Haber Fotoğrafı: Maronların ruhani lideri Gloria Simms ya da Mama G.
“Hiçbir halk, ağır bir bedel ödemeden bir kültüre sahip olamaz.” James Baldwin
Ruhani lider Mama G, “Tarihini ve kültürünü bilmeyen bir halk, köksüz bir ağaç gibidir, yıkılır gider,” diyor. Bahsi geçen halk Maronlar… Hikâyeleri, Afrika’dan kaçırılan ataların zincire vurularak götürüldüğü pazarlarda başlamış. Plantasyon sahipleri, ceplerinden çıkacak paraya değip değmediklerini kestirmek için vücutlarını incelemiş. Satın alındıktan sonra dağlanarak damgalanmışlar. Özgürlük uğruna ölmenin, kölelikten daha iyi olduğuna dair kararın eyleme dönüşmesi böyle başlamıştı belki...
Yeni Dünya kolonilerindeki ilk Maronlar, Batı ve Orta Afrika’dan gelmişlerdi; başlangıçta entegrasyona yanaşmadılarsa da zamanla özgün bir Afro Amerikan kültürü oluşturdular. Yüzyıllar sonra, Maronlar Surinam, Brezilya, Kolombiya ve Jamaika’da hâlâ varlıklarını sürdürüyor. Geleneklerine çok bağlılar. Jamaika’daki Maron köyü Accompong, Gana’da da var. İnek boynuzundan yapılan abeng hem Jamaika hem Afrika’da kullanılan bir enstrüman. Gana kökenli Quashie, Cuffee, Kojo ve Quako gibi isimler, Maron özgürlük mücadelesinin kahramanlarına da verilmiş.

Şeker plantasyonu
İngilizce “Maroon” İspanyolca “cimarrón”dan geliyor. Cimarrón başlangıçta Hispaniola Adası’nda doğaya sığınan evcil sığırları akla getiriyordu. 1530’ların sonlarına doğru, “vahşi”, “yabani” karşılığı olan kelime, Afro Amerikan kaçaklara verilir oldu. Tabii ki çoğu Afrikalı kendilerine “kaçak köle” dememiş. Gana’da yaygın olan Twi dilinde “yüce tanrının çocukları” anlamına gelen “nyankipong pickibu” gibi onurlu isimleri tercih etmişler. Jamaikalı kaçak köleler ise genellikle “koromanti” veya “yungkungkung” gibi isimler almış. “Koromanti” Afrikalıların gemiye zorla bindirilmeden önce geçtikleri Batı Afrika kıyılarının adıymış. Bir diğer açıklama, adın Gana’daki Koromanti klanından geldiği…
Köle emeğine dayanan büyük tarım arazilerinin sahipleri tabii ki bu düzende aşırı zenginleşmiş beyazlardı. “Sahipler” komşu çiftlikteki arkadaşı ziyaret etmek gibi küçük kaçamakları “hoş görüyorlardı”. Ancak “büyük suçlar”ın, bir bacağın kesilmesi, hadım edilme, kaburgalardan kancaya asılma, yakılarak öldürülme gibi cezaları vardı. Bu zulümden kaçanlar, birleşip çiftliklere baskın düzenlemeye başladılar ve diğer kölelere de özgürlüğün kapılarını açtılar. İster bireysel ister kolektif isyan şeklinde olsun, direnişin ateşi yakılmıştı. Beyazların baskısını ve zulmünü reddetme, özgürlük mücadelesinin ilk adımıydı. Maronlar, plantasyon ekonomisinin temellerini sarsarak sömürgeciliğe ve köleliğe meydan okuyan ilk Amerikalılar arasındaydı.

