Yetmiş iki millete Bir gözle bakabilmek

Yetmiş iki millete Bir gözle bakabilmek
SÖYLEŞİ

Yetmiş iki millete Bir gözle bakabilmek

Hakkında çok az şey bilinir... Doğum tarihini anlamak için birçok tarihçinin metinlerine müracaat etmek gerek. Anadolu’nun değişik kentlerinde mezarı olduğu söyleniyor...

Kendisi hakkında
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
diyen YUNUS EMRE’den söz etmek istiyoruz.

Temel ilkeleri arasında barış ve hoşgörü olan Yunus’un ölümünün 700. yılı olması sebebi ile UNESCO 2021 yılını, Yunus Emre Yılı olarak ilan etti. Bizler de, günümüzden 8 asır önce bu kavramları benimseyerek şiirler söyleyen Yunus Emre hakkında ufak bir araştırma yaptık. Geçtiğimiz yıllarda Yunus Emre şiirlerini İbraniceye çeviren Dr. Avram Mizrahi ve Denis Ojalvo ile konu hakkında küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. Yunus Emre’nin şiirlerini İbraniceye çevirirken katkıda bulunan Selim Amado’yu da yâd etmeden devam etmemiz mümkün değil. Mekânı cennet olsun.


Yunus Emre’nin yaşamı
Yunus Emre’nin destansı yaşam öyküsünde az şey bilinmekle beraber 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başı arasında yaşadığı sanılıyor. Bazı kaynaklar Sarıköy, bazıları ise Karamanlı olduğunu ifade ediyorlar. Dönem, Anadolu’da kargaşanın hüküm sürdüğü, bir devir. Beyliklerin birbirleri ile rekabet halinde olduğu bu dönemde, Yunus en çok ihtiyaç duyulan barışa, düzene ve birliğe dem vurur. Kıtlık ve kuraklık günleridir. Yaşamı boyunca Anadolu’yu dolaştığı ve Mevlâna ile karşılaştığı da bilinenler arasında. Mevlâna ile karşılaşmaları sırasında aralarında geçen muhabbet şu cümle ile son bulur: “Et ü kemik büründüm, Yunus diye göründüm.”

Hacı Bektaş Veli ile karşılaşmaları bir buğday hikâyesine dayanır. Kıtlık yıllarında kendisine yardım etmesi için yollara düşen Yunus Emre eli boş gitmemek adına dağlardan alıç meyvesi toplar. Hacı Bektaş Veli bu hareketinden duygulanır ve sorar, “Buğday mı, himmet mi?”

Yunus, “Himmet karın doyurmaz, buğday” der ve tekrar yola çıkar. Yolda pişman olur geri döner ama iş işten geçmiştir. Hacı Bektaş Veli, “Biz o anahtarı Taptuk Emre’ye verdik” der. Yunus Emre tekrar yola çıkar ve Taptuk Emre’ye ulaşmak üzere yollara düşer.

Taptuk Emre’nin yanında, erenler mertebesine ulaşmak için 40 yıl boyunca odun taşır. Söylentilere göre, taşıdığı tüm odunlar düzgün odun parçalarıdır. “Bu dergâha eğri hiçbir şey giremez” dediği söylenir. Bir başka rivayete göre, bir yılana dolanan Yunus Emre’nin, dergâhın kapısında yılandan çözüldüğüdür. Amacı erenler mertebesine ulaşmaktır. Ani bir karar ile dergâhtan ayrılan Yunus Emre pişman olup tekrar döndüğünde şeyhinden özür dilemek ister. Şeyhin kapısında yatar. Şeyhin gözü kördür. “Yatan kişi bizim Yusuf mu?” diye sorunca Yunus’u affettiği anlaşılır. Bu olayın üzerine kısa bir süre sonra Yunus hayatını kaybeder.


“Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü”
diyen Yunus Emre, bir halk şairi değil, halkın şairidir. 3.000 şiir söylemiştir. Molla Kasım bu şiirleri şeriata aykırı bularak 1.000 tanesini yakmış 1.000 tanesini de suya atmıştır. Bu inanışa göre yakılan şiirler gökte melekler, suya atılanlar balıklar, kalan şiirler de insanlar tarafından okunmaktadır.

