Judeo Espanyol’un silahşoru Roz Kohen

Judeo Espanyol´un silahşoru Roz Kohen
SÖYLEŞİ

Judeo Espanyol’un silahşoru Roz Kohen

Roz Kohen bir İstanbullu, aynı zamanda bir dünya vatandaşı. Ona evini çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını anımsatan Judeo Espanyol’a, kendi deyimiyle Yahudi İspanyolcasına ilgi duyuyor. Öyle ya, her kişinin anavatanı çocukluğu ve ilk gençlik yıllarıdır. Değerli şair Edip Cansever’in söylediği gibi: “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, Hiçbir yere gitmiyor.”

Roz Kohen’in yerli İspanyolca ve İngilizce olarak iki lisanda yayınlanan dört kitabını konuştuk…

 

Kendinizden bahseder misiniz?
İstanbul doğumluyum. Çocukluğum Şişhanede geçti. Eğitimimin ilk sekiz yılı, o zamanlar Şişhane Mektep Sokak’ta olan, Özel Musevi Lisesi’nde geçti.
1963’ten sonra, o zamanki adıyla Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ne geçtim ve 1969’da mezun oldum. Mezuniyet sonrası İsrail’e gittim ve ilk önce İbrani Üniversitesi’nde Amerikalılara göre planlanmış bir hazırlık sınıfına katıldım. Onu takiben Bezalel Sanat Akademisi’nde, Endüstriyel Tasarım bölümünde dört sene okuduktan sonra İsrail’de geçen 6 yılda teknik ressam ve arkeoloji illüstratörü olarak çalıştım.
1975 yılında Türkiye’ye döndüm ve 1981 yılına kadar İstanbul’daki mimarlık bürolarında çalıştım. 1981’de, o zamanki eşimle beraber ABD’ye, onun eğitimini ilerletmek üzere geldik. Bu süreçte teknik ressamlıktan uzaklaşıp kütüphanecilikte yüksek lisans eğitimi gördüm ve 23 yıllık kütüphanecilik kariyerimden sonra 2018’de emekliye ayrıldım. 