1533-1807 arasında yaklaşık 600.000 Afrikalı Jamaika’ya kaçırıldı
17. yüzyılda kaçak siyahlar Jamaika’nın ulaşılması zor dağlık ve ormanlık bölgelerine yerleştiler, özellikle becerikli olanlar kaybolması kolay şehirleri tercih ettiler; hatta deniz aşırı sefer yapan gemilerde çalıştılar.
10 ila 20 kişilik küçük gruplardan kalabalık topluluklara kadar değişen büyüklükte yerleşimler kuran Afrikalılar, bazen Yerli Amerikalılarla da ittifak yaptılar. Toprağı ortak ekip biçiyorlar, ürünü beraber işleyip paylaşıyorlardı. Dayanışma temelli bir örgütlenme kuran Maronlar, liderlerini liyakate göre seçiyorlardı. Doğu Maronlarının kadın lideri Nanny güçlü bir figürdü, halkın desteğiyle üretim ve paylaşımı yönetiyor, anlaşmazlıkları çözümlüyor, dış ilişkileri yürütüyor, İngilizlerle müzakereye oturuyordu.
Başlangıçta Maronların ne dil ne de kültürleri ortaktı. Hayatta kalmak ve sonraki nesillere bir kimlik ve tarih duygusu bırakmak için yeni bir örgütlenme, ortak bir kültür ve dil yaratmak zorundaydılar. Günümüzde Maronlar belirgin özelliklerinin özgüven olduğunu söylüyorlar, gençler miraslarıyla gurur duyuyor ama övünmüyor. Onlara kendilerini asla küçük düşürmemeleri öğretiliyor, çocuklar sadece ebeveynler tarafından değil, toplum tarafından da denetleniyor. Düşük suç oranı böyle açıklanıyor.

Maronlarla Barış, Agostino Brunyas, (1801)
Savaş
Jamaika’ya ilk gelen İspanyollar tarafından kaçırılan Maronlar ancak 1738’de otonomilerini kazanmış. 1655’te İngilizler adayı İspanyollardan almış, çatışmalar beş yıl sürmüş. Bu süre zarfında İspanyollar, Maronlardan yardım aldılarsa da savaşı kazanamamışlar. Maron gruplara katılım arttıkça, saldırılar İngilizler açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamış. Avrupalıların geleneksel yöntemlerine karşı Maronlar istihbarat ve coğrafya avantajını kullanıyor, gerilla taktikleri uyguluyormuş. Patikalar düşmanları sivri kazıklara, ölümcül bataklıklara götürüyormuş.
Maronlar ve İngilizler arasındaki savaş sırasında 240.000 sterlin harcanmış. Ayrıca savaş birçok plantasyonun terk edilmesine ve tarımın durmasına neden olmuş, bu da majestelerinin gelirine, İngilizlerin ticaret ve denizciliğine sekte vurmuş.
Sömürgeciler sonunda eski köleleriyle barış yapmak zorunda kalmışlar. Brezilya, Kolombiya, Küba, Ekvador, Hispaniola, Jamaika, Meksika, Panama, Peru, Surinam ve Venezuela’da beyazlar mecburen kaçak kölelerin özgürlüklerini tanımışlar, ancak çatışmalar bitmemiş. Afrikalıları yenemeyen İngilizler anlaşma yoluna gitseler de buldukları işbirlikçilerle mücadeleye devam etmişler.
Anlaşmayla ilgili içeriden bir anlatımsa şöyle: 1730’larda Cudjoe, ilk kaçak köle savaşını sona erdirmek için İngilizlerle bir antlaşmaya varmak üzereyken, kız kardeşi Nanny, “anlamadığınız bir dilde antlaşma imzalayamazsınız” diye karşı çıkıyor. Uyarı akıllıca, çünkü bu antlaşma, çiftliklerden kaçan köleleri yakalayıp yetkililere teslim etme yükümlülüğü içeriyor. Bugün hâlâ tartışılan bu konu nedeniyle okuma yazma öğrenmek kölelerin önceliği olmuş.

Başka ülkeler
1796’da 500’den fazla Maron, Jamaika’dan Kanada’daki İngiliz kolonisi Nova Scotia’ya sürüldü. Yolculuk sırasında hastalanan ve ölenler oldu. Düşük ücretlerle ağır işlerde çalıştırıldılar. Dayatmalara direnip greve gittiler. Bir yandan kilise ve okullara devam ederek uyum sağlarken, inanç ve kültürlerini de korudular. Doğaldır ki, Jamaika’ya dönmek istiyorlardı; ancak İngilizler “soğukta ölmeyenleri” Sierra Leone’ye yönlendirdi. Bazıları geride kaldı. Onların gücü, azmi ve direnişi Afrika kökenli Nova Scotialıların soyadlarında, aksanlarında, geleneklerinde, sözlü tarihlerinde yaşıyor.