Yunus Emre şiirlerinin ne zaman yazıya geçirildiğine dair kesin bilgi yoktur. Bunca yıl ağızdan ağıza dolaşan şiirlerin anlamını yitirmemesi, şairin yoğun duygular ve bilgilerle dolu olmasındandır. Genelde herkesin dile almaya çekindiği cennet - cehennem - sırat gibi kavramlar, Yunus’a konu oldu. Derviş geçinenleri, beğenmediği devlet adamlarını eleştirmekten hiç çekinmedi. Bunu yaparken duru bir dil kullandı. Tercihini sadelikten ve içtenlikten yana kullandı.

Yunus Emre’nin 600 beyitten oluşan Risâletü’n-Nushiyye adlı eserinden başka ölümünden sonra tamamlanan Divan adlı eseri günümüze kadar ulaştı. Halk şairinin en önemli özelliği halk tarafından çok sevilmesidir. Türk halkı, ermiş bellediği bu şairi o kadar çok sevdi ve benimsedi ki, köylerine onun adını verdiler, adına taşlar diktiler. Benzerleri gibi eriyip yok olmasına izin vermediler. Birçok ilde mezarı olduğu söylenir. Eskişehir, Karaman, Bursa, Afyonkarahisar, Sivas, Tokat bu illerden bazılarıdır. Azerbaycan’da Yunus Emre türbesi olduğu biliniyor. İlahi aşk, Din, Ahlak, Gurbet, Tabiat, Ölüm ve fanilik temaları ağır basan, Türk Tasavvuf felsefesinin büyük ismi, halk şiirinin öncüsü Yunus Emre’nin şiirleri Denis Ojalvo, Avram Mizrahi ve Selim Amado’nun katkılarıyla Türkçeden İbraniceye tercüme edildi. 42 şiir bir başka coğrafyada nefes oldu.


Türkçeden İbraniceye tercüme edildi
Dr. Avram Mizrahi tıp alanındaki eğitimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde bitirdikten sonra İsrail’e gitti. Şiire ve edebiyata her zaman merakı olan Avram Mizrahi’nin yolu Denis Ojalvo ve Selim Amado ile çakıştı. Denis Ojalvo İstanbul doğumlu, üniversiteyi Hayfa’da Siyasal Bilimler bölümünde tamamladı. Dolayısıyla İbraniceye hâkim.

Avram Mizrahi ve Denis Ojalvo’nun ortak konuları Yunus Emre olur. Uzun zor bir yoldan geçerler. Kolay olmaz Yunus Emre gibi bir şairi anlam kaybetmeden Türkçeden İbraniceye tercüme etmek...
Biz bu yolun izlerini sürdük...


Avram Mizrahi, Denis Ojalvo ve Selim Amado

Neden Yunus Emre?
A. Mizrahi: Yunus Emre’yi konu almak için birkaç neden var. Öncelikle eserinin gücü. 700 yıl sonra da Anadolu kültürünü temsil edebiliyor. Ağızdan ağıza, kulaktan kulağa gelen çok daha amalgam bir dil olan Osmanlıca’ya rağmen Türkçe lisanına çok yakın bir lisan kullanması Yunus Emre’yi sevmemize en büyük etken. Yunus Emre’nin felsefesi de ayrı bir güzellik. Baruch Spinoza’dan çok evvel panteist düşünceyi dünyaya yayıyor. Tanrı’yı her yerde, her yaratıkta, her insanda gören Vahdet-i Vücut düşüncesini dizelerine yansıtan şair, bu düşünceyle dinler arasındaki farkları ortadan kaldırıyor. Kısaca evrensellik ön planda.

