümlerinde Üsküdar’a Gider İken ve Aşkım Bahardı şarkılarına da yer vermişti. Kendilerini dünyanın değişik köşelerinden melodileri ve ritimleri bir araya getirerek modern bir formda sunan “müzik arkeologları” olarak tarif eden topluluğun şarkıları, La Casa De Papel’den Desperate Houseviwes’a kadar birçok dizi ve filmde de yer buldu. Samurayların aşk şarkılarından 1930’ların Küba müziğine, Fransız şansonlarından Brezilya sokak şarkılarına kadar dinlemesi en keyifli şarkıları seslendiren Pink Martini, Storm Large’ın muhteşem sahne performansı ile karşınızda.



Ne izleyelim ǀ SİNEMA
Swissotel’deki Sultan Park Açık Hava Sineması, yaz boyunca sevilen filmleri açık havada izleme keyfini yemyeşil bir atmosfer ve sosyal bir akşam planıyla buluşturuyor.



Dramdan müzikale, komediden animasyona uzanan seçki; yıldızların altında film izlemek isteyenler için nostaljik ve keyifli bir yaz programı niteliğinde. Gösterim öncesinde açılan yeme içme alanı sinema akşamını daha uzun bir buluşmaya dönüştürüyor. Temmuz programı şöyle: 6 Temmuz - Dunkirk; 20 Temmuz - Mamma Mia! ve 27 Temmuz’da A Star Is Born. Gösterimler saat 21.00’de başlıyor. Havada Popcorn Kokusu var sloganıyla seyircilere harika bir akşam yaşatan etkinliği farklı kılmak isterseniz, etkinlik biletinize ek olarak satın alabileceğiniz Sabrosa Set Menü Akşam Yemeği seçeneği ile zengin tatların yer aldığı akşam yemeğinin keyfini çıkarabilirsiniz.



Nereye gidelim ǀ FESTİVAL
İKSV 33. İstanbul Caz Festivali, 30 Haziran - 13 Temmuz 2026 tarihleri arasında müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 14 gün boyunca 30’a yakın konserde 200’e yakın sanatçıyı ağırlayacak festivalin 10’dan fazla mekâna yayılan programı, çağdaş cazın yenilikçi temsilcilerinden geleneksel köklerden beslenen ustalara, elektronik dokunuşlarla sınırları genişleten projelerden akustik ifadenin en yalın hâline uzanan bir seçkiden oluşuyor. Festival, açılışını 30 Haziran Salı akşamı Marcus Miller ile yapacak.



1 Temmuz akşamı, Can I Call You Rose? ve Will I See You Again? gibi parçalarıyla tanınan, soul müziğin yükselen yıldızı Thee Sacred Souls ilk Türkiye konserinde festival izleyicisiyle buluşacak. 2 Temmuz akşamı ise Led Zeppelin’in söz ve ses hazinesi Robert Plant, tüm dünyada olağanüstü ses getiren yeni grubu Saving Grace ve Suzi Dian ile 33. İstanbul Caz Festivali sahnesinde olacak. İstanbul’un sevilen simgelerinden Şehir Hatları vapurunu cazın en neşeli hâliyle buluşturan Caz Vapuru, bu yılki yolculuğunda Kamucan Yalçın ve grubu Kamucan Yalçın and Friends ile New Orleans’ın brass band geleneğini günümüze taşıyan İstanbullu üflemeliler beşlisi swing Brassist’i konuk edecek.



Neyi kaçırmayalım ǀ KLASİK
Cervantes’in klasikleşmiş eseri Don Quixote, 16 Temmuz akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda. Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt’un ilk kez aynı sahnede buluştuğu etkinlik, Işıl Kasapoğlu rejisi ve Volkan Akkoç’un müzik direktörlüğüyle hayat buluyor. Don Quixote, 80 kişilik dev kadrosu, canlı orkestrası, etkileyici müzikleri ve çarpıcı sahne dünyasıyla sahnede nadir rastlanan ölçekte bir prodüksiyon.