Surinam
Maronlar Surinam’daki ikinci büyük etnik grup, 2012 nüfus sayımına göre nüfusun %21,7’si… İç kesimlerde nehir kenarlarında yaşıyorlar. Her Maron grubu, bir şef ve ekibi tarafından yönetiliyor. Gözetmenler yöneticilere yardımcı oluyor. Soy kadınlardan ilerliyor. Ekonomi, çiftçi kadınların ve avcı - balıkçı erkeklerin emeğine dayanıyor. Son yıllarda, erkeklerin çalışmak için başkente göçmesiyle kadınlar hane yönetimini ele almış. Başkent Paramaribo ve Fransız Guyanası’na göç giderek artmış. Hatta çoğu Maronun Hollanda’dan para gönderen akrabaları varmış.

Maronlar ormancılık ve madencilikle uğraşıyorlar
Geçmişteki acılar nasıl telafi edilir…
Maron köylerindeki konseylerin, anlaşmazlıkları yönetmede etkili olduğu söyleniyor; öyle ki, suç oranı Jamaika ortalamasına göre daha düşük. Bir avantajları da 1730’ların sonlarında İngiliz hükümetiyle imzalanan barış antlaşmalarını gerekçe göstererek arazi vergisi ödememeleri.
Mama G, 1838’de köleliğin kaldırılmasının ezilenlerden çok ezenlere fayda sağladığını, gerçek özgürleşmenin Afrika halkından alınanların ve torunlarından çalınan geleceğin geri verilmesi olduğunu söylüyor. Yüzyılların ağırlığıyla diyor ki: “Tazminat köle ticaretinin verdiği zararın onarılmasıdır. Koyu tenimiz, büyük burnumuz ve kalın dudaklarımız nedeniyle ‘çirkin’ ve ‘geri kalmış’ olarak tanımlandık. Seçilmiş bir halk olan bizi, kıskançlık, haset ve açgözlülük yüzünden aşağılamak, alçaltmak istediler.”

Jamaika’nın ulusal kahramanı Nanny
Mama G, köleliğin, ırkçılık ve ayrımcılık gibi kalıcı etkilerinin halı altına süpürülemeyeceğini savunuyor. 2025 tarihli yazıya göre, Karayip liderleri Kral Charles’a bir dilekçe sunmuş. Dilekçe Afrikalıların Jamaika’ya zorla getirilmesinin yasal olup olmadığı, insanlığa karşı bir suç teşkil edip etmediği ve İngiltere’nin köleliğin kalıcı sonuçları nedeniyle Jamaika’ya tazminat ödeme yükümlülüğü olup olmadığı konusundaymış.
Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’ın dostu olarak yolu İstanbul’a da düşen yazar James Baldwin, “Hiçbir halk, ağır bir bedel ödemeden bir kültüre sahip olamaz” demiş. O siyahlar için demiştir, ama beyazların da bir bedel ödeyerek suçlarını kabul etme “kültür”ü edinmeleri mümkün olabilir.

James Baldwin İstanbul’da
Kaynaklar:
https://www.afropop.org/articles/best-of-the-beat-on-afropop-the-maroons-african-freedom-fighters-in-the-hills-of-jamaica
https://www.nlj.gov.jm/history-notes/The%20Maroons%20edited%20final.htm
https://www.birgun.net/makale/moron-degil-maron-olmali-729794
https://www.sites.si.edu/s/archived-exhibit?topicId=0TO36000000U0DYGA0
https://www.culturalsurvival.org/publications/cultural-survival-quarterly/maroons-americas-heroic-pasts-ambiguous-presents-uncertain
https://www.jamaicaglobalonline.com/maroon-is-not-a-race-its-a-description-conversation-with-a-modern-day-maroon/
https://www.politika.io/en/notice/maroons-and-their-communities-in-the-americas
https://www.britannica.com/place/Suriname
https://www.theguardian.com/world/ng-interactive/2025/aug/28/maroons-jamaica-reparations