D. Ojalvo: Türk Yahudileri Yunus Emre’nin şiirleri ile kendileri arasında bir yakınlık duyarlar. Bu yakınlığın sebebini tahmin etmek gerekir ise, Tasavvuf şiirlerinde Talmud ve Tevrat’ın izlerinin olması. Ayrıca Sefarad Yahudileri, Endülüs’ten beri süregelen fikirler ile Salamon İbn Gabriol, kısaca Rambam olarak bilinen Maimonides gibi düşünürlerin etkisi altında kaldılar. Bu bağlamda Sufiliğe oldukça yakınlar. Yahudiler Yunus Emre’nin şiirlerinde kendilerini “evlerinde” hissettiler.

Dil yapısı farklı olan Türkçe ve İbranicenin bu denli uyum sağlamasının sırrı nedir? Tercüme sırasında dikkat ettiğiniz unsurlar nelerdir?
A.M. Bence bunun “sırrı” öncelikle verilen mesaj. Gerek Tevrat’ta gerekse halk şiirinde az ve öz kelimeler kullanarak metaforlara dayanan bir üslup ile söylenmek, isteneni söylemek kavramı mevcut. Buna bir de mistisizmin gizemi de katılınca işte Yunus Emre diyebiliriz.

D.O. Şiirleri tercüme ederken dikkate almamız gereken unsurlar vardı. Tercümeler ancak bu fikre sadık kalarak anlam kazanabilirdi. Şiirin içeriğine ve verdiği mesaja sadık kalmak, ritmi yakalamak, hece sayısını tutturmak, kafiye yapmak, ve tuzağa düşerek dizeleri nesire indirgemekten kaçınmak önem taşıyordu. Şiirlerin tercümesi sırasında bu iki dile hâkim kişilerin bilgisine ve tecrübesine de ihtiyaç duyuldu.

Ayrıca Memet Fuat’ın Yunus Emre ile ilgili kitabı birçok konuda imdadımıza yetişti. Memet Fuat, Tasavvuf Edebiyatı terminolojisine vakıf olmayan gençler için şiirlerin mesajını doğru algılayabilmeleri için Türkçe açıklamalarını yaptı. Bu, bizim için son derece aydınlatıcı oldu ve yolumuzu açtı. Ayrıca, günümüzde Türkiye’deki sinagoglarda bulunan bazı kitaplarda İbranice metinlerin Latin harfleri ile yazılmasını kitabımızda uyguladık. Bir de, okura vermek istediğimiz en önemli mesaj tasavvuf edebiyatı ile Tora ve Talmud’un etkileşimi idi.

Günümüzde Yunus Emre’yi hangi şair veya yazar ile özdeşleştirebilirsiniz?
A.M. Yunus Emre’yi Yunus Emre yapan, özgünlüğüdür. Buna karşılık günümüzde dahi Türkçenin zenginliğini Karacaoğlan, Köroğlu, Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel gibi halk şairlerine borçluyuz. Yunus Emre’nin verdiği mesajların benzerlerini Spinoza ve Simon Weil gibi düşünürler de dünyaya yaydılar.

Modern Türkiye onun etkisiyle çok şiirini besteledi. Ayla Algan, Esin Afşar gibi şarkıcılar da yorumladı. Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu da Yunus Emre’nin şiirlerinden alınan ilhamla bestelendi.

Yunus Emre’yi tanımlamak isterseniz hangi mısralarını söylerdiniz?
D.O.
Yunus’dur benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni.
Bu dört mısra anlaşılması kolay bir mesaj. Tanrı’ya kavuşma isteği.

Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.
Hepimizin özü aynı, et ve kemik özün üstüne giydirilmiş bir elbise

Mal sahibi, mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan.
Tevazu ve mal mülkün geçiciliği de bu mısralarda gizli.

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil.
Bu mısralar da gönül kırmamak adına...

Tanrı sevgisi ile bütünleşen Yunus her canlıya karşı sevgi besledi. Eserlerinde her zaman merhamet, sevgi ve hoşgörü temaları öne çıktı. Yolu sevgiden geçen herkes günün birinde mutlaka Yunus’un bir mısraı veya dörtlüğü ile karşılaşır.

Kaynakça:
“Yunus Emre Hayatı ve Sanatı”, Azmi Bilgin.
“Yunus Emre”, Memet Fuat.