Judeo Espanyol’a, Yahudi İspanyolcasına ilginiz ne zaman başladı?
Yahudi İspanyolcasına ilgim 1992 yılında başladı. O sıralarda İstanbul’da Sefarad Yahudilerinin Osmanlı topraklarına gelişinin 500. yılı kutlanıyordu. Bu arada Yahudi İspanyolcasının ev içinde kullanımı azalmaya başlamıştı.
1995 yılında da çoğunuzun bildiği, ABD’de yaşayan ve aslen İzmirli olan Sayın Raşel Bortnick ile tesadüfen tanıştık. Çok kısa zamanda dostluğumuz güçlendi. Raşel o zamanlar Yahudi İspanyolcasını dünyaya tanıtmak ve yaşatmak için çalışmalara başlamıştı. Bir süre haberleştik ve Raşel “Ladinokomunita” adlı Internet grubunu kurup başlatınca, çocukluğumda ev içinde duyduğum Yahudi İspanyolcasına ben de ilgi göstermeğe başladım.
İlk başlarda lisanı hatırlayıp, hatırlamadığımdan emin değildim ama Ladinokomunita Internet sitesinde konuşuldukça hafızamda lisan canlandı. Üç-beş kısa anı yazdım.
Kısa bir süre sonra İsrail’de yaşayan İstanbul asıllı, rahmetli Dr. Gad Nassi yazdıklarımla ilgilendi ve Internet üzerinden yazdıklarımı düzeltmeyi teklif etti. Ladinokomunita’da kendisi ve başkaları ile yaptığım yazışmalar sonucu, Nassi ailesi ile dostluğumuz ilerledi.
Bu sıralarda Dr. Gad Nassi, En Tierras Ajenas Yo me Vo Murir adlı, Yahudi İspanyolcası ile derlediği antolojinin hazırlığı içinde idi. Bu kitaba katkıda bulunan 25 yazardan biri oldum ve 10 kadar anım bu antolojide 2002 yılında yayınlandı.
Bu kitabın tanıtılması vesilesi ile İstanbul’daki Cervantes Enstitüsü’nde müdür olan Sayın Pablo Asuero ile de güzel bir dostluk kurmuş olduk. Dr. Gad Nassi’ye, kitabının ilk baskısı ve Cervantes’teki tanıtımı için, içerikte katkısı olan birkaçımız eşlik ettik. Bu, önceden benzeri olmayan tanıtım, buna benzer faaliyetlerin başlangıcı oldu.
Ayrıca kurulan dostluklar, Şalom’un Yahudi İspanyolcası eki El Amaneser’in şekil alması çalışmalarında da önemli bir rol oynadı. Ben de, El Amaneser sayesinde sürekli hatıralarımı yazmaya devam ettim ve buradaki yazıların pek çoğuna 2005-2015 yılları arasında resimleme yaptım.
2010 yılında reddedemeyeceğim bir teklif aldım: Libra Kitap yayın şirketinin sahibi yazar, araştırmacı Sayın Rıfat Bali, çıkmış olan Yahudi İspanyolcası ile yazdığım 40 kadar anımın kitaba dönüştürülmesini teklif etti.
Böylece ilk kitabımı bir seneye yakın bir zamanda derledim. Sayın Bali ile kitabın iki dilde (Yahudi İspanyolcası ve İngilizce) olmasına karar verdik. Böylece lisanı yaşatma ve Türkiye dışında tanınır hale getirme çabamız daha verimli olacaktı. Bu çalışma ile hem ABD hem de İsrail’deki üniversitelerde bu konuda araştırma yapanların ihtiyacını karşılamış olduk.


İlk kitabınız
Estambol Djudyo’nun konusu ve içeriği ne idi?
2012 yılında yayınlanan “Estambol Djudyo: Una koleksyon de rekuerdos i ilustrasyones / Jewish İstanbul: a collection of memoirs and illustrations” (Yahudi İstanbul) adlı kitabımda, daha önce El Amaneser’de yayınlanmış, Yahudi İspanyolcasını en çok duyduğum çocukluk dönemime ait 40 adet anım yer almakta. Bunlar, hem Yahudi Okulu ile, hem de mahallenin esnafı, âdetlerimiz, yaşadığımız evler, komşuluklar, hurafeler ve günlük yaşamla ilgili anılar…
Kitap, Sefarad Yahudilerinin folklorik kültürünü ve çok kültürlü şehir İstanbul’un sınırları içinde, Osmanlı İmparatorluğu’nda 20. yüzyıla kadar olan beş yüzyıl boyunca varlığını sürdüren dilini konu alıyor.
Judeo-Espanyol, özellikle 1950’li yıllarda, Yahudilerin yaşadığı Şişhane ve Kuledibi gibi mahallelerde eş ve dostumuzun, akrabaların konuştuğu lisandı. Ve biz, o zamanın çocukları, kulak misafiri olduk ama yaşımız ilerledikçe lisanı konuşmadık. Bizler, evde konuşulan bu lisanı çocuklarına, “bir sonraki nesle aktarmayanlar” olarak hatırlanacağız. Şahsen, bu dilde yazarak, görevimi bir parça da olsa yerine getirdiğime inanıyorum.


İkinci kitabınızın teması nedir?
2015’te yayınlanan ikinci kitabım “Konstantinopol Djudyo: Una koleksyon de konsejas i fotografias / Jewish Constantinople: a collection of stories and photographs” (Yahudi Konstantinopolis) de iki lisanda. Kitapta, aile arşivimdeki fotoğrafları, hafızamda kalan aile hikâyeciklerini, büyüklerimce çok kullanılan söyleyiş ve atasözleri ile birleştirerek bir bütün haline koydum. “Yahudi Konstantinopolis”, Osmanlı İmparatorluğu’ndan modern Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde Yahudi yaşamını tasvir ediyor.