Gerçeğe meydan okuyan şövalyenin hikâyesi, Eylül ayındaki prömiyerinden bu yana 70.000’in üzerinde seyirciye ulaştı ve hem göze hem kulağa hem de duygulara hitap ederek uzun süre hafızalardan silinmedi. Sahnede 15 kişilik orkestra ve 20 kişilik koro seslendirilen müzikler tamamen canlı icra ediliyor. İspanyol müziğinin ruhunu güçlendirmek için nefesli çalgılar ve gitarla icra edilen özel orkestrasyon, etkileyici solo ve koro performansları oyunun gücüne güç katıyor.



Nereyi gezelim ǀ SERGİ
Ara Güler Müzesi’nin yeni sergisi sinemanın, şöhretin ve Fransız Rivierası’na özgü yaşam tarzının iç içe geçtiği bir dönemi, Ara Güler’in kendine özgü bakışıyla gözler önüne seriyor. Bomontiada’daki Ara Güler Müzesi, foto muhabirliği ve fotoğraf sanatının ulusal ve uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcilerinden biri olan Ara Güler’in Cannes Film Festivali’nde farklı yıllarda çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan CANNES! başlıklı yeni sergisini sanatseverlerle buluşturuyor.



Ara Güler arşivinden ilk kez gün ışığına çıkan fotoğrafların yer aldığı sergi, sinemanın en parlak ve yenilikçi yıllarına odaklanıyor. CANNES! 11 Ekim 2026’e dek Ara Güler Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.



Ne okuyalım ǀ KİTAP
Dönmeler... Türkiye’nin en az bilinen – adını bile kendisinin değil, toplumun koyduğu – ama hakkında en çok komplo teorisi üretilen topluluğu. Yüz yılı aşkın süredir bu kimlik fısıltıyla aktarılıyor, utançla bastırılıyor, merakla kurcalanıyor ve neredeyse hiç sahiplerinden dinlenmiyor. Uluç Özüyener ve dergimizin editörü Suzan Nana Tarablus’un kaleminden Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Fısıldanan Kimlik: Dönme kitabı bu sözcüğün arkasındaki insan suretlerine odaklanıyor.



Otuz beş yurttaşımız, kendi hikâyelerini paylaşıyor: Çocukluk sofraları, saklanan soyadları, gündelik hayatta hissedilen dışlanma, kapalı perdelerin ardında kutlanan bayramlar, kaybolan Ladino sözcükler, mezarlıklar, pasaportlar, aile sırları... Rivayetler uydurulan bir kimliğin içinden konuşan; sabah işe yetişen, çocuğunu dersten alan, geçim derdi ve gelecek kaygısıyla yaşayan, küçük sevinçleriyle hepimiz kadar sıradan insanlar... Bu coğrafyanın bu denli önemli bir değerini arşivlemek kolay iş değil, ancak ortaya her evde yer alması gereken, başarılı bir eserin çıktığını söylemeliyim.



Ne deneyelim ǀ RESTORAN
Kahvaltı ya da brunch için yeni ve keyifli bir mekân arayışınız mı var? Şehrin ruhunu en iyi yansıtan yerlerin başında kuşkusuz Galata bölgesi geliyor. Burada yer alan Galata Kulesi ve tarihi yarımada manzaralı Barnathan Apartmanı ise otel ve restoran olarak hizmet veriyor. 19. Yüzyılın sonlarında inşa edilen Barnathan Apartmanı içerisinde yer alan Barnathan Garden kahvaltı ve brunch servisi veren çok keyifli bir mekân. 



Burada haftanın 7 günü açık büfe kahvaltı sunuluyor. Hem de ne kahvaltı… 85 çeşit taze ve doğal ürünün yer aldığı sunuma, hafta sonları canlı müzik eşlik ediyor. Hafta içi 08.00-12.00 arası olan açık büfe, cumartesi ve pazar günlerinde 13.00’e kadar uzuyor.