2019’da yayınlanan üçüncü kitabınızdan bahsedebilir misiniz?
La vava de Estambol / The granny from Istanbul” (İstanbullu Büyükanne) otobiyografiktir. Göçmen olarak geldiğim ABD’deki kişisel deneyimimi detaylandırdım ve muhacir olarak, yaşamımı, İstanbul’daki Yahudi kültürü yaşam tarzımla karşılaştırdım.
Gelecek nesillerin, “Yahudi İstanbul”un folklor ve kültürünün yanı sıra 500 yıldır korunan ancak kaçınılmaz olarak kaybolabilecek olan Yahudi diline aşina olmalarını sağlamak için, Yahudi-İspanyolcası ve İngilizce çevirisi ile yazdım.
Çizgilerimde de her zaman bir karikatür izi bıraktığımı düşünüyorum. Böylece yazdıklarıma bir miktar mizah kattığıma inanmıyorum.


2020’de çıkan son kitabınızda neleri anlatıyorsunuz?
Balat a Galata: Vidas djudias de los anyos 1950 / Balat to Galata: Jewish lives of the 1950’s” (Balat’tan Galata’ya 1950’lerin Yahudi Yaşamları) kitabı, benim ve Betti Özyel’in ortak çabası ile oluştu. Her ikimiz de İstanbul’da, yetişkinlerimizin evlerinde, Yahudi-İspanyolcası ile konuşulanları dinleyerek büyüdük. Kitapta, Balat ve Galata gibi mahallelerde 1950’lerin Yahudi yaşamlarının geçmişte kalmış dönemini yazdık.
Kitapta yer alan birkaç anım daha önce Amaneser’de yayınlanmıştı. Benim katkım çoğunlukla editörlük olarak nitelendirilebilir, çünkü anıların çoğu Betti Özyel’e ait.
Yakın arkadaşım Betti’nin çocukluğu Balat’ta geçti. Betti güzel üslubu ile özellikle Yahudi evlerindeki kadınların yaşantısını anlattı. Bense, genellikle toplumumuzda tanıdığım insanların hatıralarını yaşatmaya çalıştım.
İkimizin de anılarında, geçmişe duyulan özlem barizdir. Çocukluğumuzda sıkça kullandığımız Yahudi İspanyolcasındaki deyimlerle ayrıca mizah unsuruna da ağırlık verdik.

Neden çalışmalarınızı Türkçe’ye tercüme etmiyorsunuz?
Yahudi tarihi, Türkiye Yahudileri, edebiyatı, kültürü vs. üzerine yazılmış birçok Türkçe kitap ve çalışma ve yazar var. Rıfat Bali’nin çıkardığı “Türkiye’de yayınlanmış Yahudilikle İlgili Kitap, Tez ve Makaleler Bibliyografyası (1923-2003) ve (2004-2019)” çalışmasını incelediğimizde 100’lerce Türkçe kaynak görüyoruz. Bense bir açığı kapatmaya çalışıyorum. Bildiğiniz gibi kaybolmakta olan Yahudi İspanyolcasında, özellikle Türkiye’de konuşulmuş olan Yahudi İspanyolcasında yazanlar bir avuç. Üstelik lisanı bilen veya hatırlayan nesil de iyice yaşlanmış durumda. O nedenle, daha bir süre Yahudi İspanyolcasına ağırlık vermek isterim. İlerisi için de “zaman ne gösterirse” derim.

Yeni kitap projeleriniz var mı?
Evet, var. Şu anda üstünde çalıştığım kitap, Silivri’den 20. yüzyılın başında Küba’ya göç eden akrabalarımla ilgili ve gene Yahudi İspanyolcası ve İngilizce olacak.